Olaylar Ve Görüşler

Tarım Alanları Tehdit Altında!.. - Mehmet Şakir ÖRS

26 Mayıs 2021 Çarşamba

Son günlerde, ülkemizin dört bir yanından, çevre sorunları ve direnişleri ile ilgili haberler ardı ardına gündeme düşüyor. Türkiye’nin farklı yörelerinde insanlarımız, doğayı, çevreyi, toprağı, tarımı, yaşam alanlarını korumak ve savunmak için alanlara çıkıyorlar. Kaz Dağları’ndan Rize İkizdere’ye uzanan ve giderek daha da harlanan bir çevre direnişi ateşi, hayatın içinde büyüyor, güçleniyor. Tüm Anadolu’yu etkisi altına alıyor. Tarım alanlarının korunması mücadelesi, aynı zamanda bir “Anadolu aydınlanması”na dönüşüyor. Çevre mücadelesinin o ışıltılı aydınlığı ortalığı kaplıyor, tüm Anadolu’yu sarıp sarmalıyor!..

Yaşadığımız salgın koşullarında, yeşil doğa, doğal çevre, tarımsal üretim ve sağlıklı gıda gibi değerlerin önemi daha iyi anlaşılıyor, daha çok kavranıyor. Buna karşın, kısa erimli ve dar çıkarları için bütün bu değerlerin önemini kavrayamayan ya da kavramak istemeyenler de var. İşte bu çevrelerden yaşam alanlarına yönelen olumsuzluklara, müdahalelere ve tehdide karşın, yurttaşlarımız her yerde ayağa kalkıyorlar!.. Çevreyi, doğayı, toprağı ve tarım alanlarını savunuyorlar.

JES’LER, HES’LER VE OCAKLAR…

Tarımsal alanlara yönelik tehdit, en çok jeotermal ve hidroelektrik enerji santrali tesislerinin kurulmak istendiği alanlarda ortaya çıkmaktadır. Ülkenin batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine, birçok yörede bu tesisler en verimli tarım alanlarına kurulmak istenmektedir. Örneğin Ege Bölgesi’nde, üreticinin “sarı altın”ı olan çekirdeksiz üzümün üretildiği Gediz Ovası, incirin, pamuğun, zeytinin diyarı olarak bilinen Küçük Menderes ve Büyük Menderes havzalarında var olan tarım arazileri böylesi somut bir tehdit altındadır.

Üretim yöreleri için bir başka tehdit, maden aramak ve çıkarmak, taş ocağı oluşturmak bahaneleriyle tarım alanlarına müdahale edilmesidir. Bu olumsuz durum, verimli ve sulak çok geniş tarım arazilerinin işgal edilmesi ve giderek yok olması tehlikesini beraberinde getirmektedir. Elbette bir de betonlaşma tehlikesi vardır. Özellikle son dönemlerde, kent çeperlerinde, kentlere yakın konumda bulunan tarım alanlarında, ciddi ölçekte imar yağması ve betonlaşma yaşanmaktadır. 

‘KANAL İSTANBUL’ TEHDİDİ

Betonlaşma tehdidi ve tehlikesi, yalnızca özel sektör girişimleri ile de sınırlı değildir. Kamu sektörü de yeni kamusal alanlar oluştururken alan seçiminde yeterince özenli davranmamaktadır. Tam tersine, yanlış tercihlerle ve zorlamalarla, en verimli ve en sulak tarım arazilerinin yok edilmesine neden olmaktadır. Bu bağlamda en somut ve en çarpıcı örnek “Kanal/Beton İstanbul” projesidir. 

Ülkemizin gözbebeği olan İstanbul’un, insanıyla, havasıyla, suyuyla, toprağıyla, doğal, tarihsel ve kültürel zenginlikleriyle korunması hepimizin ortak sorunu ve sorumluluğudur. İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanımızın karşı çıktığı ve istemediği bir betonlaşma projesini, İstanbul’a ve İstanbullulara dayatmak büyük haksızlıktır. Üstelik böylesine ağır salgın ve ekonomik-sosyal kriz/buhran koşullarında!..

İKİZDERE DİRENİŞİ

İnsanımız, bunca çevre yağması ve doğa katliamı karşısında, doğrusu nereye bakacağını ve hangisine yetişeceğini şaşırmış durumdadır. Altıncıların Kaz Dağları’nda açtıkları yaralar daha kapanmadan, şimdi de inşaatçılar “taş ocağı açma” bahanesiyle Doğu Karadeniz’in en güzel yaylalarını tarumar ediyorlar. Bu bağlamda, Rize’nin İkizdere yöresinde anlamlı bir çevre mücadelesi veriliyor. Karadeniz’in yiğit kadınları, inşaatçılara, betonculara karşı ayağa kalkıyorlar. Yaylalarını, topraklarını, ağaçlarını savunuyorlar. İkizdereli eli öpülesi kadınlarımızı ve mücadelelerini tüm içtenliğimizle selamlıyor ve yürekten destekliyoruz.

Başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere, muhalefetin de çevre hareketlerinden önemli dersler çıkarması gerektiğini düşünüyoruz. Unutulmamalıdır ki doğayı, çevreyi, toprağı savunmak, aynı zamanda vatanı savunmaktır. Tüm yönleriyle yurtsever, haksever ve demokratik bir tavırdır. Ülkemizde demokrasi bilincinin gelişip güçlenmesine de katkı yapmaktadır. Dolayısıyla, günümüzde çevre mücadelesi, aynı zamanda demokrasi mücadelesinin de önemli bir parçasıdır ve bileşenidir. Ayrıca salgın sonrasındaki dönemin, önemli bir toplumsal/siyasal mücadele dinamiği olmaya da aday görünmektedir. İşte tüm bu nedenlerle, çevre mücadeleleri daha çok sahiplenilmeli ve desteklenmelidir.

MEHMET ŞAKİR ÖRS


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları