‘Taksim Meydan Muharebesi’

21 Ekim 2020 Çarşamba

Taksim Meydanı’nda şu anda;

Cumhuriyetin öyküsünü anlatan bir heykel var. 

Zamanında bir odası siyasi suikastların tetikçilerine mekân olmuş bir otel var.

Zamanında kaçarken üst üste yığılmış insanlara mezar olmuş bir yokuş var. 

Zamanında en barışçıl isyana mekân olmuş bir parka çıkan merdivenler var.

Arada sırada kurulan bir Kızılay çadırı var. 

Rengârenk çiçek tezgâhları var.

Saksıların içinde ağaçlar var.

Kendilerine atılan yemlere kana kana, yere konup konup kalkan kuşlar var.

Taksim’de bir cami

Taksim Meydanı’ndan şu anda;

İnşaatı süren bir camii ve yenileme inşaatı süren bir kültür merkezi var. 

O caminin karşısına, cami yapımıyla eşzamanlı olarak yıkılıp yeniden dikilen Atatürk Kültür Merkezi’nin odağına bir kubbenin boşuna konmadığını düşündürecek bir sürü şey var. 

Bu iki yapının aslında içerik açısından birbirine zıt değerleri temsil ettiği...

O camiyle dayatılan kültürel değerlerin karşı komşusu tarafından önerilecek kültürel değerlere ne gözle baktığı...

Ve bu çatışmadan çıkan enerjinin bu ülkeyi nasıl yaktığı aşikâr olmasa... 

Estetik açısından birbirine arkadaşlık eden bu iki yapının göze hoş bile görünebileceğine dair bir iyimserlik;

Ve o camiden çıkanların hiçbir zaman Atatürk Kültür Merkezi’ndeki bir bale gösterisine gitmeyeceklerini bilmenin yarattığı derin bir tedirginlik ve ürkeklik var. 

Taksim Meydanı’nın insanları

O tedirginliğin ve ürkekliğin gölgesinde Taksim Meydanı’nda şu an;

Daha dün işten atılan biri var.

Bir ay önce işsiz kalan biri var.

Üç aydır iş bulamayan biri var.

Kaybetmekten korktuğu işine koşar adım giden biri var. 

Yarın işsiz kalacak biri var.

Meydandan hızla geçip gidenlerin paçalarını çekiştirip kâğıt mendil satmaya çalışan çocuklar var.

Kucağında bebeğiyle dilenen mülteciler var. 

Gün ve gece boyu taşlara oturup flüt çalıp para toplayan ve bir yandan da ev ödevlerini yapan ilkokul öğrencileri var. 

Sokak aralarındaki karanlıklarda kayboldu kaybolacak kimsesiz çocuklar var.

İçi restoran artıklarıyla dolu bir çöp torbasının başına oturmuş içinden yiyecek ayıklayan genç kadınlar var.

Kendi kendilerine konuşarak dolaşan ve sokaklarda yatan deliler var.

Gözleri görmeyen, bacakları tutmayan, elleri kolları yaralı olan ve bir köşede bir şeyler satmaya çalışan umutsuz insanlar var. 

Avuçlarının içinde tinerli bezler, kapı eşiklerinde köpeklere sarılıp sızan çocuklar var.

Taksim Meydanı’nda, şu anda, her zamankinden daha yoğun ve karanlık bir hayat var. 

Projeyi kimler oylayacak?

İşte İstanbullular bu meydanın mimari açıdan yeniden düzenlenmesi için açılan yarışmada finale kalan projeler için oy kullanacaklar.

O oy kullanan İstanbullular, çoğunlukla okumuş yazmış insanlar olacaklar;

Taksim’e yolu düşenler ya da nicedir düşmeyenler...

Taksim’i hâlâ sevenler ya da artık hiç sevmeyenler...

Taksim’e dair anıları olanlar ya da olmayanlar.

Ama Taksim’in meczupları, dilencileri, yaralı insanları tıpkı hiçbir konuda olmadığı gibi o oylamada da bir tercih kullanmayacaklar.

Hatta belki olan biteni ruhları bile duymayacak ve kim bilir yeniden düzenlendiğinde meydanın hangi köşesinde hangisi kendisine yeniden nasıl bir yer bulacak?

***

Bunları düşünün, mümkünse sadece bunları düşünün. 

Cumhuriyet tarihinin ilk zamanlarından bu zamanlara kadar Taksim Meydanı’nın etrafında dönen soğuk ve sıcak savaşları düşünün.

Bu meydan muharebelerinden yenik çıkan değerleri, o değerler ve o yenilgiler için ödenen bedelleri düşünün.

Sonra da bunların nedenlerini ve sonuçlarını düşünün.

Mümkünse, meydanın halkoylamasıyla yeniden düzenlenmesine ondan sonra sevinirsiniz.

Ve belki de üzülürsünüz. 


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020