
Bireysel tercihlerimizin sonuçları toplumsal faydayı bire bir etkilemektedir. Tercihlerimiz, elde ettiğimiz bilgi neticesinde bireysel faydayı maksimize edecek kararlara dönüşür. Bireysel faydayı maksimize edecek karalardan yola çıkarak toplumsal fayda oluşturulur.
Bireysel faydadan toplumsal faydaya geçmek kamu otoritesinin görevidir. Bu çerçevede kamu otoritesinin görevi; toplumu oluşturan bireylere kamusal tercihlerinin sonuçları ile ilgili doğru bilgiyi aktarmak, ekonomik organizasyonu, rasyonel örgütlenmeyi ve sosyal planlamayı geliştirmek ve herkesin eşit koşullar altında tercih yapmasını olanaklı kılmaktır. Bir başka deyişle belirsizliği ortadan kaldırmak veya minimize etmektir. Bunun da yolu toplumsal adaleti, hukuk sisteminin işlerliğini ve denetim mekanizmasının etkin ve etkili çalışmasını sağlamaktır.
Bireysel tercihlerden toplumsal tercihlere geçiş yapabilmek, toplumsal kararlarda bireylerin faydalarını azaltmadan karar alabilmek, toplumu oluşturan her bireyin eşit koşullarda, kimsenin avantajlı/dezavantajlı olmadığı durumda bulunması ile olasıdır.
Demokrasinin olmadığı ya da aksadığı ülkelerde bir grubun tercihi toplumsal tercih olmakta yani toplumsal artık değer adil şekilde dağıtılmamakta bu da toplumsal faydayı azaltmakta ve süreç eğitim, hukuk ve denetim sistemi gibi kurumların çökmesi ile sonuçlanmaktadır.
Eğitim, hukuk ve denetim sisteminin çökmesi ile beraber iktidar sınıfı, toplumu oluşturan diğer sınıfları (toplumsal katma değer yaratan sınıflar) kendisine bağlayarak kendi çıkar gruplarını oluşturur. Bu durumda toplumun yarattığı artık değer toplumu oluşturan bireyler arasında adil biçimde dağıtılmaz, yeni oluşan çıkar grupları arasında dağıtılır. Dolayısıyla üretici sınıfların yanında yeni bir sınıf, çıkar sınıfı, doğar ve de yeni bir sınıf mücadelesi başlar.
Bu sınıf mücadelesi topluma şekil veren kurumların gelişimini de olumsuz etkiler. Kurumlar doğru çalışmadığı için bireyler kendi faydasını en üst düzeye taşıyacak rasyonel karar alamazlar bu çıkar gruplarına uyumlanmak isterler. Kendi kendini besleyen ekonomik, siyasi ve toplumsal krizler ile karşı karşıya kalırlar.
Sonuç olarak demokrasinin olmadığı ülkelerde toplum faydayı en üst düzeye taşımak için öncelikle eğitim, adalet ve denetim gibi kurumların dönüştürülüp geliştirilmeleri gerekir ki koşulların eşit olduğu toplumsal yapı oluşturulabilsin ve bireysel tercihlerden toplumsal tercihlere geçiş yapılabilsin.
BORA SÜSLÜ
MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ