Olaylar Ve Görüşler

Beyrut’taki Suriye! ‘En iyisi Şam’da ölmekti’ (2)- Neşe DOSTER

13 Ağustos 2020 Perşembe

Beyrut’un arka sokaklarında dolaşırken çocuklarının ellerinden sıkıca tutan, ürkek bakışları, tedirgin tavırları, hayli yıpranmış giysileriyle, Lübnanlı hemcinslerinden farklı olan kadınlarla konuşurken, içlerinden birinin En iyisi Şam’da ölmekti. Savaş hem ailelerimizi, hem hayallerimizi hem geleceğimizi elimizden aldı. Büyük umutlarla, çok beğenerek aldığımız evlilik yüzüklerimiz şimdi kimin parmağında acaba?” diyen ve gözleri kan çanağına dönen kadının sözlerini unutamadım…

Yıllardır süren iç savaşların yıprattığı, silahların susup savaşın bitmediği, sokak çatışmalarının hep devam ettiği bu topraklarda günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelen savaş dilini ve evlerin pek çoğunun duvarlarında hâlâ duran kurşun izlerini hiç unutmadım…

GÜLMEYİ UNUTANLAR ŞEHRİ 

Nereye giderlerse gitsinler, hangi ülkede yaşamayı seçerlerse seçsinler Beyrut’ta tanıştığım, konuştuğum pek çok kişinin gözünde ve yüzünde memleketin ne demek olduğunu, hasretin nelere yol açtığını, sese ve söze yansıyan özlemin ne anlama geldiğini hissettirenlerin varlığını ve çokluğunu unutmadım…

Yalın bir sessizlikle başını öne eğenleri, mumyalanmış gibi hareketsiz kalanları, geçmişini ve yaşadığı yerleri anlatırken birden coşkuyla ayağa fırlayanları, doğup büyüdükleri toprakları terk ettikten sonra uzun süre gülmeyi ve gülümsemeyi unuttuk” diyen kadınları unutamadım...

Bitmeyen sıkıntıların yaşandığı bu topraklarda, başı açık ya da kapalı olan kadınların gözlerine her koşulda çektikleri sürmelerin onlara çok yakıştığını gördüm. Ders verecek ölçüde vefa ve insanlık örneklerine, insan doğallığını içtenlikle yansıtan davranışlarına tanık oldum. Sonuç olarak kendi içlerine kapanmış, yazgısını kabullenmiş, kırgınlıklarını da mutluluklarını da sessizce kabullenmiş Beyrutlu kadınları unutamadım…

Yine dili ve duruşu yalın ve şiirsel olan, sessiz sedasız yaşayıp giden, derdi hiç sorulmayan ama derin öyküleri olan kadınları dinlerken Mutluluk insanın insanla buluşması değilse nedir?  Ya da acıların hafiflemesi için ne yapmak gerekir” şeklinde sorular sordum ancak yanıt alamadım...

Beyrut’un Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi sayılan Hamra’da dolaşırken girdiğim çanta satan dükkânda aradığım modeli bulamayınca çok ilgilenen mağaza sahibine Söz veriyorum, seneye gelince alacağım, benim için ayırın!” dedim. Aklım kala kala suratımı asarak dükkândan çıktım. Aradan üç beş ay geçti arkadaşım Muna İstanbul’a geldi, buluştuk ve bana bir paket uzattı. Açtım, içinden beğendiğim ama bulamadığım siyah çanta çıkmaz mı? Muna’ya teşekkür için ayağa fırladığımda, Bu çantayı sana Bay Adis yolladı, çok ısrar etmeme rağmen para da almadı” dedi. Sevinmekle duygulanmak arası gidip gelirken Bay Adis’in bu zarif, centilmen ve cömert jestini unutamadım…

LÜBNAN’IN FEYRUZ’U

Çok renkli, çok ışıklı gece kulüplerinde izlediğim, dinlediğim Batı cazibesiyle, Doğu kültürünü harmanlamış Lübnanlı sanatçıların buğulu seslerini, sahnesi çok güçlü, sadece sesiyle değil elleriyle saçlarıyla gözleriyle bedeniyle konuşan, okuyan başta Lübnan’ın Edith Piaf’ı sayılan Feyruz’u unutamadım…

Şehrim söndürdü ışıklarını…

Mardinli bir baba ve Lübnanlı bir annenin kızı olarak 1935 yılında doğan, asıl adı Noubad Haddad olan, turkuvaz” anlamına gelen Feyruz adını kullanan şarkıcının; Beyrut’a!” adlı iç acıtan parçasında geçen O ateş ve duman tadında şimdi/ Şehrim söndürdü ışıklarını/ Kapattı kapılarını/ Ve gökyüzünde yalnız kaldı geceyle beraber” sözlerini son derece güncel buldum. İnsanın içine işleyen ses ve yorumuyla gönül tellerini sızlatan bu parçayı dinlerken sık sık iç çektiğimi unutamadım…

ROUMİ’NİN ÇIĞLIĞI

Yine güzelliği ve sesiyle dikkatleri çeken BM İyi Niyet Elçisi Lübnanlı soprano Majida El Roumi’nin, Ya Lübnan!” adlı parçayı seslendirirken sergilediği performansı unutamadım…

Özetle demem o ki Evlerinde ağırlandığım, güzel dostluklar kazandığım, sokaklarında ayak izlerimi bıraktığım, insan sıcaklığını çok içten tattığım, gördüğüm ilgi ve sevecenlik beni terk etmeyecek şekilde içime yerleşince duygusal olarak uzun süre geri gelemediğim o toprakların başına gelenleri duyunca!

Üç kuşak Beyrut- Amerikan Üniversitesi mezunu arkadaşlarımı, özellikle de Muna, İsam ve Behçet’i yoğun duygularla selamlamak istedim…


NEŞE DOSTER

-BİTTİ-



Yazarın Son Yazıları