Bu da Geçer Ya Huu...

08 Aralık 2014 Pazartesi

Kimilerini gazeteci olarak izledim, kimilerine de meslek örgütü temsilcisi olarak katıldım.
Düzenlenen geniş katılımlı toplantıların adı “şûra” sözcüğü ile bitiyorsa amaç, ilim ağırlıklı, tutucu ve gerici yaklaşımların yeğlendiği bir sonuca ulaşmaktır. “Kurultay” sözcüğü ile bitiyorsa bilim ağırlıklı, ilerici ve devrimci önerilerin dile getirilip kabul gördüğü bir amaç güdülmektedir.
Bir ara, özellikle sosyal güvenlik ve çalışma ile kamu kurumlarının “Danışma Kurulu” toplanırdı.
Arapçası varken Türkçesi de ne oluyormuş diye dışlayıverdiler.
Bu tür toplantılarda, bakanın ya da ilgili genel müdürlerin istediklerinin dışında karar almanın olasılığı yok denecek kadar azdır.
Yan kurulların hazırladıkları raporlar karar metnine dönüştürülürken ilgili bürokratlar öyle sözcükler seçer, öyle tümceler kurarlar ki raporlar bile havada kalabilir.
Hele istekler cumhurbaşkanı ve eğitimin onursal yöneticiliğini üstlenmiş oğlu tarafından dile getirilmişse hiçbir yandan kaçarı, göçeri olamaz.

***

Kısa bir süre önce sonuçlanan Milli Eğitim (!) Şûrası’nda da aynı yöntem uygulandı.
Kesintisiz 12 yıllık zorunlu eğitim yerine üç ayrı parçalı 4+4+4 formülü ile özetlenen sürecin amacı bilindiği gibi dinci eğitime ağırlık vermenin yolunu açmaktı. İmam hatiplerin orta bölümünü açtıktan sonra işler kolaylaşmıştı. Artık altını ve üstünü doldurmak kalıyordu.
Son şûra ile bu beklentiler de karşılandı, hatta “Osmanlıca” dersinin konulmasını öngören ve kimilerini çok sevindiren tavsiye de eğitimin yönünü çizmiş oldu.
Kimi yorumlara bakarsanız, 1928’deki Harf Devrimi ile geçmişinden koparılan (!) Türk çocukları özüne dönecek, kitaplıklarda duran Arap harfli kitapları sular seller gibi okuyup öğrenerek, dünyanın yuvarlaklığını bulan, Amerikan anakarasını keşfeden ümmet büyüklerinin yolundan gidip yeni başarılara imza atacaklardı.

***

Osmanlı İmparatorluğu çöküş sürecindeyken, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki alanda okuma yazma bilen kadın oranı yüzde 3, erkek oranı da yüzde 5’lerdeydi.
2008 yılında Anadolu Ajansı muhabirinin derlediği bilgiye göre, ilk nüfus sayımının yapıldığı 1927’de nüfusumuz 14 milyon, okuryazarlık oranı da yüzde 11’di.
Harf Devrimi sonrasında 1935’te yüzde 20.4 ve 1950’de yüzde 33.6’ya, 1960’ta yüzde 39.5’e, 2008 yılında da yüzde 85.71’e ulaştı.
Sayılara bakınca özünden koparılmanın, iddiaların aksine aşağılık bir yutturmaca olduğu görülüyor.
Madem çok değerli eserler vardı niye onları Türk harfleri ile basmayıp gençleri bu bilgilerden yoksun bıraktınız!
Eğitimi medreseleştirmek için yalan dolana gereksiniminiz yok ki. “Güç bende” böbürlenmesini yaşama geçirip Osmanlı’yı canlandırmak elinizin altında. Hem ülkeyi böylece daha kolay batırabilirsiniz.

***

Hem Osmanlı’dan yanalar hem de Osmanlı seçkinlerine kafa tutuyorlar.
Arap harfli güzel yazı sanatının kimi seçme eserleri, evlerin duvarlarını süslemeyi sürdürüyor.
En tanınan ve bilinenlerinden ikisini anımsatayım. Birincisi “Bu da geçer ya huu” diye Türkçeleştirilen Farsça dize.
İkincisi de “Şerefül mekân, bilmekin.” Yani “mekânın büyüklüğü oturanındandır” özlü sözü.
O yüzdendir ki, Ankara’nın Çankayası’ndaki sıradan bağ evi Atatürk oturduğu için şerefliydi, büyüktü...
Kaç-Ak Saray tartışmaları sonunda oturanın da ağzından “itibar” sağlayan bir mekâna dönüştürüldü.
Osmanlı seçkininin ünlü sözü de “Şerefül mekin, bil mekân”a dönüşmüş oldu.
Elimizde kala kala “Bu da geçer ya huu” kaldı.
Kıymetini iyi bilelim...


Yazarın Son Yazıları

Kurtarıcı... 14 Eylül 2017
Gazeteciyi Kim Öldürdü? 17 Haziran 2017