Mümtaz Soysal

Fanteziler Çılgınlığı

30 Nisan 2011 Cumartesi
\n\n\n

ÇOK kişi bilmeyebilir, Ankara Barosunun bir de Hayvan Hakları Kurulu var. Kurulun yayımladığı Yaşat adlı aylık derginin adına bakarak, bütün yaratıklar için temel hakkın yaşama hakkı olduğunu hemen seziyor ve bundan doğan ödevin de yaşat emriyle özetlendiğini kolayca anlayabiliyoruz. Ama, yaşatmaya önem vermenin hemen ardından, beslenmek için kuzulardan başlayıp tavuklara ve balıklara kadar bir yığın canlıyı vurarak, keserek, oltayla tutarak can aldığımızı düşünmeden de edemiyoruz.

\n

Bir bakıma, bitkilerin mutluluğundan söz eden Tibetli Dalai Lamayı anımsayıp çiçek koparma gibi fasulye toplamanın da can almak anlamına geldiğini düşünerek hiçbir şey yiyemez duruma gelmek işten değil. Dolayısıyla, can kavramının kutsallığından kalkarak yaşama hakkına, oradan da hayvanları koruma gereğine varıp bundan kalıcı \tbir etik türetmeye çalışmak özellikle kurban kesmekten vazgeçemeyen bir toplumda sonu gelmeyecek bir çaba sayılmaz mı?

\n

İlk bakışta, hayvanlara iyi davranmayı aslında sahipsiz kalan ve ancak insanlarca üstlenilmesi beklenen bir hak kavramına bağlamak yerine acımak ve sevmekgibi duygusallıklara dayandırmanın daha doğru ve gerçekçi olacağı düşünülebilir. Ancak, bugünün Türkiyesinde çok seviyordum dedikleri kadınları ilişki kurma yahut evlenme türünden isteklerini reddettiler diye bir kurşunla öldüren, hatta boğazlarını kesip kafalarını koparıveren insanlar çoğaldığı için, sevginin yaşamakla değil de öldürmekle daha kolay bağdaştırıldığı sonucuna da varabilirsiniz.

\n

Sevmek ile kafa kesmenin yan yana gelebildiği bir toplumda her şey mümkün olabileceğine göre, bir yanda hayvan sevgisinden söz edilirken öte yanda küçük bir kuduz olayı yüzünden büyük bir kedi köpek katliamının patlak vermesi de hiç olasılık dışı sayılamaz.

\n

Devlet yönetimi açısından en yüksek sorumluluğu taşıyan bir Başbakanın, yeni kentler kurmak için başka yer kalmamış gibi on beş milyon nüfuslu İstanbula iki kent daha eklemek ya da zaten güvenli duruma getirilmiş Boğaz geçişini daha da güvenli kılmak yerine iki deniz arasına kanal kazmak gibi çılgın bir proje sevdasına kapılmış olması hayra alamet değildir.

\n

Bu ölçüde çılgınlıklar Roma ve Osmanlı gibi büyük imparatorlukların tepesinde aklî dengelerini yitirerek tarihe geçmiş kayzerlerin ya da padişahların dönemlerinde bile görülmemişti.

\n

Acaba yönetenleri ve yönetilenleriyle hep birlikte patolojik bir zihin kaymasına uğramak üzereyiz de biz mi fark etmiyoruz?

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Çelişki Korkusu 19 Mart 2014
Acı 14 Mart 2014
Sayıştay Kararları 12 Mart 2014
İnsan 10 Mart 2014
Durgunlukta Dinlenme 7 Mart 2014
Acıların Acısı 5 Mart 2014
Komşu Dostluğu 3 Mart 2014
Safsata ve Ciddiyet 28 Şubat 2014
Kayma 26 Şubat 2014
Opera 24 Şubat 2014
Kanser ve Hukuk 21 Şubat 2014
Yerinde Saymak 17 Şubat 2014
Camia, Cemaat, vs. 14 Şubat 2014