‘Guguk’un Son Örneği...

26 Aralık 2013 Perşembe

Osmanlı’dan bu yana sultanlar, özellikle partili döneme geçişle birlikte ya tahttan indirilmekten ya da kötü niyete dayalı saldırılardan korkmuşlardır.
Bu konuda en önemli görev jurnalcilere düşmüştür.
Ancak kurnazlık ağır bastığında uygulanan yöntemin yetersiz kaldığı görülünce çeteleşmenin önünü kesmenin en iyi yolunun para toplamayı kontrol altına almak olduğu anlaşılmıştır.
Çeteleşmenin sürdürülmesi, kimi kişilerin beslenip korunmasından, bunu gerçekleştirmenin yolu da para bulmaktan geçmektedir.
Sultanlar adına devlet, para toplamanın denetim altına alınmasını zorunlu görmüş, 23 Kasım 1912’de Yardım Toplama Yönetmeliği (Cem-i İanal Nizamnamesi) yürürlüğe konulmuştur.
Cumhuriyet döneminde de çeşitli aşamaların ardından 2860 sayılı 34 maddelik Yardım Toplama Kanunu, 23 Haziran 1983’te kabul edilmiştir.

***

Devletten izin almadan yardım toplanması yasaktır.
Yardım toplamak için Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen içerikte alındı belgesi kullanılması ise bir başka zorunluluktur.
Devlet bu konuda o kadar hassastır ki, bırakın kimlik numarası yazılı olmayan alındı belgesi kullanmayı, kullandığımız alındıların deftere geçirilmesinde numaralarının sıra izlemeden yazılmasını bile cezalandırmaktadır.

***

Son rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında kimi evlerde ayakkabı kutularında, kimi evlerde ise birden çok kasada milyonlarca dolarla Avro bulunmuştur.
Bulunan paraların ancak otomatik makinelerle sayılmakta olduğunun anlaşılması da bir başka acayipliktir.
Bulunan paraların “cami yaptırma” ya da “imam hatip okulu yaptırma” amacıyla toplanan bağışlar olduğunun söylenmesi, üzerinde pek durulmayan bir yönü oluşturmaktadır.
Maliye Bakanlığı’nın ya da MASAK’ın olaya el koyup koymadığını henüz bilmiyoruz.
İşin tuhafı, el koyup koyulmayacağını da bilemiyoruz. Kara paranın aklanmasının suç olduğunu da unutmayalım.
Bir başka suç daha var. Belli bir tutarın üzerindeki ödemeleri banka aracılığı ile yapmamak!
Türkiye’de hukukun kişiden kişiye değişen bir biçimde uygulandığına ilişkin söylentiler son yıllarda ayyuka çıktı.
Hukuksuzluğun boyutu, bizler için bile şaşırtıcı oldu. Varın dünyadaki şaşkınlığı siz hesap edin.
Emniyetin üst düzey görevlileri hallaç pamuğu gibi atılıyor. Açıklanan neden “görevlerini kötüye kullanmış olmaları”.
Ama en azından şıpınişi değiştirilen yönetmelik, sürülenlerin görevlerini yasaya uygun yaptığını göstermekle kalmıyor, aksine kanıtlıyor.
AKP iktidarı, kendisini doğrudan ilgilendiren suçlamaları çürütmek yerine, bir kez daha hukukla oynayarak zaman kazanmaya ya da suçu başkalarına yüklemeye çabalıyor.

***

AKP’nin ileri demokrasi döneminin hukuk anlayışının yeni bir örneğine daha tanık oldum.
Biliyorsunuz devletin kimi görevlerinden yararlanmak için e-Devlet Kapısı’ndan geçmek, bunu başarmak için de şifre almak zorundasınız. Salı sabahı, bize yakın PTT şubesine uğradım.
İşimi fazla beklemeden çözdüm. Ancak görevli zorunlu olarak bir de “taahhütname” imzalattı.
Harfleri küçültülerek bir sayfaya sığdırılan taahhütname şöyle sona eriyor:
“Yukarıdaki arz ve izah edilen neden ve gerekçeler ile e-Devlet Kapısı’na herhangi bir cezai, idari, yasal ve hukuki sorumluluk yüklemeyeceğimi, bu konularda hangi nam altında olursa olsun e-Devlet Kapısı’na karşı hiçbir talep ve iddiada bulunamayacağımı ve e-Devlet Kapısı’nın söz konusu işlerden doğacak zararlardan herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını gayri kabili rücu olarak (sözümden dönmemek üzere) kabul, beyan ve taahhüt ederim.”
İşte size AKP’nin hukuk anlayışının bir başka örneği.
Anayasada “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” yazsa da ne yazar!..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları