Yâr bana bir ihbar!

21 Kasım 2021 Pazar

Coğrafya kaderdir deyişi, görece bir doğruluk içerir. 

Doğduğumuz coğrafya kaderden çok şansımızı belirler. Bu şans yürürken düşülen çukur, kafaya çakılan tuğla, önünüze çıkacak palalı katil, en yüksek puanı alıp kumpasla elenmek, parasızlıktan intihar etmek olumsuzluklarını içerebileceği gibi, hiç çalışmadan birkaç maaşa bağlanmak, pudraşekeri çekip varaklara bulanmak, arkeolog olup Merkez Bankası’na atanmak gibi talih kuşu konuşları da kapsayabilir. 

En şanslılarımız, aslında değneğin iki ucunda da hak edilmemiş eksi ve artılara bulaşmadan hayatta, ayakta, düzgün kalabilen insanlarımızdır. 

Bence coğrafya değil, tarih kaderdir. Hani şu, cahillerin bile okumadan yazmadan öğrenip kuşaktan kuşağa aktardığı “toplumsal bellek” dediğimiz tarih...

GÖNÜLLÜ MUHBİRLİK GELENEĞİ

Ve Türkiye’nin toplumsal belleğinde, hiçbir düzeyde eğitimin değiştiremediği iki genetik kod vardır: Devlete kulluk ve muhbirlik. Başka bir deyişle bu coğrafyada, en eğitimli kesimden insanlar arasında bile eşitlik ve dayanışma demek olan yurttaşlık bilincini içselleştirememiş bir çoğunluk; hem birbirini gammazlamaya bayılır hem de onu bunu devlete ihbar etmekte yarışır. 

İster inanın ister inanmayın, Teşkilatı Mahsusa’dan MİT’e, dünyada en kalabalık ve bedava muhbir nüfusunu Türkiye barındırır. 

1968’lerin jargonuyla “muhbir vatandaş” dediğimiz bu nüfus, yarım yüzyılda eksilmemiş, artmıştır. 

İHBAR TAMAM, HABER NE?

Geçen hafta Çamlıca Kulesi’ndeki restorandan manzara fotoğrafı çeken İsrailli turist çiftin bir garsonun ihbarıyla gözaltına alınıp “siyasal ve askeri casusluk”la suçlanmasını işte bu bağlamda hiç yadırgamadım. 

Çamlıca Kulesi’ndeki 360 Kule Kafe/Restoran işletmesinin Erdoğan’a yakın isim olan Hasan Yeşildağ’a verildiğini, sevgili Miyase İlknur’un 4 Haziran’daki haberinden öğrenmiştik. Böyle bir mekânda Erdoğan’ın evinin fotoğrafını çeken müşterilerin ihbar edilmesi değil, edilmemesi garip kaçardı.

Ancak olay, muhbir vatandaşların yeni casusluk tekniklerine ne kadar yabancı, dolayısıyla ne denli cahil ve geri kaldığını göstermekle şaşırtıcıydı. 

NOKTA ATIŞINA KARŞI, SERPME KAHVALTI! 

Modern casusluğun ağırsıkleti İsrail’in, dünyayı göklerden gözetleyen 11 istihbarat uydusu var. Üstelik bu uyduları ulusal bir roket fırlatma sistemiyle uçurup yörüngeye yerleştiren sadece sekiz ülkeden biri. 2020’de uzaya gönderdiği sonuncu istihbarat uydusu Ofek 16, elektro optik kapasitesiyle bir teknoloji harikası sayılıyor.  

Meğer bizim “muhbir vatandaşlık” kodlaması ise Soğuk Savaş zamanında durmuş, yerinde sayıyormuş. 

Hasan Yeşildağ’ın restoranında bir garsonun, üstlerine danışmadan terörle mücadeleye ihbarda bulunmayacağı düşünülürse durum daha da vahim: Cumhurbaşkanı’na en yakın kişiler bile casusların artık fotoğraf çekmeye, çekilen fotoğraftan mesafe hesaplamaya ihtiyaçları olmadığından habersiz...

GOOGLE NE, GPS NİCE?

Demek ki dünyadaki her sokağın, her evin Hazreti Google’da görüntülendiğini bilmiyorlar. Daha da vahimi, milyonluk arabalarında, varaklı telefonlarında ya GPS’leri yok ya da GPS nedir, neye yarar, öğrenememişler daha...

İşte bütün bunları düşünerek karı koca belediye otobüsü şoförü İsrailli turistlerin ihbarına değil de tutuklanmalarına çok şaşırdım. Muhbir vatandaş teknoloji cahili olabilir ama tutuklayan polis ve savcının casusluğun artık öyle yapılmadığını bilmemesi akla yakın değildi. 

Herhalde bilmediğimiz bir şeyler vardır, diye düşündüm ve meslektaşım Sinan Fişek’ten dinlediğim yarım yüzyıllık bir haberi anımsadım. 

BÖCEK İLACINDA YANMAK

İsraillilerin de her zaman akıllı olmadıklarını gösteren haber, Jerusalem Post gazetesinde yayımlanmıştı: Kudüs’te yaşayan bir İsrail yurttaşı, tuvalette içtiği sigarayı klozete atınca hazne alev almış ve belden aşağısı üçüncü dereceden yanık teşhisiyle hastaneye kaldırılan zavallı adamın, çekilen röntgenleri sonucu aynı zamanda bir kolunun, iki de kaburgasının kırık olduğu anlaşılmıştı. Olayın gelişimi unutulmaz lezzetteydi. 

Mağdurun her gece aynı saatte girdiği tuvalette bir de sigara tellendirmek alışkanlığı vardı. Ancak o meşum gecenin gündüzünde, karısının klozet içinde bir hamamböceği görüp suyun içine bir koca kutu böcek ilacı döktüğünden haberi yoktu! Feci biçimde yanan takım taklavatı dolayısıyla kaldırıldığı hastanede doktorlar, yanık mabadın uğradığı kazayı anlamışlardı ama bir kol iki de kaburga kırığına bir anlam veremiyorlardı.

KAHKAHADAN KIRILMAK 

Adamcağız biraz kendine gelince açıkladı. Poposu yandıktan sonra eve çağrılan cankurtaran ekibi, kendisini oturduğu dördüncü katın merdivenlerinden sedyeyle indirirken içlerinden biri: “Bu iş nasıl oldu” diye sormak gafletinde bulunmuş, o da anlatınca kahkahalara boğulan sağlık personeli sedyeyi düşürmüş ve adamcağız merdivenlerden aşağı yuvarlanırken bir kolu, iki de kaburgası kırılmıştı... 

Yanıklar yüzünden kırıklar edinen hastanın, kırıklar yüzünden başına gelenleri bilmiyoruz.

Ama son günlerde İsrail’i epeyce güldürdüğümüzü biliyoruz. 

Siyasal ve askeri casuslukla suçlandıktan birkaç gün sonra aklanıp VIP uçakla İsrail’e dönen turist çift sayesinde; Türkiye’deki hafiyelik teşkilatının dünya istihbaratını bir kez daha eğlendirdiğine tanık olduk.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Günah keçisi 21 Ocak 2022
Politika nedir? 14 Ocak 2022