Cameron’un ‘tatlı’ zaferi

10 Mayıs 2015 Pazar

Prenses Charlotte Elizabeth Diana kraliyet ailesine tam seçim arifesi katıldığında; bu mükemmel zamanlamalı doğumun işbaşındaki muhafazakâr Cameron hükümetin ekmeğine yağ süreceği söylenmişti.
Buna “feel good factor” diyorlarmış.
“Umut/iyimserlik faktörü” diye çevirebiliriz.
Prenses Anne’dan bu yana kraliyette ilk kez bir “prenses”in doğması, İngiltere’de bayram havası estirmişti…
Yorumcular bunun umulmadık bir “iyimserlik faktörü” yarattığını ve bundan da işbaşındaki hükümetin, Cameron’un yararlanacağını söylemişlerdi.
Bu işte müthiş şans.
Siyasette böyle şanslı olmak çok önemli.
Cameron’un kuşkusuz şansı yaver gitti. Ama İngiltere başbakanının beklenmedik zaferini sadece Prenses Charlotte’un leylekleri getirmedi.
Zaferde bir numaralı etken ekonomideki toparlanma.
İngiltere’de yüzde 2.7 olan büyüme hızı; (yüzde 1.5’lik) AB ortalaması üstünde.
İşsizlik de Avrupa ortalamasından (yüzde 11.3) gene bir hayli düşük, yüzde 5.6 civarında.
En önemli “feel good factor/umut kaynağı” haliyle bu.
Seçmenler son kertede ikna edici bulmadıkları muhalefet lideri Ed Milliband’a karşı, Cameron’la bir dönem daha devam etmeye karar verdiler.
 
Solun hezimeti
“Kızıl Ed”in vaktiyle kardeşi David’i saf dışı bırakarak partiyi ele geçirmesi belli ki “güven aşılamaya” yaramadı.
Ayrıca sol liderin hükümeti kurabilmek için İskoç milliyetçilerinin desteğine gereksinim duyma olasılığı da lehe işleyen bir etken olmadı.
İngiliz seçmeni, İşçi Partisi’nin bu sebeple İskoçya’ya gereksiz tavizler vermesinden çekindi.
İskoçya’dan neredeyse tulum çıkaran Nicola Sturgeon liderliğindeki İskoç Ulusal Partisi’nin (SNP) sandıktaki olağanüstü başarısı, gene İşçi Partisi’nden büyük oranda oy kopmasına mal oldu.
“Geleneksel kale” İskoçya’dan Londra’ya giden 59 vekilin 56’sını, Sturgeon liderliğindeki SNP aldı.
İskoçların ulusal siyasette ağırlığının artması, genelde solun hayrına olmadı.
 
Blair öngörebildi
Cameron’un zaferi -“başa baş sonuç” öngören anketler nedeniyle- büyü sürpriz görülse de; Blair gibi deneyimli politikacılar tüm bu dinamikler nedeniyle “muhafazakârların seçimi alacağını” önden tahmin edebildi.
Partisinden umutlu olmadığını çevresiyle paylaşan eski İngiltere Başbakanı; İşçi Partisi seçmenlerinde heyecan hissetmediği için muhafazakâr hükümetle yola devam edileceğini önden bilen ender siyasetçilerden oldu.
Bir önceki dönem Liberal Demokratlarla koalisyon yapan Cameron, hükümeti şimdiden tek başına kurdu bile.
Hükümet süratle kurulurken yenilen liderler de, Ed Milliband başta (Clegg ve Farange) birer birer istifa ettiler.
Böyle saat gibi çalışan İngiliz demokrasisinin önünde ne ki şimdi iki çok büyük sorun var:
Bunlardan biri eylül ayındaki İskoç referandumu sonunda İskoçya’ya vaat edilen “ademi merkeziyetçilik.” Yani devlet reformu.
Diğeri Cameron’un 2017 için vaat ettiği “AB referandumu.”
İngiltere’nin AB’den çıkmasıyla sonuçlanabilecek AB referandumu; Birleşik Krallığın Brüksel’le ilişkilerinin sil baştan gözden geçirilmesini içeriyor.
Londra bu referandum kozunu kullanarak AB’yle bütünleşmenin şartlarını tekrar müzakere etmek istiyor.
Kişilerin serbest dolaşımını kısıtlamak, göçmenlerin sosyal haklarını kırpmak, ulusal vergi politikalarını korurken… “tek pazarı” güçlendirmek gibi şartlar peşinde İngitere.
İngiltere-Brüksel arasındaki bu çekişmenin nereye varacağını öngörmek güç. Ama bilek güreşinin çetin geçeceği aşikâr.
Cameron’un “zaferlerin en tatlısı” diye ilan ettiği zafer; bu nedenle hızla ekşiyebilir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020