Olaylar Ve Görüşler

Onurlu Devlet Olmak - Prof. Dr. Şaduman HALICI

25 Kasım 2020 Çarşamba

Akdeniz’de Roseline A üzerinden Berlin ile kriz yaşıyoruz. Yunan komutanın sevk ve idaresinde yapılan Irini harekâtında görevli Alman Hamburg fırkateyni Türk yük gemisi Roseline A’yı durduruyor. Gerekçe, Roseline A’nın insani yardım değil yasadışı silah taşıdığı. Alman güçler helikopterle gemiye iniyor. Arama başlıyor. Deniz hukukuna göre ne arama hakkı ne personelini indirme hakkı var. Bunun için geminin bayrağını taşıdığı ülkeden yani Türkiye’den izin almamış. Uluslararası açık deniz serbestisi ilkelerini ezip geçen, hukuka tamamen aykırı olan bu haberleri okuyunca tepesinde helikopterleri, güvertesinde yabancı askerleri gören Roseline A’nın Türk personeli gözümün önüne geldi. Tarihte yolculuk yapmaya başladım. Cumhuriyet okuyucuları ile de paylaşmak istedim.

ACI MANZARA

l 1908-1909, tüm ülke özgürlük, eşitlik, kardeşlik vurgularıyla coşuyor. Mahmut Esat isminde bir genç o günlerde İzmir İdadisi’nde okuyor. Henüz on altı yaşında. Yaşamın içine giriyor, gözlemliyor. 

İzmir Limanı’na demir atan İtalyan ve Fransız donanmalarını görüyor. İdadi arkadaşı Rum, Ermeni, Yahudi gençlerinin bu manzara karşısındaki neşe ve gurur gösterilerine tanık oluyor. Beşiktaş’ta yatan Barbaros’u mezarından kaldırmak ve Bak pabucunu dama attığın Andrea Doria’nın çocukları şimdi senin sularında... Büyük Amiral kalk da gör!” demek istiyor.

l 1913

Mahmut Esat İstanbul’da hukuk eğitimini sürdürüyor. Memleketi İzmir’e vapurla yolculuk yapıyor. Vapurlar Türklerin değil...

Ya Fransız Mesajeri Maritim ya da Romanya vapurları gibi şirketlerinin vapurları işliyor. İşte o seyahatlerden biri:

KRİTİK GÖREV

Masejari Maritim Şirketi’ne ait vapura İstanbul’dan biniyor. Ardından iki Türk subayı güverteye çıkıyor, bir Rum görevli hemen subaylara koşuyor ve kılıçlarını almak istiyor. Subaylar kılıçlarını vermek istemiyor... Rum görevli sesini yükseltiyor: "Vapur Fransız toprağıdır... Burada sizin subaylarınız kılıç takamaz."

Subaylar kılıçlarını teslim ederken Mahmut Esat kamarasına koşuyor. Öfkesini, İzmir’e varıncaya kadar ağlayarak kusuyor.

l 1924. Mahmut Esat Adalet Bakanı olur.

l 1926, 2 Ağustos Ege Denizi’nde, Midilli Adası yakınlarındaki Sığrı Limanı önünde Türk bandıralı Bozkurt ile Fransız bandıralı Lotus çarpışır. Bozkurt batar, 8 Türk gemici ölür. Cumhuriyet savcılığı Lotus’u idare eden Mülazım Jan Demons ile Bozkurt’un süvarisi Hasan Kaptan’ı tutuklar. Ağır cezada yargılamaları başlar. Fransız Denizcilik Cemiyeti, çarpışma Türk karasuları dışında olduğu için Türkiye’nin yargılama yetkisi olmadığı iddiasıyla Türk hükümetine müdahale edilmesini ister.

Fransız basını ayaklanır. Le Jurnal, Türkiye’nin Fransa’nın Lozan’da verdiği izinle kurulduğunu iddia eder. Matin, tutuklamayı Fransa’ya hakaret olarak yorumlar. Tehdit edici cümlelerle Türkiye’den Demons’un serbest bırakılması istenir. Fransa hükümeti de Türkiye’ye verdiği nota ile bu isteği sahiplenir. Adalet Bakanı Mahmut Esat, geri çekilmenin Türkiye’nin uluslararası saygınlığını sarsacağına, İsmet Paşa’nın Lozan’da bin bir güçlükle kaldırdığı adli kapitülasyonlara kapı aralayacağına işaret eder.

Bu duruşunu Çankaya’da da sürdürür. Konuyu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmek ve divanda Türkiye’yi savunmak ister.

Görev, Mahmut Esat’a verilir. O da hummalı bir çalışma başlatır. Türk heyeti Fransız temsilcileriyle ortak tahkimname düzenlemek üzere Cenevre’ye gider. Mahmut Esat, ilk kritik hamlelerini burada atar: Fransızların hazırladığı tahkimnamede sadece bir sözcüğü değiştirerek davayı kanıtlamak yükünü onların sırtına yükler. Ardından divana oy verme yetkisiyle bir Türk hâkiminin atanmasını sağlar.

TARİHİ SAVUNMA

Türkiye’ye dönünce ekip arkadaşları ile birlikte savunmasını hazırlamayı sürdürür. İtalyan, Alman, İsviçreli ve Fransız hukukçularının görüşlerine başvurulur. Örnek olaylar derlenir, savunma tamamlanır. Mahmut Esat, Lahey’e gider.

Divan, 2 Ağustos 1927 günü davayı görüşmeye başlar. İlk savunmayı Fransa temsilcisi yapar. Türkiye’nin yargılama hakkına sahip olmadığını, bu nedenle Fransa’ya ve Demons’a tazminat vermesi gerektiğini iddia eder, iddialarını pek çok örnekle destekler.

Mahmut Esat 4 Ağustos’ta savunmasını yapar. Pek çok kanıt sunar, Fransa’nın da benzer olaylarda Türkiye ile aynı kararı verdiğini örnekler. Tarihler 7 Eylül 1927’yi gösterdiğinde Uluslararası Adalet Divanı Türkiye’nin tezini haklı bulduğunu açıklar.

Bozkurt-Lotus olayı, iki geminin çarpışmasından kaynaklanan adi bir deniz olayı değildir. Tam bağımsız Türkiye ile emperyalist Fransa arasında bir davadır. Bu nedenle divandan çıkan karar, tüm dünyada o gün haklı bir yankı bulur. Mahmut Esat’a da Bozkurt soyadını kazandırır.

MÜCADELENİN KAYNAĞI

Türkiye’nin davayı kazanmasında o güne değin yapılan hukuk devrimi de etkili olmuştur. Bununla birlikte Bozkurt-Lotus davasını bir oy fazlayla Türkiye’ye kazandıran asıl etken, Mahmut Esat’ın ateşli savunmasıdır. Peki, Mahmut Esat, bu savunma gücünü nereden almıştır?

14 yıldır içinde yanan ateşi söndürme arzusundan.

Zira Lotus, Türk subaylarının hakarete uğradığı Mesajeri Maritim Şirketi’ne aittir. Türkiye onurlu bir ülkedir. Uluslararası hukuktan doğan tüm haklarını kullanmalı, yapılan hakarete hukuk yoluyla yanıt vermelidir. Vermelidir ki kimse bir daha Türkiye Cumhuriyeti’ni yok sayacak eylemlere cesaret edemesin.

PROF. DR. ŞADUMAN HALICI 

Kaynak:

* Mahmut Esat Bozkurt, Türk Denizcileri”, Yeni Asır, 4 Eylül 1938; Mahmut Esat Bozkurt Toplu Eserler, C. III, (Derleyen Şaduman Halıcı) Kaynak Yayınları, İstanbul, 2015, s. 262.

* Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt, AAM Yayınları, Ankara, 2004.



Yazarın Son Yazıları