İktidar tahakküm müdür?

10 Ocak 2021 Pazar

Bir insan topluluğunun kendisine belli bir anlam yüklediği somut nesne ya da göstergelere “simge” denir. Sosyal medyanın evrensel dilinde “emoji” tanımıyla algı dünyamıza katılan grafik imgecikler de birer simgedir. 

Simgeler görsel de olabilir, sözel de. İşlevi, ilgisiz gibi görünen bir nesneden yola çıkarak belli bir kişi ya da olayı çağrıştırmaktır. 

Bir ayakkabı kutusu emojisi olsa, Türkiye’de yaşayan insanların en az yarısının aklına aynı isim gelmez mi?

Ya kol saati? Müstafi bir bakandan başka kimi çağrıştırabilir ki...

Çokomelli desem, kimi düşünürsünüz? Tüpçü desem, kimi?

Bakara makara”nın yapıştığı yüz(süz)ün adı, hepimizin belleğine kazılı değil mi?

Milletin a... koymak”la övünen çarpık suratı, hangimiz unutabiliriz? 

Aramızda “Yeliz”i bilmeyen yoktur da gerçek adını anımsayan kaç kişi?

Van minüt” desem, sular durulmaz mı? “White Sea” desem anlaşılmaz mı?  

Kel” desem on ikiden tutmaz mı? 

Deri pantolon, zincir ve sidik üçlüsü, “Kabataş yalancıları”nın kült simgesi değil midir? 

Dinozor heykeli desem, aklınıza T-Rex mi gelir, yoksa Melih Gökçek mi? 

Kayyım rektör emoji bekliyor

Lakaplar dahil, belli bir kişi ya da olayı çağrıştıran her nesne, ister görüntü olsun ister söz, simgedir. Ama simgeleşmek o kadar da kolay değil, çünkü toplumsal uzlaşma gerektiriyor. 

Bugünlerde simgeleşmeye en yakın aday, Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni atanmışı, şimdilik “kayyım rektör” tanımıyla özdeşleşen Melih Bulu gibi duruyor. Katıldığı bir televizyon programında Türkiye’deki akademisyen sayısını “yüz binlerce”, nükleer silah yapım süresini de “altı ay” sandığına bakılırsa, gelecekte emojisiyle de bütünleşebilir. Melih Bulu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BÜ ve zaten diğer üniversitelere kendi bünyelerindeki akademisyenlerin tercih ve seçim haklarını hiçe sayarak atadığı ilk rektör değil. Nihat Hatipoğlu’nun Gaziantep İslam Bilim (!!!) ve Teknoloji (!!!) Üniversitesi’ne rektör atandığı bir ülkede, en şaşırtıcı örnek de değil. Ama sanırım bardağı taşıran, tahammül bendini aşan, sabır taşını çatlatan son tahakküm damlası olarak sineye çekilemiyor.

Hasan Tan’ı hatırlayan var mı? 

ODTÜ’lü bir mühendisin 6 Ocak’ta BÜ’nün atanmış rektörüne yazdığı açık mektup, son damlanın tarihçesini güzel özetliyor:  

Melih Bey,

ODTÜ 1983 Makine Mühendisliği bölümü mezunuyum. 

Yeni atandığın görev hayırlı olsun diyemeyeceğim. Çünkü Boğaziçi Üniversitesi’nin en başta binlerce öğrencisi ve yüzlerce öğretim üyesi sana “hayır” dedi. Bu durum, yeni bir akademik ve idari görev için hiç de “hayırlı” bir başlangıç değildir.

Öğrencilik yıllarımda, Hasan TAN diye biri ODTÜ’ye “siyasi kimlikle kayyım rektör” atanmıştı. Ancak işçisi, öğrencisi, öğretim üyesi, aileleriyle ODTÜ’lü bizler, şimdi senin durumuna benzer bu atamayı kabul etmemiştik. Buna rağmen Hasan TAN, mevcut hükümeti de arkasına alıp dayatınca, öğrenciler dokuz ay süren boykota başlamışlardı. Bu süre içinde Hasan TAN, üniversiteye polis ve jandarma eşliğinde girebildi. Sebep olduğu üzücü olaylar sonucunda istifa ederek ayrılmak zorunda kaldı. Bir öğrenci arkadaşımız öldü, onlarcası yaralandı, şiddet görüp tutuklandı. Aileleri ve öğrenim yaşamları örselendi. Eğitim ve öğretim aksadı...

Şimdi senin atanmanla da benzer şeyler yaşanıyor. Polis üniversiteye giriyor, öğrenciler okula alınmıyor, yerlerde sürüklenip şiddet görüyor, üniversite kapısı kelepçe vurularak öğrencilerin yüzüne kapatılıyor... 

Binlerce öğrencinin tamamı provokatör olabilir mi? Üniversite demenin en geniş anlamıyla “özgürlük” demek olduğunu ODTÜ’de mutlaka yaşamış ve anlamış olmalısın.

Boğaziçi Üniversitesi’nde bin civarında ve senden çok daha kıdemli öğretim üyesi varken, senin üniversite dışından rektör atanmış olmanın, üniversitenin 150 yıllık birikimini örselediğini, kuruma emek vermiş yüzlerce öğretim üyesinin onurlarını incittiğini ve seçme özgürlüklerine darbe olduğunu anlaman gerekiyor.

İtiraz edilen “akademik kimliğin” değildir. Akademik kimliğinin önüne geçmiş olan siyasi kimliğin üzerinden atanma şeklindir. 

ODTÜ’lü bir büyüğün olarak önerim, bir an önce istifa etmendir. Kalmakta ısrar edersen, hem COVID-19 pandemisi hem de yaşanabilecek gerginlikten dolayı tarafların uğrayacağı zararların müsebbibi konumunda kalacaksın. Şu anda ODTÜ ve kamuoyu, 1977’deki istenmeyen gelişmelerin sorumlusu olarak atayanlardan daha çok, atanan ve istifa etmemekte direnen Hasan Tan’ı hatırlıyor.

Nasıl anılmak istediğin, tarihe nasıl geçeceğin, tam, şimdi senin tercihine bağlı. İstifa edersen, çok kısa bir süre için de olsa, öğrencilerin ve toplumun nezdinde unutulmayan bir rektör olursun. Bu gibi durumlarda istifa, çok onurlu bir davranıştır. Boğaziçi Üniversitesi gibi bir kurum ve kamuoyunda gönüllerin rektörü olarak kalmanın onuru, “istenmeyen kayyım rektör” olmanın yanında paha biçilmez değerdedir.*            

Serdar ERKAN

ODTÜ-ME’83 

Sözün özü

Değerli okurlarım, Türkiye’nin hâlâ üzerinde durduğu sağlam omuzlar; kelin fodulu, hırsızın yolsuzu, çapsızın liyakatsizi, yancının yandaşı kayırdığı muktedir tahakkümden bıktı. Bunca haksızlığı artık taşıyamıyor. Anlasalar iyi olur. Yoksa bu iktidar, tarihe ampul simgesiyle değil, emojisiyle geçecektir.        

* Alıntıdır.


Yazarın Son Yazıları

Adı Salih, yönü Güney 21 Şubat 2021
Bin vefa, bir veda 7 Şubat 2021
Bir annenin çığlığı 27 Aralık 2020
Mahalle temiz. Ya biz? 13 Aralık 2020
Cendere’de boğulmak 6 Aralık 2020