Taliban ve aydının sefaleti - Günay GÜNER
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Taliban ve aydının sefaleti - Günay GÜNER

28.08.2021 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Dünya aydınları, yazarları, sanatçıları özellikle 1940-1960 arası dönemde insanlık acılarıyla ilgili güçlü bir duyarlılık taşırlardı. J. P. Sartre, A. Camus, Nâzım Hikmet, L. Aragon, P. Neruda gibi yazarları, düşünürleri anımsamalı. 1990’lı yıllarda başlatılan, “yeni dünya düzeni” denen ahmakça ve insanlık düşmanı dönemle birlikte kimlik, özelleştirme, kamu harcamalarının kısılması anlayışları aydının da yapısını olumsuz yönde değiştirdi. Bu bağlamda yayılmacılarca Ortadoğu ülkelerinin bombalanmasına, kıyım örgütlerinin kurulup desteklenmesine, köktenci yönetimlerin desteklenmesine, son olarak Taliban’ın adeta Afganistan’ın yönetimine getirilmesine ne AB ülkeleri aydınlarından, toplumlarından ne de Türk aydınlarından dişe dokunur bir tepki var. (Taliban’ın bu denli hızla ve kolaylıkla Afganistan yönetimini ele geçireceğinin öngörülemediği yönündeki açıklamalar inandırıcılıktan uzaktır.) Oysa özellikle kadınlar ve çocuklar yönünden Afgan halkı yakıcı kıyım altındadırlar. İnsanlık vicdanı bunu kanıksayamaz. Bu acının altında, yayılmacı çıkarcılığın tüm yeryüzünde yaygınlığı yatmaktadır.

VİCDANSIZ BAŞLIKLAR 

Türk (kimilerinin garip adlandırmasıyla “Türkiyeli”) aydın, birkaç kişi dışında, derin bilgisizlik, tutarsızlık, mantıksızlık, sefalet içindedir. Öbeklerden, sorduğunuzda hâlâ kendine sol diyebilecek biri Taliban’ın kadınları kurşunladığını, kız çocuklarını zorla evlendirdiğini, cariyeleştirdiğini, yaşam diye bir şey bırakmadığını, sanatı her yerden hunharca bombaladığını, işkenceyi sıradanlaştırdığını göz önüne almayı aymazca reddederek, Taliban’ı yayılmacıları kovan güç diye gösterip övmekte, yetmemiş gibi, Bağımsızlık Savaşımızla benzer sayabilmektedir. Bu kadar “cehalet ancak tahsille mümkün” olmalı. “Tekkeleşmenin”, eleştirisizliğin egemenliğinden bundan başka bir şey çıkmaz. Söylenecek çok söz var, nasılsa tarih kaydını düşüyor!

Bir diğer öbek ise güneydoğu sınırımızda bir başka kıyım örgütü de yayılmacı korumasında devletleşirken (ki o güce sempati duydukları bilinir) Afganistan’a egemen olan Taliban’a karşı söz söylemek tutarsızlığına düşmek ile düşmemek arasında bocalamaktadır. AKP yönetimi de benzer tutarsızlık içinde Taliban’a destek açıklamaları yapmaktadır. Güneydoğumuzdaki söz konusu kıyım devleti yapılanmasına nasıl karşı çıkabilecek? Karşı çıkmak isterse tabii!.. Tutarsızlıklar saymakla bitecek gibi değil. Daha dün Mısır’da, neredeyse kimsenin sandığa gitmediği bir seçimden çıkan dinci Mursi’yi deviren General Sisi’yi darbecilikle suçlayıp ilişkiyi kesen AKP’nin Taliban sempatisi çarpıcı bir çelişkidir. Taliban seçimle mi geldi? AKP basını da “Taliban marka sever! Elbiseleri bile son moda” türünden, vicdansızca başlıklar atabiliyor. Yakında FETÖ için de aynı başlıkları atarlarsa şaşmamalı!

YARIN GEÇ OLMADAN...

İslamcı “entelektüel”lerde kafa karışıklığı yaşanmış mıdır? Hiç sanmam. O kesimde senaryo yazmak ve kendini inandırmak çok ustaca yapılan işlerdendir. Örneğin yaptıkları bütün uygulama, görevleri gereği, tehditleri belirleyip ülke yönetimini uyarmak, seksenli yaşlarında ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni aşındırmanın vereceği zarara dikkat çekmek olan amiraller darbeci sayılıp cezaevine atılırken tarihte bile görülmeyen vahşetin eylemcisi Taliban saygın ülke yöneticisi olarak görülmektedir. Asıl postmodern darbe Taliban’ın yaptığı olmasın?..

Sonlandırırken, uygar insanlığın, çağdaş dünyanın, barışın korunması amacıyla kurulduğu bilinen Birleşmiş Milletler, Afgan halkının yaşam hakkını korumak üzere, her seçeneğin masaya konduğu, ivedi önlemler almalıdır. Yarın çok geç olabilir.

GÜNAY GÜNER

Yazarın Son Yazıları

'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026
Ya 3 Nisan 1930 olmasaydı?

1924 Anayasası’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” hükmü, yalnızca bir yönetim biçiminin ilanı olmayıp aynı zamanda bir imparatorluğun küllerinden doğan yepyeni bir yaşamın ilk nefesidir.

Devamını Oku
03.04.2026
Ebru Teğmen…

Nereden nereye sevgili okur, ‘’Fatmagül’ün suçu ne?’’ sorusunu hemen tanıdınız değil mi?

Devamını Oku
03.04.2026