Günaydın Türkiye

18 Ağustos 2015 Salı

Avluda kediler oyun oynuyorlar.
Ben yazı yazıyorum.
“Bu meselenin hiç yabana atılmayacak 13 yıllık bir tarihi var.
Tehlikenin farkına varmamakta her aşamada ısrarla direnen koca ülke artık tehlikenin farkını geçti, kucağında...”
Ağaç dalları cırcırböcekleriyle dolu. Hafiften sıcak bir rüzgâr esiyor.
Ben yazı yazıyorum.
“İktidarını koruyabilmek için yapılabilecek son şeyi de yaptı;
Ülkeyi terör ve savaşla tehdit etti.
Şimdi de pazarlık peşinde.”
Kapının önünde iki keçi var bağlı. Hareket ettikçe boyunlarındaki çanlar çınlıyor.
“Eski gücümü geri verin, sizi rahat bırakayım diyor.
Gözü dönmüş bir âşık gibi. Ya benimsin ya kara toprağın mantığıyla esip gürlüyor. Sevdiği için öldürecek, başka yolu yok.”
Arada duvarda asılı şeylere bakıyorum.
Annemin gençliği, kedimin bebekliği, babamın kol saati...
Sonra yine yazıyorum.
“Ne devlet tanırım ne kanun. Devlet de benim, kanun da benim, demesi bu yüzden.
Bizi korkutarak yolunu açmaya çalışıyor.
Bugüne kadar bu yöntemle ilerledi. Yine en iyi bildiği şeyi yapıyor.”
Haberlere göz atıyorum. Şehit cenazeleri, çırılçıplak soyulan PKK’li kadın görüntüsü, batan bottan denize dökülmüş mülteciler.
Yazmaya devam ediyorum.
“Herkes hâlâ birbirini dürtüp, ‘E sivil darbe di mi bu yaptığı’ diyor.
Ama kimse onu dürtmüyor.”
Kalkıp çay demliyorum. Dirilmek için içine karanfil atıyorum.
Yazdıklarımın hepsini silmek istiyorum.
“Artık yorgunuz.
Çünkü delinin kuyuya attığı taşları tek tek çıkarmak bize düşüyor.
Artık gerginiz.
Çünkü o taşlarla sarayının odalarını çoğaltıyor.
Artık sinirliyiz.

Çünkü o sarayda daha uzun süre yaşayabilmek için savaş çıkarıyor.”
Komşuların konuşmaları geliyor yan bahçeden.
Bir çapa sesi belli belirsiz.
Patlak bir egzoz ve devamlı öten bir horoz.
Biz yine hukuk kitaplarını karıştırıp onun dayanaksız açıklamalarını boşa çıkarmaya çalışacağız;
O elinde kutsal kitap sallaya sallaya kürsülerde caka satacak.
Aynı masadayız, aynı oyunu başka kurallarla oynuyoruz.
Biz barış istiyoruz diye sokaklara çıktıkça o şehitliğe methiyeler düzüyor.
Sorunları çözmek adına düğümleyen; sistemi kurmak adına yıkan bu adam...
Kediler avluda oyun oynuyorlar.
Ben karanfilli çay içiyorum.
Birkaç kilometre ötemde mülteciler ceplerindeki üç kuruş parayı sayarak Yunan adalarına geçebilmek için kaçakçılardan gelecek haberi bekliyorlar.
Uzaklarda biri “Seni yine başkan yaptırmayacağız” diye bağırıyor.
Horoz mütemadiyen ötüyor.
Oda karanfil kokuyor.
Ben yazıyorum.
“Ülkenin yönetim sistemi değil ama sinir sistemi nihayetinde değişti.
Günaydın Türkiye.”  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Hadi’ ama kime hadi? 11 Haziran 2021
Neyi bekliyorsunuz? 28 Mayıs 2021