‘Yurtta sulh, cihanda sulh!’ - Ekrem İmamoğlu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Yurtta sulh, cihanda sulh!’ - Ekrem İmamoğlu

28.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Yurtta sulh, cihanda sulh!”

Atatürk’ün devletimizin aklına nakşettiği bu sözler, Cumhuriyetin dış politika anlayışının kısa ve öz fakat bir o kadar da en derin halidir.

Yüzyıllar boyunca nice coğrafyada savaşmaktan geri durmamış, gerektiğinde yalın ayak cepheden cepheye koşan cesur ve güçlü milletimizin elindeki en büyük gücün barışı kurmak, korumak ve yaymak olduğunu bu sözler bizlere öğütlemiştir.

İçinde güçlü olan Türkiye’nin, doğru bir barış diplomasisiyle coğrafyamızda ve dünyada nasıl güçlü olacağının kılavuzu olan bu söz, sorumluluk ve görev bilinciyle hareket edenler için her dönemde ısrarla hatırlatılmıştır ve hatırlatılmaya devam edecektir.

Fakat ne yazık ki bugünün iktidarı bu sözleri doğru anlayamadı. İşine geldiğinde Cumhuriyetin, “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışının ve akılcı dışsiyasetin temel ilkelerini yok sayan; sıkıştığında ise “iç tahkim”, “dünya barışı” hatırlatması yaparak ülkemize itibar ve irtifa kaybı yaşatan bir anlayış, bugün bir kez daha Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” iradesine sığınmaya çalışıyor.

“Cihanda sulh”un, güncel dünya düzeninin alabora olduğu bir dönemde ne denli önemli bir strateji olduğunu kavramak gerekir. İç siyasette kazanç ve kişisel ilişkiler üzerine oturtulan dış siyaset hattı, Türkiye’ye ciddi itibar ve irtifa kaybı yaşatmıştır. Yalnızca son 15 yılda, dış siyasetteki zikzaklar ile, esneklikle tariflenemeyecek söylemlere ve alınan kararlardaki U dönüşleriyle kadim devlet anlayışımıza hiç uymayacak bir tutarsızlık dönemi yaşadığımız bir gerçektir. Daha fazla muhtaç, gerçek tavır alamayan ve Türkiye’nin birikimlerine zarar verilen bir ortamdayız.

“Yurtta sulh” ise tümüyle trajik! İstikrarlı bir kötülük, sınır tanımaz kuralsızlık, anayasaya, kanunlara uymayan ucube “cumhurbaşkanlığı sistemi” ile otokrasiyle tanışmamıza neden olan, kutuplaştıran, ayrıştıran, muhalife düşman, rakibini yok eden, demokrasinin, Cumhuriyet’in bütün kurallarını ihlal ve imha etme gayretindeki bir iktidar dönemini yaşıyoruz. Rakibine kumpas, montaj, yalan, iftira düzeni kuran; devletin ve kurumlarının bütün gücüyle saldıran, yargıyı araçsallaştıran, güçler ayrılığını imha ederek büyük bir kriz yaratan ve zararı büyük olan bir dönemi yaşıyoruz. Milli irade hırsızlığını kayyımlarla başlatan, artık 200’e yakın kayyımın olduğu, belediye gaspı, ahlak dışı teklif ve ele geçirme yöntemlerine devam eden bir zihniyet.

PARTİ DEVLETİ ANLAYIŞI 

Demokrasi tarihimizin yüz karası ve uydurma gerekçelerle, yargı eliyle İstanbul seçimini de iptal ettiren bu iktidarın siyasi anlayışıdır. Bu dönemle, yargının iktidar gücünün ve bir parti devleti anlayışının kullanışlı aparatı oluşunun ayrı bir dönemi yaşanmaktadır. Bir hâkimin bakan yardımcısı, ardından İstanbul cumhuriyet başsavcısı, sonra siyasi darbe sistemi sürecinin aparatı olduktan sonra, adalet bakanı olarak HSK’nin başına geçmesi, 19 Mart siyasi darbesinin tescilli ispatıdır.

Dolayısıyla sıraladığım bu siyasetin önemli birkaç örneğine sayfalarca örnek ekleyebiliriz. Her biri “dünya otokrasi uygulamaları” kitabına yeni sayfalar ekletecek örneklerdir. Ne “cihanda sulh” ne de “yurtta sulh” prensibine uyan iktidar, zorda kaldığında bu hatırlatmayı yaparken hiçbir sağlıklı siyasi hat oluşturmamış ve Türkiye’ye 24 yıllık süreçte çok büyük zararlar vermişken iktidarının sonuna da yaklaşmaktadır.

OTOKRAT ZİHNİYET 

Tanıyı doğru koymazsak tedaviyi gerçekleştiremeyiz. 24 yılda, Avrupa’da her alanda sonuncu, dünyada ise dip sıralarda boğuşan bir duruma geldik. Ekonomik ve toplumsal direnci büyük hasar almış, içeride birlik iradesi zarar görmüş ve dışarıdaki tehlikelere hazırlanamamış bir Türkiye’yiz. Enerjisi bitmiş, yozlaşmış, tükenmiş, çökmüş bir iktidar düzeni ve ucube cumhurbaşkanlığı sistemi ve dönemi kapanmak zorundadır.

Bugün Ortadoğu’nun göbeğindeki savaşlara ve Türkiye’nin çevresinde olan bitene rağmen, cennet vatanımızı ve 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ayakta tutan; kuruluşundaki laik, demokratik hukuk devleti olma ilkeleri, toplumun inanmışlığı, gücü ve Atatürk’ün 86 milyona emaneti “Yurtta sulh, cihanda sulh” ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkelerinin genetiğimize işlemiş halidir.

Yüzde 30’lar ile dünyanın en yüksek enflasyonunun yaşandığı ülkemizde, milletin yüzde 80’e yakını adalete inanamaz, yüzde 70’e yakını iktidara güvenemez hale gelmiştir. Adalete inancın ve hükümete güvenin yerlerde olduğu bu dönemde, iktidarı tahkim etmenin yolu ise yargı koridorlarına ve korku politikalarına mahkûm edilmiştir.

Adalet sistemini, tümüyle kendi siyasi ikbali için kullandığı bir dönemde, toplumdaki adalet duygusunu yerle bir eden bir hükümet dönemini yaşıyoruz. Türkiye’ye en pahalı faizle, paranın dışında, dış yatırımın dip yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Savunma sistemimizi S400 meselesiyle kitleyen, 20 yıldır uçak alamayan, mevcut F16 uçaklarının modernizasyonunu dahi yapamamış, hatta üzülerek söylüyorum ki Umman’ın eski uçaklarını satın almaya çalışacak hale gelmiş, gururumuz Kaan uçağına motor alamayacak şekilde ilişkilerimizi zedelemiş bir durumdayız. Avrupa Birliği’nden uzaklaşmış; yorgun, bitkin, demokrasi ve hukuk devletinin kurallarını hiçe sayarak itibarsızlaşmaya başladığımız bir dönemdeyiz. Muhalefete saldıran, rakibinden korkan, memleketi kendisinin sanan, antidemokratik ve otokrat bir zihniyetin uygulamalarıyla karşı karşıyayız.

DEMOKRASİ, ADALET VE MİLLİ BİRLİK 

Meşruiyetini ABD’de arayan, dünya liderliğini çılgın bir ejderhaya dönüşmüş haliyle Kanada’dan Grönland’a, Venezuela’dan İran’a, kuralları yerle bir ederek her tarafa ağzından çıkan ateş toplarını püskürten ve o hışımla kuyruğunu bütün evrensel değerlere karşı savuran bir anlayışın kuyruğuna tutunarak durum idare etmeye çalışan zihniyet; ülkemize, milletimize ve geleceğimize hiçbir şey veremez.

Yolumuz; demokrasi, hukuk devleti, laik Türkiye Cumhuriyeti ve 86 milyon insanına her yönüyle eşit yurttaşlığı yaşatan bir gelecektir. Silivri’deki mücadelemiz büyüktür. Bireysel değil toplumsaldır. Mücadelemiz, demokrasi mücadelesidir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta cihanda sulh” ilkeleri ile ancak tarifsiz tehditlere ve gelişen bir rejime karşı bir ve birlikte olup, tüm muhalifler birlikte mücadele ederek Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını akıl, bilim, demokrasi, adalet ve milli birlikle aydınlatmalıyız.

Biz Cumhuriyetiz.

Biz demokrasiyiz.

Biz Türkiye’yiz!

Her şey çok güzel olacak...

EKREM İMAMOĞLU

SEÇİLMİŞ İBB BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

‘Yurtta sulh, cihanda sulh!’ - Ekrem İmamoğlu

“Yurtta sulh, cihanda sulh!” Atatürk’ün devletimizin aklına nakşettiği bu sözler, Cumhuriyetin dış politika anlayışının kısa ve öz fakat bir o kadar da en derin halidir.

Devamını Oku
28.03.2026
Doğalgaz savaşları - Fikret BAYIR

ABD “silah sanayisi” savaş bağımlısıdır.

Devamını Oku
27.03.2026
Medeni Kanun’a bakış... - Mehmet Emin Elmacı

Türk Medeni Kanunu’nun 100. yılındayız.

Devamını Oku
26.03.2026
Savaş ve ekonomi - Aydın Öncel

İkinci Dünya Savaşı’nda, fabrikaları devletin yönetimine alarak güdümlü bir ekonomi modeli uygulamak zorunda kalan vahşi kapitalizmin kalesi ABD ancak Hollywood platolarında zafer kazanabildiği Vietnam savaşının yarattığı bunalımı henüz atlatmaya çalışırken karşılaştığı “1973 büyük petrol krizi” ile bir kez daha sarsılmıştı.

Devamını Oku
25.03.2026
Şevket Süreyya Aydemir’i anarken - Remzi Koçöz

Şevket Süreyya Aydemir’in gençlik günleri askeri öğrencilikten cepheye, savaştan öğretmenliğe, Kafkaslar’dan Moskova’da ekonomi eğitimine, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp hapis yatmaya uzanan gençlik günleri fikirsel/eylemsel açıdan oldukça hareketli geçmiştir.

Devamını Oku
25.03.2026
Gençlerimizin spordan kopuşu... - Demirhan Şerefhan

Türkiye’de çocuklarımızın spora başlaması zor değil; asıl zor olan devam ettirebilmek.

Devamını Oku
25.03.2026
Bir savcının portresi: Doğan Öz - Mahmut Aslan

Doğan Öz, 1934’te Afyon’da doğdu.

Devamını Oku
24.03.2026
Çocuk emeği tesadüf değildir - Özgür Hüseyin Akış

Çocuk emeği tesadüf değildir - Özgür Hüseyin Akış

Devamını Oku
23.03.2026
19 Mart'tan sonra Türkiye - Av. Mustafa Köroğlu

19 Mart'tan sonra Türkiye

Devamını Oku
23.03.2026
Emperyalist kuşatma - Av. Arif Anıl Öztürk

Emperyalist kuşatma - Av. Arif Anıl Öztürk

Devamını Oku
21.03.2026
İran savaşının jeopolitik etkileri - Nejat Eslen

İran savaşının jeopolitik etkileri - Nejat Eslen

Devamını Oku
20.03.2026
‘Avıcenna’dan, Tıbbıyelı Hıkmet’e… - Prof. Dr. Coşkun Özdemir

‘Avıcenna’dan, Tıbbıyelı Hıkmet’e… - Prof. Dr. Coşkun Özdemir

Devamını Oku
20.03.2026
Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Aklın sınırları ve dünyanın kaderi - Cengiz Kuday

Devamını Oku
19.03.2026
Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Hukuka yeni şablon! - Başar Yaltı

Devamını Oku
19.03.2026
Kurtuluş Savaşı’mızın önsözü... - Erol Ertuğrul

Ünlü sözdür, “Cumhuriyeti sokakta bulmadık”.

Devamını Oku
18.03.2026
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi - Hüner Tuncer

Çanakkale Boğazı’nda 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihlerinde yaşanan Deniz Savaşları, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin kazandığı muharebelerin başında gelir hiç kuşkusuz!

Devamını Oku
18.03.2026
Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026