Faşist diktatöre veba töreni

12 Mayıs 2015 Salı

Faşizm veba gibidir. Lakabı “Kara iktidar”dır. Ne gelişmiş ülkelerde, ne de gelişmekte olanlarda tamamen ortadan kalkar; En iyi kalpli muktedirin bile kalbinin derinlerinde bir yerde hep yatar. Geri kalmış ülkelerde şahlanır; gerilemekte olan ülkelerde iktidara mıhlanır. Bulaşıcı ve öldürücüdür. Tıpkı veba gibi, kaynağı yanlış bilinmektedir.
Veba, bir fare hastalığı değil; pire hastalığıdır.
Pireler fareleri öldürürler; ölü farelerle temas eden insanlara da hastalığı, fareler değil pireler geçirirler.
İnsanlar aslında farelerle kader ortağıdırlar ama bunu bilmezler.
Pirelerden korkacaklarına farelerden korkarlar.
Asıl sinsi tehlikeyi fark etmeden; hedefi şaşmış gösterişli telaşlarla oyalanırlar.
Genetik hafızaya yanlış yüklenen bilgiler çağlar boyu değişmeden aktarılmaya devam ediyor.
İnsan acının da öfkenin de gösterişlisine kanıyor.
Zamanla insan insanın piresi oluyor.
Bu sayede zihnin kuytularında sinsi sinsi yuvalan faşizm, diktatörlere yöneltilen kolektif öfkeye rağmen bir türlü ortadan kalkmıyor.
Onları saklandıkları deliklerden çıkarmak; büyük mahkemelerde yargılamak ya da apar topar darağacında sallandırmak...
Hiç ama hiçbir işe yaramıyor.
Diktatör ölünce faşizm de ölmüş sayılmıyor.
Askeri ya da sivil... Ülke darbelerden asla ders almıyor.
Kötü kalpli üvey bir anayasayı bundan 30 yıl önce koşa koşa gidip onaylayan insanlar, veba yayar gibi hastalıklı bir zihniyeti yayıyor ve yıllar sonra benzer bir anayasaya “yetmez ama evet” diye yine gidip damgayı basıyorlar.
Aradan onca zaman geçiyor, diktatör mağduru halkın pamuk prens saflığı bir türlü geçmek bilmiyor.
Kafasına darbe yiye yiye aklını kaybeden ülke öfkesini de sevincini de kontrol edemez, neye yönlendireceğini bilemez halde.
Kendisine iyice parlatılıp uzatılan kırmızı elmalara kanmaya hâlâ teşne.
Bugünkü iktidar da başkanlık düşlerini ülkenin bu huyuna güvenerek kuruyor.
Geçmişle hesaplaşmak peşinde oyalanırken günün hesabını tutmayı ihmal eden bir ülkede pervasızca esip gürlüyor.
Camus’nün, insanın felaketler karşısındaki tehlikeli dönüşümünü ve felaketi kanıksayışını anlattığı Veba romanında şöyle bir diyalog vardır:
“Söyleyin doktor, vebadan ölenler için bir
anıt yapılacağı doğru mu?
-Gazeteler öyle diyor. Bir gömüt taşı ya da bir plaka.
-Bundan emindim. Ve nutuklar atılacak! (...) Buradan duyuyorum onları: ‘ölülerimiz…’ Sonra da gidip karınlarını doyuracaklar.”
Biz de acımızı içimize, diktatörü toprağa gömüp, oraya buraya plaketler koyacağız. Sonra gidip yine karnımızı doyuracağız.
Faşizmin simgesi olmuş bir diktatörün ölümün ardından intikam coşkusuyla şahlanan müthiş bir neşe duyabilirsiniz...
O ölüm haberini yerlerde sürükleyip, duvarlara çarpa çarpa akıl fikir sokaklarında günlerce dolaştırabilirsiniz...
Kalın hesap defterlerinin kirli sayfalarını parmaklarınızı tükrükleye tükrükleye defalarca çevirip geçmişe yeniden bakabilirsiniz...
Bir ülkenin makûs tarihini, yargılanamadan ölüp giden bir faşistin nezdinde sonsuza kadar lanetleyebilirsiniz...
Ama gönüllü olarak kurduğunuz ve içinde rol aldığınız sistemle, her türlü iktidar hırsını onaylamaya devam ettiğiniz sürece bu düzen değişmez.
Ne kadar derine gömerseniz gömün faşizmi...
Pireler kokusunu alıp, onu yine çıkarırlar geri.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Vatandaşın evi 23 Temmuz 2021
Mültecinin evi 21 Temmuz 2021
Uçağın kadar konuş! 9 Temmuz 2021