Gerçek gündem: Haksızlık, adaletsizlik ve zulüm

09 Mayıs 2017 Salı

Şüphesiz referandum süreci ve sonuçları, seçmen oylarına yasa tanımaz müdahale ve sandık sonuçlarını etkileme kararları, gerçek gündemin ta kendisidir. Fakat gerçek gündem bundan ibaret değil, yaşamakta olduğumuz haksızlıklar diz boyu ve insanlar zulüm görüyor ve adalet için çırpınıyor.
Mesela 9 Mart’tan bu yana Ankara’da “İşimizi geri istiyoruz” talebiyle açlık grevinde bulunan, akademisyen Nuriye Gülmen ve sınıf öğretmeni Semih Özakça gibi.
Yasasız, suçsuz, adaletsiz, yargısız kapı önüne konan binlerceden ikisi.
Uğradıkları haksızlıkları ancak açlık grevi ile topluma açıklayabiliyorlar...
İşimizi geri istiyoruz.. emeğimiz, ekmeğimiz, işimiz kutsaldır.. elimizden alınmasını kabul edemiyoruz.. bedeli ne olursa olsun kabul edemiyoruz.. adaletsizliğe alışmayacağız...”

Fırsatçılık ve yasa tanımazlık
İktidar, düne kadar sarmaş dolaş olduğu, yedirip içirip semirttiği, “Müslümandır, alnı secdeye değer” diyerek bir dediğini iki etmediği FETÖ örgütünü, devran döndü - yüzünü gördü ve devletten silkelemeye başladı ya...
Fırsat bu fırsattır diyerek, özellikle devlet kurumlarında çalışan, ama kendisinden olmadığına kanaat getirdiği veya bildiği, eleştirel duran çalışanları da kapı önüne koydu ve koyuyor.
Tam bir öğretmen cadı avı, akademisyen cadı avı, insan cadı avı...
Suç yok, suçlama yok, adalet yok, mahkeme yok...
Ama elinde OHAL var ve KHK’ler var.
Yasa niyetine, anayasa niyetine...
Ne sorgulanabilir ne itiraz edilebilir...
Ne hak aranabilir ne adalet...
Bir keyfi idare ki diz boyu...
Onlar da adaleti açlık grevinde aramaktan başka çare bulamıyorlar...
Vicdan ey toplum haykırışları bunlar.
İçtikleri sadece şekerli su ve aldıkları B vitamini.. Dayanabilsinler diye...
Geldikleri nokta, kas zayıflaması ve erimesi...

Bırakın bu grevi
Diyorum ki bırakın açlık grevini...
Ama bizim toplumdaki kültür “evet-hayır” ikilemine sıkışmış. Ya o ya bu. Siyah ve beyaz.
Oysa hayat ve mücadele, başlangıç ve sonlarda değil. Hayat iki uç arasında, siyah ve beyaz arasındaki gri alanda sürer gider.
Açlık grevi bir hak arama aracıdır. Zulmü şikâyet etme, vicdanları harekete geçirme... Bir noktaya kadar, ondan sonra adaleti başka araçlarla arama mücadeleleri var. Onlarla devam edeceksin.
Bırakın bu grevi artık, tamam. Basıldınız polislerce, hırpalandınız, gözaltına alındınız... Karşınızda kör, sağır ve dilsiz bir iktidar var. Zulmü iktidar olmanın aracı, ülke yönetmenin biçimi olarak gören, vicdanını kapatmış bir iktidar.
İntikam, reddetme ve ötekileştirmeyi ilke edinmiş.
OHAL ve KHK araçlarına hayran...

Binlerce haykırış var ama...
Sizler gibi binlerce insan haksızlık zulmüne uğramış durumda. Kimi dışarıda, kimi hapishanede... Kimi babalarının, ağabeylerinin suçsuzluğunu kanıtlamak için çalmadık kapı bırakmıyor. Hapishanelerden mektuplar geliyor. Yargılamayı bekleyenler, suçunu öğrenmek isteyenler... FETÖ’cülüğü reddedenler.. HDP eşbaşkanları... Belediye çalışanları...
Kimilerinin feryatları figanları kapı-duvara çarpıp un ufak yerlere dağılıyor. Ne duyan var ne ses veren. Vicdanların perdeleri inmiş.
İktidarın destekçileri arasında kıyamet kopuyor. Birbirini suçluyor, ama kendileri dışında binlerce aileyi perişan eden haksızlık ve adaletsizliklere ses verme cesareti yok.
Hey iktidar, bu devlet herkesin.. tüm vergi verenlerin, tüm yurttaşların... Sizleri biz besliyoruz, paralarımızla uçaklar, Mercedesler alıyorsunuz, ulufeler dağıtıyorsunuz.. har vurup harman savuruyorsunuz. Milyonlar ve milyarlarımızı uçurup duruyorsunuz.
Bu devlet bizim. Herkesin, ideolojisi, görüşü, dili, rengi ayırt edilmeksizin devlette çalışma hakkı var. Herkes yasaların, anayasanın koruması altında...
Biliyorum yasa mı var anayasa mı diyorsunuz.
Sanki askeri darbeler sürecinde “bana bak burada yasa da biziz anayasa da..” diyen işkenceci sorgucuların dönemlerinde gibiyiz.

***

Açlık grevini bırakma noktasındasınız artık. Tamam.
Şimdi mücadeleye başka yasal ve demokratik araçlarla devam etme zamanı...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları