Anayasayı yıkıp üstüne çökmek!

16 Şubat 2021 Salı

AKP’nin TMBB Grup Başkanvekili Cahit Özkan nasıl bir anayasa istediklerini manşetten duyurdu:

“Kurucu bir anayasa…”

AKP korosu da devamını getirdi:

“1921 anayasası gibi…”

“Kurucu” derken mevcudu çökerttiklerini ya da kullanılmaz hale getirdiklerini de ilan etmiş oluyorlar.

1921 derken de 1923’te ilan edilmiş cumhuriyeti yok saydıklarını açığa çıkarmış oluyorlar.

4 Şubat’taki “gündem”de sormuştuk:

Anayasa mı kaldı?

Sonrasındaki açıklamalarla yanıtı verdiler:

“Kalmadı… Bütün kurumları ve kuralları yıktık… Şimdi neyi nasıl yapacağız ona bakıyoruz...”

***

Cahit Özkan Silivri yargılamaları sürecinde FETÖ medyasının itibar ettiği “hukukçulardan” biriydi. Yeri gelmişken vurgulayalım; Silivri yargılamaları önce medyada yapılıyordu. Gerekli infazın ardından spor salonundan bozma mahkemeler verilmiş olan kararı veriyordu.

O yargılamalar tarihin arşivine henüz bütün yönleriyle girmedi. Döneme özgü kurulan “FETÖ’cü toplum kuruluşları” da yargılamaların medyayı tamamlayan parçasıydı. Kurdurulmuş dernekler yüzyılın davası üzerine derin analizler yapıyor, “Zaman”e medyası da bunu kamuoyuna ulaştırıyordu. Buna ilişkin pek çok örnek var ama birini paylaşmadan geçemeyeceğiz.

Prof. Dr. Mehmet Haberal tutukluluğun uzaması, Silivri mahkemelerinin özgürlük taleplerine kapısını kapatması üzerine Yargıtay’a başvurdu. Yargıtay başvuruyu inceledi. Prof. Haberal’ı haklı buldu. O günün yasalarına göre bunun anlamı şuydu:

Haberal mağdur olmuştur. Bu mağduriyetin tazminatını kararı veren yerel yargıçları ödeyecektir…

Vayy sen misin bu kararı veren…

Cahit Özkan ve etrafındaki bur grup, “hukukçular” olarak buna ateş püskürmüştü. Heykeli dikilecek yargıçlar nasıl olur da tazminat ödemek zorunda kalırdı.

Cahit Özkangillerin bu özgürlük öfkesine tabii ki AKP de kayıtsız kalmadı. Mahkemelerin Haberal’ı tahliye etmesini önlemek, yargıçların tazminat ödememesini sağlamak için gece yarısı yasa çıkardılar. Böylesi durumlarda tazminatın kararı veren yargıçlar tarafından değil devlet tarafından ödeneceğine dair yasayı apar topar Meclis’ten geçirdiler.

Böylece yargıçlar “tutukluğun devamına” kararını hiçbir sorumluluk almadan vermeye devam ettiler.

Haberal o koşullarda bile şöyle düşündü:

“Ben devletimi mahkemeye vermedim ki… Yanlış karar veren yargıçları mahkemeye verdim… Dilekçemi geri çekiyorum…”

***

Dün sabah Prof. Haberal’la kahve içimi sohbet ettik. Derken bir hastasına kısaca uğraması gerekti. “Sen de gel” dedi. Henüz bıyıkları terlememiş Muhammet’e, annesinden karaciğerin bir bölümünü kesip takmış, babasının da böbreğinin birini takmış.

Gülümsüyordu Muhammet…

Anne sol yanında baba sağ yanında eşsiz bir manzaraya bakar gibi çocuklarını izliyordu.

Muhammet’e takıldım:

“Çift kişilik olmuşsun… Ne mutlu sana…”

Beyaz dişleri sabah güneşi vurmuş gibi parlıyordu…

Yazı aramızda Silivri günlerinde Haberal hocayı düşündükçe şöyle hayıflanırdım:

“Balbay arkadaşım sen elinde kalemle yazıyorsun. Üretmeye devam ediyorsun… Ama Haberal hoca hastalarından, neşterden uzak… Ya eli paslanırsa!”

Bereket hoca 4 yıllık zindandan etkilenmeden dünyada ilkleri başarmaya devam ediyor…

Kahve içimi sohbetlerde bazen görüşme saatine geç kalırsa, “iki böbrek üstüne bir de karaciğer taktık… Beklediğimden uzun sürdü” diyor…

Eyy iktidar sahipleri…

Bunca zulmün ardandan bir de kurucu anayasa öyle mi?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları