Çoğunluğu oluşturan sayısız vicdanlı insan, evinde utanç içinde.
Azınlık olan ama azgınlaştıkça azgınlaşan bir avuç insan, sokaklarda intikam peşinde.
Aylardan eylül, mevsimlerden bahar.
Ama bu, baharların en fenası, Anadolu’da maalesef kesif bir faşist baharı.
Kirli pazarlıklar, aldatmacalı dostluklar, geçici barışlar, uzun vadeli hesaplar...
Bir av eti gibi paylaşılan topraklar...
Kandırılan, kışkırtılan halklar...
Hiçe sayılan hayatlar...
Öfkeleri körükleyerek kendilerine yol açanlar...
Hayallerindeki iktidara doğru ilerlemeye çalışırken baştan ayağa kire bulanan, kimi dağda, kimi sarayda, kimi hapiste haris liderler...
Halklar arasında zorla yaratılan, neresinden tutarsak tutalım elimizde kalacak zoraki bir düşmanlık...
Aklı başında onca insana rağmen körüklenen korkunç bir iç savaş...
Nihayet bizim ülkemiz de deliriyor yavaş yavaş.
Biz bu rezil oyunun içinde ille de bir taraf olmaya zorlanıyoruz.
Neye üzüleceğimizi, neye isyan edeceğimizi onlar belirliyorlar.
Oğlu zorunlu askerlik yapan ve bir pusuda ölen şehit ailelerinin acısıyla, çocuğunu gömemediği için buzlukta saklayan Kürt ailenin acısını kıyaslamamızı istiyorlar.
Savaşın dramatik hikâyelerini gözümüze sokarak, yapmamızı istedikleri okumalar beylik.
Özerklik ilan edenlerle, “O özerkliği başınıza yıkarız” diyenler, avucumuza bir an konduğu yanılsamasına kapıldığımız güvercini nefret ateşinde kavuruyorlar.
Ortada en manasızından bir soru:
“Önce kim başlattı?”
Gazete okuyarak ve televizyon seyrederek haklıyla haksızı ayırmaya çalışıyoruz. Kahvelerde birbirimizle atışa atışa futbol takımı tutar gibi siyaset yarıştırıyoruz.
Bu arada insanlar ölüyor, binalar yanıyor, akıllar tutuluyor.
Onlar bize, “Bayraklardan bayrak seçin” diyorlar, “Nefretlerden, nefret; küfürlerden küfür seçin”.
Her birimiz kendi isyanımızla ve üzüntümüzle baş etmeye çalışırken, aramızda açılan koridorun karanlığında faşizm kol geziyor.
Bu cinnet halinden bizi koruyacak tek şey var:
Kötülüğün hedefindeki ilk kurban olan vicdan.
Onu şimdi yerinden çıkarıp, ortalık yatışana kadar kimselerin yetişemeyeceği bir yükseklikte korumalıyız.
Bir devlet yıkmak ya da bir devlet kurmak hayaliyle yanıp tutuşmak zorunda değiliz.
Yıkıntıların altında, tuğlaların arasında kalanları çıkarmak zorundayız.
Var olan sistemi her şeye rağmen savunmak zorunda değiliz.
Barış istemekte diretmek zorundayız.
Dünya ganimetlerini paylaşmak için insan hayatlarını gözünü kırpmadan harcayan politikalarının oyuncağı olmak zorunda değiliz.
Gerçekten “akıllı” olmak zorundayız.
Vicdanımızın kıblesini şaşırtmaya çalışan tüm tuzakların üzerinden atlamak zorundayız.
Barış dilini tek bir hamleyle çatallı bir yılan diline çeviriverenlerin, Kürt hareketini Meclis’e taşıyan iradeyi kör bir bıçakla kesip atacak kadar kendi halkına bile düşman olduğunu görmek zorundayız.
Pazarlıkların ve hesapların peşinden gidenleri, gerçekten barış isteyenlerden artık ayırmak zorundayız.
Terör örgütüne hiddetlenip ellerinde meşalelerle yangınlar çıkaran, camlar kırıp masalar deviren ve sokaktan adam çevirip öldüren ateşli kalabalıkların karşısında durmak zorundayız.
Tarih boyu yapılmış ne kadar kötülük varsa hepsinin o ateşlerden, o çığlıklardan, o tehditlerden, o hiddetten hayata zehir gibi, yeniden ve yeniden sızdığını fark etmek zorundayız.
Savaşla barış arasında dikenli tellerden bir salıncak, ipi koptu kopacak.
Kanlı Ortadoğu’nun zehirli hükümdarlığına zar atan Türkiye, nihayetinde en sertinden ve tehlikelisinden bir faşist baharıyla tanıştı, tanışacak...
Faşist baharı
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Patron çıldırdı
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Vatandaşın evi
Mültecinin evi
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Sizin hiç silahınız çalındı mı?
Uçağın kadar konuş!
Merve’nin kaderi ve bizim kaderimiz
‘Ben Aziz Nesin...’
Çocuk tacizinin önlenemeyen devamlılığı
Her şey ‘gerçekten’ çok güzel olsun diye...
O çocuklar sizi hiç sevmeyecekler
Katil belli, refleks belli, sonuç belli
Gazeteciliğin karanlık yüzü
‘Hadi’ ama kime hadi?
Mafyayı bilmek ve mafyayı anlamak
‘Ne oldu? Öldürdün mü?’
‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’
Neyi bekliyorsunuz?
Kimin lehi, kimin aleyhi?
Mafyanın ve iktidarın selameti, ülkenin kıyameti
Gençliğe hitabe
Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş
Devlet, mafya ve siyaset üçgeni değil, dairesi
Çocuklarımızın ismini neden Deniz koymuştuk biz?
Temel ihtiyaçlar listesi
Beş maymun* ve bir toplum
İnsanlığın aydınlık ve karanlık yüzü
Bugün 23 Nisan, öfke doluyor insan!
Burada yazar ne demek istemiştir?
Geçmiş olsun Ahmet Altan
‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’
‘Darbe’nin kelime anlamı ve bizim için anlamı
Günün mönüsü: Emekli generaller
Geniş kalçalı ve çok memeli kadın tanrılar
Kokain cesareti
İktidarın yüzüncü yıl fantezisi belli, peki ya sizinki?
Siyasi başarısını;
Tek parti, tek akıl, tek uçurum