İnsanlığın Yakıldığı Gün - Okan TOYGAR
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

İnsanlığın Yakıldığı Gün - Okan TOYGAR

02.07.2020 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde

Yaşamak, insan kalarak”

Ataol Behramoğlu

 

Olaylar, şenliğin ikinci günü cuma namazından çıkan yaklaşık bin kişinin Sivas Aziz’e mezar olacak”, Vali istifa” sloganlarıyla önce hükümet konağına, ardından da kültür merkezine doğru yürüyüşe geçmesiyle başladı.

Kimilerinin elinde bir gün önceden hazırlanmış olan ve halkı açıkça cihada çağıran Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildiri vardı.

Sayısı ve coşkusu gittikçe artan bu grup, henüz açılışı dahi yapılmamış olan Ozanlar Anıtı’nı ve kültür merkezi önünde bulunanları taşlarken, polis telsizlerinden Emniyet müdürünün Müdahale etmeyin” talimatı duyuluyordu.

Herhangi bir engelle karşılaşmadığı için gittikçe cesaretlenen kalabalığın bir sonraki adresi, Aziz Nesin’in de kaldığı Madımak Oteli idi. Kısa sürede sayısı binleri bulan göstericiler şimdi sloganlar atarak oteli taşlıyorlardı.

ÇILDIRTAN ÇARESİZLİK

İçeride tiyatro topluluğunun en genç üyesi, on dört yaşını yeni bitirmiş olan Menekşe Kaya’nın, kırılan cam seslerinden korkmuş olan on iki yaşındaki kardeşi Koraya sarıldığı anlarda, canilerin oteli kuşattığını duyan baba İsmail Kaya otele doğru koşmaktaydı.

Koşarken sadece çocukları Menekşe ve Koray’ı değil, Ankara Pir Sultan Abdal Derneği’nden öğrencileri olan Huriye’yi, Yasemin’i, Asuman'ı da düşünüyordu. Kim bilir ne kadar korkmuşlardı.

Kafas
ının içinde bir yığın soru ile tam otele giden yola sapmıştı ki bir anda asker barikatı ile karşılaştı. “Geçemezsin” dediler ona. Binlerce saldırgan otelin önündeydi ama o gidemedi. İzin vermediler. Bir baba olarak tarifi zor bir çaresizlik içinde geri döndü.

Sadece iki kez otel ile telefon bağlantısı kurabildi ve dernek yöneticisi Kamber Çakır’dan otelin büyük bir kalabalık tarafından taşlandığını, çocukların yukarı katlara çıkartıldığını öğrendi. Elinden hiçbir şey gelmiyordu.

Devletin güvenlik güçleri tek umuduydu. Havaya ateş açsalar, basınçlı su sıksalar ya da göz yaşartıcı bomba atsalar belki de dağılırdı gözü dönmüş kalabalık. Ancak saatler geçiyor, her nedense bunların hiçbirisi olmuyor, polis copunu dahi kullanmıyordu.

KIRILMADIK CAM KALMADI

Kalabalık hızla çoğalmış, yaklaşık on beş bin kişiyi bulmuştu. İki gün önce kaldırım çalışması bahanesiyle elli metre ilerideki PTT binasının önüne yığılmış olan taşlar, hınçla otele fırlatılırken polisin anonsu duyuldu: “İçerdekiler, camın önünde durmayın, dışarıdakiler tahrik oluyor”.

Bu anons ve Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun, şenliklerin iptal edileceği, gelenlerin şehri terk edeceği ve Ozanlar Anıtı’nın kaldırılacağı yönündeki konuşması, gücünün her şeye yetebildiğini anlayan kalabalığı daha da coşturmuştu.

Dışarıdaki uğultu gittikçe artıyor ve Laiklik gidecek, şeriat gelecek” sesleri artık daha da yakından işitiliyordu. Korunaklı olacağı düşüncesiyle çocuklar, gençler ve kadınlar odalardan çıkarak koridorlarda toplanmışlardı. Aralarında en telaşlı olanı, ne olup bittiğini anlamakta güçlük çeken Carina idi.

Türkiye’de kadınların aile içi rolü ve çevre ile ilişkileri” konulu bir tez hazırlamak üzere Hollanda’dan gelmiş olan yirmi üç yaşındaki Carina Cuanna o anları günlüğüne Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki? Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum” diye yazacaktı ve bu, günlüğüne eklediği son satırlar olacaktı.

Artık otelin ön cephesinde kırılmadık cam kalmamıştı. Şenlik için hazırlanan oyunda Pir Sultan Abdal rolünü oynayan Sait Metin, masa, sandalye ve koltuklardan yaptıkları barikatın arkasında arkadaşlarıyla birlikte bekliyordu. O telaş içinde saatlerdir su içmemişti.

Çevresine bakınırken merdivenin altında bir soda kasası gördü ve bir tane içmek istedi. Onu gören Ali Balkız, Sait, yeğenim bu sayılıdır, parasını veremeyiz şimdi, habersiz içme istersen” deyince, Sait sodayı yerine koydu.

Katliamdan tesadüfen kurtulacak olan Ali Balkız ve birkaç saat sonra katledilecek olan Sait Metin o can pazarında bir şişe soda üzerine bunları konuşurken dışarıda Müslümanlık adına oteli taşlayıp çocukları ve gençleri yakmak isteyen şuursuz kalabalık, Cumhuriyet yıkılacak, şeriat gelecek” diye bağırıyordu.

‘BURADA ÖLECEĞİZ

Taş yağmuru artarak devam ediyor ancak beklenen yardım bir türlü gelmiyordu. Yavaş yavaş herkesin üzerine ölüm korkusunun sinmeye başladığı o anlarda Asaf Koçak, mızıkası ile Bregoviç’in “Çingeneler Zamanı” isimli film müziğinden bir bölüm çalıyor, Asım Bezirci elinde tahta elbise askısı, yüzünde sıcak gülümsemesi ile espriler yapıyordu.

Yasemin Sivri ve Serpil Canik, Galiba buradan çıkamayacağız, öleceğiz burada” deyince bir öğretmen şefkati ile Latife Aydın onların yanağını okşayarak O nasıl söz, burası dünyanın öbür ucu mu, tabii ki kurtulacağız, çıkacağız buradan” diyerek onları yatıştırmaya çalışıyordu ama bir yanıyla buna sanki kendi de inanmıyordu.

İçeride gergin bekleyiş sürerken dışarıdaki kalabalık olanlardan çok keyif alıyordu. Birisi bulunduğu noktadan olanları rahat gördüğü için “Çok iyi görünüyor buradan, harika oldu ya” derken diğeri Yakın lan, yakın” diyordu.

Tam bu sırada küçük bir askeri birlik otelin bulunduğu alana girdi. Bu, içeridekiler için son umuttu, ancak içlerinden bir komutan göstericilerle her ne konuştuysa askerler geri çekildi ve tam o sırada otelin önündeki araçlar ateşe verildi.

Saat tam 19.50 idi.

On dakika sonra askerlerin gözü önünde ve kalabalığın coşkun tezahüratı altında otelin perdeleri de ateşe verildi, içerisinin ahşap dekorasyonu ve merdivenleri döşeyen sentetik halılar nedeniyle yangın kısa sürede tüm binayı sardı.

İÇERİDE HOŞGÖRÜ, DIŞARIDA ‘YOBAZ ATEŞİ’

Yobazlardan birinin Allahım o senin ateşin, içeri gönder, cehennem ateşi bu işte, kâfirlerin yanacağı ateş” dediği dakikalarda, içeride Menekşe, kardeşi Koray’a son kez sarılıyor, Kâmili taşlamak cahilin işi, cahilden kötülük hiç uzak değil” diyen Nesimi Çimen eşinin başını göğsüne bastırmış, yoğun duman ve ateş arasından bir çıkış yolu arıyordu.

Saza, türküye, semaha düşkün ve Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba rolünü üstlenmiş olan on dokuz yaşındaki Serkan Doğan, yobaz ateşini fark eder etmez bir kâğıda bir şeyler yazdı ve yanmasın diye, birkaç kez sararak pantolonunun cebine koydu.

Aşağı katlarda bunlar olurken Aziz Nesin ve Lütfi Kaleli, dördüncü kattaki bir odada, kapının altından gelen dumanın etkisiyle nefes almakta zorlanmakta ve çaresizlik içinde beklemekteydi. Yangının hızla yayılmasından sonra duydukları tiz çığlıklar üç dört dakika içinde aniden kesilmişti.

Kaleli, Aziz Nesin'e, “Ölüyoruz abi” deyince Aziz Nesin, tfi, eğer öleceksek köşeye büzüşmüş, korkarak ölmüş bir adam gibi görünmeyeyim bu güruha. Beni şu yatağa yatır” dedi. Onun bu sözleri üzerine ağlamaya başlayan Lütfi Kaleli, son bir çare olarak yan taraftaki camı kırılmış odalardan birine götürdü Aziz Nesin’i.

Pencereden dışarı baktığı zaman neşe içerisinde slogan atan binlerce insanı gönce şaşkına döndü. Otelde insanlar yanarken dışarıdakiler bayram yapıyordu. Yaşananların, insanlıkla, inançla, Müslümanlıkla bağdaşır hiçbir yanı yoktu. Bağırarak aşağıdan yardım istedi. Onun komiser olduğunu sanarak hemen itfaiyenin merdivenini uzattılar.

Önde Aziz Nesin, arkada Lütfi Kaleli merdivenden aşağı inmeye başladılar. Bir itfaiye memuru da yardım etmek için onlara doğru yönelmişti ki belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak, Aziz Nesin’i kastederek Esas öldürülecek hayvan o, kurtarma onu” diye bağırdı.

Bunun üzerine itfaiye memuru, yetmiş sekiz yaşındaki Aziz Nesin’i elinden tuttuğu gibi kalabalığın önüne savurdu. Can havliyle merdivene tutunan Aziz Nesin’e bu sırada üç itfaiye memuru vurmaya başladı. Başından yara alan Aziz Nesin’i bir komiser onların elinden güçlükle kurtardı ve hastaneye götürmek üzere kucaklayarak polis arabasına koydu.

Bir tarafta yirmi yıldır eserlerinin telif haklarından elde ettiği gelirle eğitim olanaklarından yoksun çocukları okutan Türkiye’nin önemli aydını Aziz Nesin, diğer tarafta Müslümanlık adına onu öldürmeye çalışan belediye meclis üyesi, itfaiye memurları ve azgın kalabalık…

Otelin içinde kardeşlik, hoşgörü, özgür düşünce, dürüstlük, çağdaşlık varken şiir, saz, türkü varken, dışarıda tüm bunları yakıp ortadan kaldırmak isteyen karanlık bir zihniyet vardı. İnsanlık yakılıyordu.

‘BENİM YAVRULARIM ORADA’

Aziz Nesin ve Lütfi Kaleli, polis arabası ile Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’ne götürülürken Ankara’da bir anne-baba her şeyden habersiz, hacdan yeni gelen komşuları Hüseyin Amca’ya hoş geldin ziyaretine gitmişlerdi. Orada otururlarken televizyondan Sivas’ta olaylar olduğunu ve Madımak Oteli’nin ateşe verildiğini öğrenen anne Yeter Sivri, aniden ayağa kalktı ve o telaşla kapı yerine pencereden çıkmaya çalıştı.

Dur kızım sakin ol” diyen Hüseyin Amca’ya, Nasıl sakin olayım Hüseyin Amca, benim yavrularım var orada” dediği zaman aslında iş işten geçmiş, kızları Hacettepe Felsefe ikinci sınıf öğrencisi, kitap kurdu Yasemin Sivri ve semah delisi on altı yaşındaki Asuman Sivri, kara yobazların yaktığı ateşin dumanı ile birlikte göğe yükselmişlerdi.

2 Temmuz gecesi Sivas’a gelebilen aileler ve katliamdan kurtulanların bazıları ölenlerin teşhis edilmesi için hastanelere götürüldü. Serkan ve Serdar Doğan’ın babası da onlardan biriydi, ancak buna dayanamayacağını söyleyince doktor ile birlikte morga dayısı gitti.

Cenazeler nabız kontrolü ile veriliyordu. Dayı büyük bir üzüntüyle ilk önce Serkan’ı teşhis etti, sonra da Serdar’ı. Ancak Serdar’ın nabzı atıyordu. Hemen morgdan çıkardılar ve tedavi altına aldılar onu. Henüz çocuk denecek yaşta kendisiyle birlikte düşleri ve geleceği de yok edilen Serkan Doğan’ın ise pantolonunun cebinden çıkan kâğıtta şunlar yazıyordu:
Yanıyorum. Anam sakın ardımdan ağlamasın. Ali’yim ben. Pir Sultan yoluna ölüyorum. Başıma yeşil bağla anam. Arkamdan da sakın ağlama.” 

ACIMIZ DİNMEDİ, DİNMEYECEK

Sivas’a türkü söylemeye, semah dönmeye, halay çekmeye gelmiş olan otuz beş canın yakıldığı o utanç gününün üzerinden tam yirmi yedi yıl geçti. Acısı hâlâ dinmedi. Katliamı görmezden gelen ırkçıların, gericilerin inadına Sivas’ın ateşini hiç söndürmeyeceğiz.

Öfkemizi, hesap sorma istencimizi hep canlı tutacak, bir insanlık suçu olan bu kıyımda yaşamını yitiren aydınlarımızı, çocuklarımızı ve gençlerimizi asla unutmayacağız.

OKAN TOYGAR

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025