Korkunun ecele faydası

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Bu ülkenin ulusal marşı “Korkma” diye başlar;

Ve bu coğrafyanın insanları maalesef korkmamaları gerekenlerden korkar ve korkmaları gerekenlerden korkmazlar.

O yüzden iktidara inatla solcuları değil, sağcıları getirirler.

Güvenecek olurlarsa da ancak sağa göz kırpan solculara güvenirler.

Güçlü olmayı gaddarlıkla bir tutarlar ve güçlü gaddarların himayesinde daha mutludurlar. 

Gerçek adalet işlerine gelmez, mutlak bağımsızlık ihtimali gözlerini korkutur. 

Ama...

Demokrasinin elden gitmesinden korkmazlar.

Laikliğin zedelenmesinden endişelenmezler.

Irkçılığın alıp başını gitmesi korkutmaz onları.

Sanatın, edebiyatın, bilimin, felsefenin rafa kaldırılması tüylerini ürpertmez.

Eğitimin dinselleşmesi ürkütmez.

Meclis’in dualarla açılması kanlarını dondurmaz.

Alnında kurban kanı olan politikacılardan korkmayı akıl edemezler.

Cemaatçilerin Meclis koridorlarında gezinmesinden akılları gitmez.

Dinden, imandan bahsedip ülkeyi soyanlardan ürkmezler.

Demokrasiden, hedeflenen durağa gelince inilecek bir tramvay olarak bahseden bir politikacının cumhurbaşkanı olmasından korkmadı bu ülke.

Onun hazırladığı anayasadan, o anayasanın tuzaklarından korkmadı.

Yetkiyi tek başına ele geçirmesi korkutmadı kimseyi.

Hukukun, iktidarın hizmetine girmesinden zerre kadar endişe duyulmadı bu ülkede.

Devlet okulları imam hatibe çevrilirken, herkes korkusuzca seyretti olupbiteni.

Okulların idari kadroları imam hatip mezunu yöneticilerle doldurulurken kimsenin kanı donmadı.

Psikologların yerini din adamları alıyor diye kalbi duran olmadı. 

Üniversitelerin içi boşaltılırken olacaklardan korkan çıkmadı.

Yıllarca sınav sorularını çaldığı kanıtlanan bir çete sözde çökertildi ve o çalınan sorularla eğitim gören, sonra çeşitli makamlara gelen insanlar bugün nerede, ne yapmaktalar ve hâlâ neye hizmet etmekteler diye korkan da olmadı.

Bu ülke, bunca kötü tecrübe yaşadı, yine de başına gelebileceklerden korkmayı hiç akıl edemedi.

Askeri vesayeti kaldırmayı vaat edenlerin dini bir vesayet bayrağı taşıyor olmasından korkmayanlar...

Cumhuriyeti, dini siyasete alet edenlere teslim etmekte sakınca görmeyenler...

“Bir de bunu deneyelim, ne kaybederiz ki?” diyecek kadar cahil cesareti gösterenler...

Bizim ilkelerimiz sağlam, kimse onları yıkamaz” diye düşünecek kadar moralli olanlar...

İslami bir demokrasinin kendi bildikleri demokrasiden ne farkı olacağı üzerine kafa yormayanlar...

Geldiği alenen görünen tehlikenin farkında olmayı din düşmanlığı diye kodlayarak, dini politikaya alet edenlerden korkmayı yiğitliğe sığdıramayanlar...

Ve ülkenin başına gelen her şeyi çabucak unutanlar...

Şimdi Abdullah Gül’den neden korksunlar?

***

Ulusal marşı “Korkma!” diye başlayan ve müzikal anlamda pek de başarılı olmayan bu marşı neredeyse yüzyıldır bağıra bağıra okuyan bu halk, korkuya hangi noktada yabancılaştı, tartışılır.

Ama..

Ayarlarıyla fazla oynanan muhalefetin, üzerinde Arapça yazı olan her şeyi inandığı din kitabıyla özdeşleştirip kutsallaştıran cahil ürkekliğine benzer bir ürkeklikle...

Korkulacak ve korkulmayacak şeyler arasındaki ince ama hayati çizgiyi muallak bir şekilde tanımlaması tartışılmaz bir hatadır. 

Nihayetinde;

Korkma...

Sönmez bu şafak.

Larda yüzen al sancak.

Böyle giderse korkunun ecele faydası gerçekten olmayacak. 


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020
Anarko Kemalist 16 Eylül 2020