Olaylar Ve Görüşler

Suna Kıraç'ın Ardından - Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR

17 Eylül 2020 Perşembe

Kısaca ALS diye anılan bir hastalığa yakalanıp da “Ömrümden Uzun İdeallerim Var” adlı bir kitap yayımlamasaydı, benim gibi birçok kimse Suna Kıraç adını bilecek ama onu yakından tanıma fırsatını bulamayacaktı.

40 yılı aşan bir süreden beri çok ilgi duyduğum bir hastalığın, çok yetenekli ve birikimli bir hastanın ağzından hikâyesini içeren bu kitabın benim için elbette büyük bir çekiciliği olacaktı ve öyle oldu. İki gün önce aramızdan ayrılan Suna Kıraç’ın kitabını büyük bir ilgi ile okumuş ve yakın zamanda gerçekleşen uluslararası bir kongrede de kendisinden ve eserinden bahsetmiştim.

BİR DİRENİŞ HİKÂYESİ

Suna Kıraç’ın kitabı ve hayatı, tam bir direniş hikâyesi. Hastalığa konulan tanıdan doktorların tutumuna, çeşitli tedavi denemelerinden hastalığın Suna Hanım’ın çevresine yansımasına kadar her detay ilgi çekici.

Hem bir nörolog hem de yazar olarak, Suna Kıraç’ın aziz hatırasına saygı olarak kitabından ve kendisinden bahsetmek istiyorum.

Suna Kıraç, mensubu olduğu aileden ve sahip olduğu imkânlardan bağımsız olarak da başlı başına dikkat çekici, saygın ve önemli bir değer. İş dünyası içinde Türk devrimini en çok içselleştiren kişilerin başında gelmekteydi. Cumhuriyet değerleri ile o kadar barışıktı ki bambaşka bir ailenin üyesi olarak dünyaya gelseydi de bir şekilde yine insanların hayatına dokunacak bir hikâyeye sahip olurdu.

Elindeki imkânlarla çok daha başka, bohem bir hayat sürme fırsatı varken o, bu yolu tercih etmeyip kendi yolunu seçiyor. Kültüre, müziğe, sanata ilgi duyan bir kişilik Suna Kıraç. Çocukluğunda oturduğu apartmandaki komşuları, eski Başbakan Şükrü Sarac-oğlu ve eski Bakan Saffet Arıkan. Bu iki saygın kişinin mütevazı yaşamı, Suna Kıraç’ı derinden etkiliyor.

Etrafındaki bir kesimin isteğinin aksine, aktif bir hayatı tercih ediyor. Kendisini, ileride Koç topluluğu içinde önemli bir rol oynamak üzere hazırlıyor. Çok geçmeden de akıllı, iradeli ve ilkeli yapısıyla topluluğu çekip çevreleyen kişi oluyor. Topluluğun aile şirketi olmaktan çıkıp kurumsallaşması için büyük çaba sarf ediyor. Bu konuda aile bireyleri ile yer yer zıtlaşmaktan kaçınmadığı gibi, düşüncelerini babası Vehbi Koç’a bildirmekten de çekinmiyor. Ancak onun sürekli haklı çıkması, birçok sorunun çözümünü de kendiliğinden getiriyor.

Cem Kıraç, onu aile bireyleri arasında bağ kurmayı en iyi beceren, ama aynı zamanda profesyonel kadronun haklarını savunan ve holdingde büyük güven yaratan kişi” olarak tanımlıyor.

Suna Kıraç’ın bir diğer özelliği ise içinde bulunduğu her konuda Türk ulusunun çıkarlarını savunması ve her zaman Cumhuriyet kazanımlarından yana tavır alması, bu kapsamda da hiçbir adımı atmaktan çekinmiyor oluşudur.

BÜYÜK KAYIP

Bu duyarlılığının göstergelerinden birisi de kurucusu olduğu Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı’dır. Eşi İnan Kıraç ile birlikte birçok kültürel faaliyetin destekleyicisi olduğu gibi aynı zamanda da bu etkinlikleri öneren, projelendiren kişidir.

Tüm bunları, bu kadar ağır bir hastalığa rağmen başaran bir Cumhuriyet kadınını kaybetmenin üzüntüsü tarifsiz. Suna Kıraç, her daim mücadelesi, ilkeleri ve yaptıklarıyla hatırlanacaktır.

PROF. DR. COŞKUN ÖZDEMİR


Yazarın Son Yazıları