Para yoksa, umut var!

13 Haziran 2021 Pazar

Dostluklarıyla övündüğümüz insanlar vardır. Ahmet Yavuz ve Mehmet Ruşen Gültekin, dostluklarıyla övünülecek, çünkü bilinci bükülemeyecek kadar ilkeli, bir o kadar güvenilir aydınlardır. 

Ahmet Yavuz’la yollarımız albay olduğu sırada, Paris’te kara ataşesiyken kesişti. Fransız Silahlı Kuvvetler Akademisi mezunu, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans sahibi ama daha da önemlisi afra tafra gerek duymayan bir bilgeydi. 

Öylesine sivil bir bilgedir ki Ahmet Yavuz, onunla konuşurken asker kökenli olduğunu unutursunuz. Oysa büyük bir komutan, Atatürk gibi entelektüel birikimi askerlik yeteneğiyle birleştiren bir değerdir. 

Azimli iyimser  

Türkiye’deki ilk yargıç-savcı örgütlenmesi YARSAV’ın kuruluşunda yer alan ve YARSAV’ın Dünya Yargıçlar Birliği IAJ ile Avrupa Yargıçlar Birliği MEDEL’e üye olmasında aktif rol alan Dr. Ruşen Gültekin’i, FETÖ’nün hedefinde oradan oraya sürülürken uzaktan izlerdim; istifa edip aynı etik duruşunu avukat olarak sürdürürken yakından tanıdım. Ruşen Gültekin öylesine azimli bir iyimserdir ki “Devlet, adalettir. Eğrilen adaleti 24 saatte doğrulturuz!” dediğinde sözünü tutacağına inanırsınız.

Para yıkar, inanç kurar

Ahmet Yavuz, BAŞKOMUTAN Emsalsiz Lider başlıklı araştırmasıyla kumpas davalarda bırakmak zorunda kaldığı askerlik mesleğine tarihsel bir başyapıt kazandırıyor. 

Mehmet Ruşen Gültekin, AK-YARGI adlı incelemesiyle AKP iktidarının tarumar ettiği hukuku yeniden tesis için çarpıcı bir proje sunuyor.

İlgisiz konularda yazılmış gibi görünen iki kitabın ortak noktası, bir ülkenin parayla değil inançla, ilkeyle, ülküyle kurulacağı ve ancak ilkelere sadık, sağlam karakterli insanlarla ayakta kalacağı gerçeği. 

Ahmet Yavuz yazıyor: 

Sivas’a doğru yola çıkılma zamanı gelmişti. Para yoktu. Erzurum Müdafaa-i Hukuk teşkilatı parayı teminden sorumluydu. Ellerindeki para kongre masrafı olarak harcanmıştı. Yalnız 80 lira kadar kalmıştı. “Heyeti Faale” üyesi emekli Binbaşı Süleyman Bey imdada yetişti. Bütün birikimi olan 900 lirayı verdi. Bir de şart koştu; parayı verdiğini kimse bilmeyecek ve ileride bu para kendisine iade edilemezse, “helal edilmiş” olacaktı. Parayı gözyaşları arasında aldılar ve 100 lira kadar da aralarında toplayıp bin lirayı teslim ettiler. 

Benzer bir öyküyü de Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas anlatmaktadır. Yer ve tarih belirtilmemiş olsa da Sivas’ta olduğu anlaşılıyor; Heyet-i Temsiliye teşekkül ettikten sonra Kangal’dan bin lira geldiğini yazmaktadır. Ona göre karargâhın hiç parası yoktu. Kangal’dan gelen para için “Halk kesesinden gelen ilk para” ifadesini kullanmıştır. 

Erzurum’da Süleyman Bey’den gelen paranın kaynağı gizli tutulmuştu. Muhtemeler Cevat Abbas da kaynağını bilmiyordu. 

Oysa günümüzde birileri bu konuda da yalanlar uydurmakla meşguldür: Padişahın tonlarca altınıyla gezen ve onun emriyle vatanı kurtaran paşa... Padişahın görevden aldığı ve yakın bir gelecekte de idam hükmünü onaylayacağı asi paşa...

Bu akılsızlık nereye kadar gidecek?*

Mehmet Ruşen Gültekin yazıyor:

Yargıçlık ve Cumhuriyet savcılığı çok değerli bir meslektir. Cahit Yahşi isimli bir Cumhuriyet savcımız, mesleğin başında bize şunu söylemişti:

“Arkadaşlar, aranızda para kazanmak isteyen, mal mülk sahibi olmak isteyen, iyi arabaya binmek isteyen, ailem çok önemli diyen varsa kapı şurada, hemen çıksın. Çünkü bu meslek sefa değil, cefa mesleğidir. Bu meslekte alacağınız en büyük keyif, adaleti tesis etmektir. Türkiye’nin en ücra yerlerinde çalışmaya, bu şartlar altında çalışmaya hazırsanız ve bunu aşkla yapacaksanız, gelin. Yoksa gidin.”

Ülkemizde hukuku tesis edecek, suçun işleyenin yanına kâr kalmadığı bir düzen kuracak savcılara ihtiyaç var. Cumhuriyet savcılarının idealist olması, doğru bir şekilde mesleğini yapması lazımdır. Çok net olarak söylüyorum ki bugün yargı bağımsız olsa, siyasetin elinde olmasa, yürütmeden ayrılsa, yarın dilekçemi verir ve görevime dönerim. 

Ben orta halli bir ailenin çocuğu olarak ancak yargıç, savcı ya da avukat olabilirdim. Birçok arkadaşım mülkiye ya da finans alanında başarılı oldular. Oysa bugün bir daha seçme şansım olsa, yine Cumhuriyet savcısı ve yargıç olmak isterdim. Çünkü hukukçu Dr. Recai Seçkin’in dediği gibi “Bir ülke adaletsizlikle, zulümle ayakta kalamaz. Adalet mülkün temelidir. Bir saat adaletle hükmetmek, 60 yıl idabetten daha değerlidir.”**

Yolsuzluk saltanatı yıkılacak

Atatürk heykellerini put diye kırmaya kalkanların dinozor, hıyar, patlıcan putlar dikiyoruz diye milyar dolarlar iç ettiği, Cumhuriyet savcıları, mafyanın muktedir mafyayı ihbarına kör, sağır, dilsiz kalırken bazı hâkimlerin “en pahalı araba” yarıştırdığı güzel, yalnız, çaresiz ve bitik ülkemizde benim hâlâ umutlarım var: Parayı elinin tersiyle itip ilkeleri ve inançları peşinde koşan Yavuz’lar, Gültekin’ler... 

*Alıntı: BAŞKOMUTAN Emsalsiz Lider/Kırmızı Kedi, 2021

** Alıntı: AK-YARGI/Kırmızı Kedi, 2021


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Adalet pazarlığı! 11 Temmuz 2021
Afra, tafra, mafya 27 Haziran 2021