‘Maço Dünyamıza’ Strasbourg’dan Bakınca

22 Aralık 2013 Pazar

STRASBOURG - Strasbourg’da bu yıl çok etkileyici iki film izledim…
Uğur Yücel’in “Soğuk”u ve Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden beş ödülle dönen Atalay Taşdiken’in “Meryem”inden söz ediyorum.
25. Strasbourg Türk Sinema Günleri”, aslında gene bir Uğur Yücel filmi olan “Benim Dünyam”la açıldı.
Açılışa varlığıyla renk katan Beren Saat de Strasbourg’daydı...
Ancak yönetmeninin de itiraf ettiği gibi “Benim Dünyam” ticari bir yapım. Üzerinde söylenebilecek fazla söz yok. Sinema diliyle öne çıkan “Soğuk” ise farklı. O kadar ki insan “Benim Dünyam” ve “Soğuk” filmlerinin nasıl olup da aynı yönetmenin imzasını taşıdığına şaşırıyor!
Atalay Taşdiken’in son gece izlediğim “Meryem”ini ise özetle bir küçük “mücevher”olarak tanımlayabilirim.
Engelli kadın-erkek ilişkileri
Gerek “Soğuk”, gerek “Meryem”, Türkiye’de gerçekte kadın erkek ilişkilerinin trajik çoraklığını ve zavallılığını anlatıyor…
Soğuk” ve “Meryem”i art arda görmek iki filmin etkisini çarpanla katlıyor ve insanı hüzünlendiriyor.
Her iki öykü de insanların hâlâ hayvanlarla iç içe yaşadığı bir evreni betimliyor.
Öyle bir evren ki bu içinde hiç “kadın erkek diyaloğu” bulunmuyor.
Daha doğrusu eve hizmetkâr ve işgücü niyetine getirilen -sözüm ona!- “”le, böyle bir diyalog hiç bulunmuyor. Erkek, evin dışında bulduğu bir kadınla icabında duygu bağı kurabiliyor da; evde yanı başındaki kadınla kuramıyor.
Aşkı, sevgiyi geçtim karı koca arasında en ufak bir derinlik, insani dokunuş ya da yumuşaklık, empati, kader ortaklığı yok.
Yıllarını bir arada geçiren yaşlı karı kocalar bile durumdan muaf değil.
Meryem”de örneğin kayınvalide-kayınpeder ve aynı çatının altında kocasıyla yalnız 6 gün geçiren “genç gelinZeynep Çamcı’yı yer sofrasında sessizce yemek yerken izliyoruz.
Meryem”in kocası o 6 günün sonunda, İstanbul’a göç etmiş. Uzaktan telefonla evdekilerin hal hatrını sorduğunda dahi, karısı Meryem’den en basit “merhaba”yı esirgiyor…
Kayınvalide-kayınpederin yanında sadece köle gibi hizmet eden Meryem’in konuşabildiği tek insan var; o da komşu evdeki zekâ özürlü oğlan…
Meryem de bu engelli genç oğlan gibi gerçekte “engelli hayatı” yaşıyor.
Onun engelliliğinin sebebi, ne var ki “kadın” olmasından kaynaklanıyor.
Ama yalnız genç tecrübesiz Meryem için değil “kadın erkek ilişkisi”nin istisnasız herkes ve her yaş için bu coğrafyada “engelli” olduğunu görüyoruz.
Yıllar boyu aynı yastığa baş koymuş, yaşlı kayınvalideyle kayınpeder dahi sofra başında zorunlu konuşmalar dışında karşılıklı kelam etmiyor.
Birbirlerine anlatacakları ve söyleyecekleri hiçbir şeyleri yok.
Yalnız sosyal baskı ve mütemadiyen “el âlem ne der” korkusuyla yaşayan güvensiz, mutsuz insanların dünyasına seyir ediyoruz…
‘Görmesi gerekenler görmeyecek!’
Uğur Yücel’in “Soğuk”unda aynı engelli ilişkiler söz konusu.
Kadın erkek ilişkilerinin” handikaplı bu genel haline, Kars karları altında çekilen “Soğuk”ta yalnız trajediyle son bulabilecek bir “agresiflik” ekleniyor.
Bu filmdeki rolü ile ilk kez tanıdığımız, performansı ile göz dolduran başroldeki Cenk Medet Alibeyoğlu’nun “şiddet düşkünü” kardeşini oynayan Rıfat Şungar/ Enver, “iktidarsız”.
Enver”in iktidarsızlıkla sorunu arttıkça, etrafa saçtığı dehşet de doğru orantılı olarak artıyor.
Ezikliğini, maço saldırganlıkla kapatmaya çalışan “Enver”in ilk kurbanı haliyle “yeni gelin” karısı oluyor.
Bu “şiddet”ten daha sonra “Enver”in kapsama alanına giren herkes nasibini alıyor!
Kars’ta sete giderken sabahın erken saatlerinde yollarda “kurtların parçaladığı hayvanları” gördüklerini Strasbourglu izleyicilere aktraran Yücel; bu sert coğrafyanın sert ilişkilerini perdeye taşıdığı film için “maço faşist erkek dünyasını anlatmak istedim” diyor.
Film sonrası izleyicilerin yönetmene sorular yönelttiği geleneksel soru-cevap bölümünde, yanımda oturan türbanlı öğrenciler söz alıyor. Ve “Çok yazık!” diyorlar: “Bu filmi asıl görmesi gerekenler (namı diğer ‘maço faşist erkekler’) hiç bir zaman görmeyecek!
Türkiye’de “Meryem” güz başı gösterildi…
Martta Türk izleyicileri ile buluşacak “Soğuk” ise henüz yurtiçinde görücüye çıkmadı!
Strasbourg’un 100 yıllık tarihi “Odyssee Sineması’nda”, bu iz bırakan filmlerin “Avrupa galasını”yapmış olduk. Türk toplumuna her yıl Avrupa’dan sinema yoluyla geniş bir pencere açan şenlik; “Hükümet Kadın”, “Senin Hikâyen”, “Yozgat Blues”, “Gözetleme Kulesi”, “Tepenin Ardı”, “Behzat Ç. Ankara Yanıyor”, “Tamam mıyız?” gibi filmlerle 14 Ocak’a dek sürecek.
25. yaşına giren Avrupa’nın bu en eski “Türk filmleri etkinliğinin” çeyrek asırlık muhteşem serüveni de başka yazıya.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020