Aziz Sancar: Nasıl vejetaryen oldum?
Orhan Bursalı
Son Köşe Yazıları

Aziz Sancar: Nasıl vejetaryen oldum?

24.10.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Daha önce Cumhuriyet Pazar ekinde Özlem Yüzak ile birlikte Aziz Sancar’la geçirdiğimiz bir günün öyküsünü okumuştunuz. Sancar, o yazıda bir kız öğrenci üzerine anlatılan olayla ilgili bir açıklama yaptı. Tekno Fest’te Sancar’ı görmek ve kucaklamak isteyen bir kız çocuğunu Sancar’a eşlik eden görevliler engelliyor. Sancar diyor ki: 

Kızımız, Aziz Hoca kızların eğitimini teşvik için geldi, hep bunu söylüyor; sen beni nasıl engellersin diye korumayla münakaşa etti ve yine de izin vermediği için korumayı yumrukladı! Onun bu tavrı hoşuma gitti. Bizim kızlarımız böyle olmalı...” Sancar’ın, kızların eğitimine çok büyük önem verdiğini biliyoruz.

Sancar’la geçirdiğimiz bir güne yakın zamanın ilginç noktalarından biri, Mardinli geniş ailesinin Sancar için düzenlediği yemekti. Bütün yemekler vejetaryen Sancar’a göre hazırlanmıştı. Nefis bir sofra ve harika Mardin yemekleri... Hepsine teşekkür. Fakat bu yazıyı yazmamın nedeni, Sancar’ın vejetaryen olmasına okurların ilgisidir. Nasıl oldu, neden oldu diye sordular. Ben de Sancar’a soruyu yönelttim. 

Aziz Hoca’nın vejetaryenliğini biliyordum. Nobel Ödülü’nden önce aldığı Koç Bilim Ödülü töreni için geldiğinde, bir vejetaryen lokantasında yemek yediğimizde öğrenmiştim.

VEJETARYEN SANCAR’IN ÖYKÜSÜ

Diyor ki Aziz Hoca: 

Vegan değil vejetaryenim (Veganlık, vejetaryenliğin çok daha sıkı ve sert uygulaması!). Et ve balık dahil deniz ürünlerini de yemem. Küçükken ilkbaharda babam bir yavru koç alırdı, onu yazın otlatır büyütürdük ve sonbaharda babam etli butlu koçu keser ve annem de onun etiyle kavurma yapardı. Tabii çocuk olarak beslediğim bir hayvana bağlılığım olurdu ve onun etini yiyemezdim. Öyle ki kavurmanın kokusuna bile dayanamazdım.

Kışın (kasım-mayıs) Savur’da taze et olmazdı ve herkes kavurma yerdi. Ben yemediğim için sabah mercimek çorbası, öğle üzeri pekmez ve bazen peynir, akşam da bulgur yerdim. Tatlı için bazı geceler ceviz sucuğu yerdim (arada bir küpten ceviz sucuğu çalar, okula gitmeden cebime çerez olarak da alırdım).”

Yazın sebzeli et vs. yerdim, fakat pek hoşlandığımı hatırlamıyorum. Liseye başladığımda en küçük kız kardeşim Seyran Abla yemek yapmayı üstüne aldı. Harika yemekler yapardı ve onun yaptığı her şeyi, içli köfte ve lahmacun dahil severek yerdim.”

Tıp fakültesinde iken et olarak üniversite yemekhanesinden çıkan et köftesini yerdim. Ayrıca bazen apartmanımızda et sucuğunu yumurtada kızartır yerdik, ama genellikle peynir ve ekmekle tıp fakültesini bitirdim.”

Amerika’ya gelince bir ara etli yemek yedim. Ancak hangisi domuz eti, hangisi değil ve de aynı tabakta mı pişiriliyor gibi endişelerim vardı. Zaten pek et düşkünü olmadığımdan vejetaryen olmaya karar verdim.” 

Peynir, yumurta ve baklagillerden yeteri kadar protein alıyorum. Kızım Rose da bana bakarak, et yiyen biyolojik anne-babasının aksine, vejetaryen oldu.”

Hikâye bu kadar. Sancar, sanki bir deri bir kemik gibi. Kolunu tutup yokladığımda bu adam nasıl ayakta duruyor diye kendime sordum. Fakat öyle değil. Evinden okula laboratuvarına yürüyor. Bedeninde yağ yok. İnce yapılı birisi.. Ama tanıdığımdan beri böyle.

SANCAR, AŞI ÜZERİNE NE DİYOR?

Bir iki not daha Sancar’dan. İlki, mRNA aşısını üreten Şahin ve Türeci’ye neden Nobel verilmedi diye eleştirilere verdiği yanıt:

Şahin ve Türeci büyük iş başardılar, ama millet tutturmuş niye Nobel almadılar diye söyleniyor. Onlara yöneltilen bu eleştirilere üzülüyorum. Aşıyı hızla üreterek insanlığa yaptıkları katkıyı görelim. Nobel başka bir iş.. Bu aşı üretimi yanında, Nobel bence çok da önemli değil...”

Bir de Türkiye’deki bir gözlemini aktarayım:

Türkiye insanı aşı hakkında gerçekten şımartılmış, yok Çin aşısı şuymuş, yok Rus aşısı denenmemiş bile, mRNA aşısı genomumuzu bozar ve daha neler... Burada da buna benzer düşünenler var, ama benim sıram geldiğinde aşı yapılan yere gittim. Ne aşısı filan olacağımı sormadan kuyruğa girdim. Sıram gelince şu odaya gir dediler, gittim oturdum. Hemşire aşıyı yaptı, ‘Hangisi’ diye sordum ‘Moderna’ dedi. Meğer o gün Moderna, BioNTech (burada Pfizer diyorlar) ve Johnson&Johnson aşıları kullanılıyormuş, benim de nasibime Türk aşısı yerine Ermeni aşısı düştü!

Yazarın Son Yazıları

‘Yargı silahı’nı kullanmada uluslararası başarı

Özgür Özel bir konuşmasında Brezilya’da Lula’nın rakiplerince siyaseten mahkûm edildiğini ve sonraki seçimlerde yeniden başkan seçildiğini anımsattı, ayrıntıya girmedi.

Devamını Oku
29.03.2026
Hürmüz’ü İran kapatmadı! Petrol krizi dünyayı dağıttı...

Petrolün dünya ekonomisi ve ülkeler için ne kadar önemli olduğu, Hürmüz Boğazı’nı İran’ın güvenlik alanı olarak ilan etmesiyle yeniden ortaya çıktı.

Devamını Oku
26.03.2026
Mahkemelerden ellerinizi çekin...

Mahkemelerden ellerinizi çekin...

Devamını Oku
22.03.2026
Tapu meselesi ve adalet bakanı

HP başkanının 11 tapu artı kanıtlanmamış bir duyum, 2 mülk satımı ve toplamda 452 milyon liralık bir varlıkla ilgili açıklamalarını dinleyince tabii ki insanın bu kadar mal mülk iddiaları karşısında dudakları uçuklar dedim. Büyüklüğü tartışılır ama bir siyasi kıyamet kopartacak bir durumla karşı karşıya olduğumuz açık seçik.

Devamını Oku
19.03.2026
Yargıyı silah olarak kullanmanın büyük ekonomik kayıpları

Biz bunu resmen derinlemesine yaşıyoruz ama yargıyı siyasi rakiplerine karşı yok edici bir silah olarak kullanan örneğin Brezilya’da bu sonuçları görünce (*) gözlerimiz yine İBB operasyonlarının, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasının ve CHP’ye açılan kapatma davalarının Türkiye ekonomisini nasıl vurduğunu ve halkı yoksullaştırdığını biliyoruz.

Devamını Oku
17.03.2026
‘Yargı Silahı’: Mehmet Pehlivan hücresinden yazıyor...

Dünkü yazımı tamamlayıcı olarak masumiyeti çiğnenmiş, görev alanı yüksek güvenlikli bir hücre içine hapsedilmiş İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın kitabı, Tunç Soyer ile birlikte geldi.

Devamını Oku
16.03.2026