Korona dersleri

13 Mart 2020 Cuma

Evet, gerekirse okullar kapatılabilir.

Gerekirse resmi işler durabilir. 

Gerekirse ithalat ve ihracat ertelenebilir.

Gerekirse üretim aksayabilir.

Gerekirse toplantılar iptal edilebilir.

Gerekirse seyahatlerden vazgeçilebilir.

Gerekirse düşmanlıklar unutulabilir.

Gerekirse her şey insan sağlığının önceliği ilkesine göre gözden geçirilebilir. 

Gerekirse her şeyi ama her şeyi yapmadan önce durulup bir düşünülebilir.

Ne yediğimizi, ne içtiğimizi düşünebiliriz.

Zevk aldığımız şeyleri gözden geçirebiliriz.

Alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.

Hedeflerimizi farklılaştırabiliriz.

Hırslarımızı eleyebiliriz.

Başkalarıyla ilişkilerimizi kontrol edebiliriz.

Kazançlarımızı farklı tarif edebiliriz.

Zamanımızı bambaşka şekillerde kullanabiliriz.

Gerekirse.

Gerekirse, insanın değiştiremeyeceği şey yok.

Tek sorun neyin ne zaman gerektiğine karar verme reflekslerimizin sorunlu olması. 

Şu anda dünyanın bir ucunda başlayıp her yerine bulaşan  ve bağışıklık sistemi düşük olan insanları hızla ölüme götüren koronavirüs salgınından öğrenilecek en önemli şey belki de bu.

Aşısı henüz bulunamamış bu virüs ırk, din, dil, statü ayrımı yapmıyor.

En cahilinden en eğitimlisine, en zengininden en fakirine, en akıllısından en aptalına, en sağlıklısından en sağlıksızına, en çağdaşından en ilkeline, en kötüsünden en iyisine, mevki gözetmeden birinci, ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine “adil” bir şekilde yayılıyor.

Ve tüm dünyadaki tüm insanlar uygarlık tarihinde belki de ilk kez bu kadar birbirlerinden haberdar bir şekilde eşzamanlı ve ortak bir “ölüm” korkusu yaşıyor, “kalım” savaşı veriyorlar.

Oysa daha önce hep birlikte davranarak önleyebilecekleri bir sürü korkunç şeyin farkına bile varmadılar.

Global iklim felaketlerinin sinyalleri gözlerine sokulduğu halde bu konuda sorumluluk hissetmediler.

Savaşları umursamadılar, savaş mağdurlarının başlarına gelenlerle hiç empati kurmadılar. 

Bir tek çocuk o denizde boğulduğunda yer yerinden oynamalıydı.

Bir şehir bombalandığında tüm dünyada hayat durmalıydı. 

Aslen sadece mitolojik bir değer taşıyan inançlar konusunda samimiyetsiz bir ortak hassasiyet hamaseti yapmaktan öteye gitmeyen insanlık, güçlünün hâkimiyetine terk ettiği bu dünyada, güçsüzün başına gelen her türlü şeye kader diye bakar.

Şimdiyse...

Henüz aşısı bulunmamış bir virüsün kontrol edilemez saldırganlığında korkunç tecrübelere gebe olma korkusu, herkese kaderi değiştirebilmek için yol gösteriyor; insanlar şimdiye kadar vazgeçemedikleri şeylerden aslen hızla vazgeçebilecek reflekslere sahip olduklarını hatırlıyorlar.

Ama insanlığın en ince zarı hafızası.

Şu anda yaşananların hemen unutulacağı tecrübeyle sabit. 

İnsanlık, daha önce yaşanmış ve küresel felaketlere dönüşmüş büyük savaşlardaki deneyimlerden çıkardığı anlamları nasıl hızla çöpe attıysa; muhtemelen bu günlerden alacağı dersleri de aynı yere fırlatacak. 

Daha düne kadar birbirini öldürmekten zerre kadar korkmayan ama bugün hep birlikte ölmekten çok korkan insan;

Adı Latincede taç anlamına gelen bir virüsün, kutsal bir hale gibi herkesin ama herkesin kafasının üzerinde belirmesiyle birlikte bir süre aynı frekansta titreşecek ve o hale söndüğünde kendi eski korkunç şuursuzluğuna geri dönecek.

Çünkü, anca bu kadar evrimleşen beyninin çalışan kısımları, kontrolsüz bir virüsten neden korkulması gerektiğini hızlıca anlıyor da;

Kontrolsüz iktidarlardan ölümüne korkması gerektiğini anlayacak en önemli kısım muhtemelen hâlâ çalışmıyor.


Yazarın Son Yazıları

Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020