Özdemir İnce

Ermeni gailesi (7)

14 Mayıs 2021 Cuma

Ermeni gailesi sorunuyla ilk kez 1965 yılında, Paris’te karşılaşmıştım. Sınıf arkadaşım ABD’li bir kız, durup dururken “Ermenileri yok ettiniz, soykırım yaptınız” demişti. Ben de budalaca “Siz de Kızılderililerin kökünü kazıdınız” demiştim. Hâlâ utanırım. Ermenilerin kendilerine soykırım yapıldığını ilk kez 1965 yılında dile getirdiklerini daha sonra öğrendim.

Türkiye’nin bir Kürt sorunu olduğunu da o yıl öğrenmiştim. 

***

Bu konuda Ermeni ve Türk yazarlarını kaynak olarak kullanmak istemem ama meslekten hariciyeci, büyükelçi Gündüz Aktan kendisiyle yapılan bir söyleşide (*) belgelere dayalı, zihin açıcı bilgiler veriyor:

- (Soykırımı) Nurnberg’den 17 yıl sonra keşfettiklerini söylediniz..

- Çünkü ilk defa 1965’te dile getirdiler, kendilerine soykırım yapıldığı iddiasını. Daha önce başlarına gelene soykırım filan demiyorlardı. Onun için 90. yılını anmaları da ilginç bir şey. Bu iş, çok ciddi yönleri olan bir iş. 

- Peki, uluslararası hukuka göre Türkiye Cumhuriyeti’nin, “Bu, Osmanlı döneminde yaşanmış bir hadisedir, bizi ilgilendirmez” deme hakkı var mıdır, yok mudur?

- Burada bilinmeyen husus şu: Sevr Antlaşması’na göre bir Ermeni ülkesi kuruluyor. Bunun batı sınırlarını saptamak işi de Amerika’ya bırakılıyor. Derken Lozan Antlaşması yapılıyor. Lozan’da Ermeni yurdu yok. Ermeni yurdu olmadığı gibi metinde Ermeni kelimesi bile yok. Ama Lozan içinde Ermeni sorunu halledilmiştir.

- Nasıl halledilmiştir?

- 58. maddede, “Ekonomik Konular” başlığı altında ele alınmıştır. Burada, bütün tazminat hükümleri mevcuttur.

- Mal ve mülklerine el konulan Ermenilerin tazminat hakları da dahil mi buna?

- Evet, hepsi dahil. Bütün bunlar alt alta yazılmış, itiraz için de altı aylık süre tanınmış. Bir sene içinde, yabancı hâkimlerin de bulunduğu hukuk mahkemelerine müracaat hakkı tanınıyor. Metin altında küçük bir madde daha var. Orada “Bütün bunlar, Balkanlar’dan Anadolu’ya zorla göç ettirilen Türkler için de aynen geçerlidir” deniliyor. Bu madde, Balkanlar’da Türklerin başına gelenler ile Anadolu’da Ermenilerin başına gelenlerin aynı hukuki statüde mütalaa edildiğini gösteriyor. Lozan’la birlikte bu iş kapanmıştır. Dolayısıyla reddi mirasa filan gerek yok. Çünkü Lozan’da hesabını görmüş ve bu işi bitirmişsiniz. Bu, karşı tarafın da kabul ettiği bir şey. Uluslararası toplum diyebileceğiniz bütün ülkeler de orada.. Büyük bir trajediden kimsenin şüphesi yok.

- Niye kabul edilmiyor o zaman?

- Kabul edilmez olur mu? Biz her zaman bunu ciddi bir trajedi olarak kabul ediyoruz. Ama buna soykırım dediğiniz zaman iş değişir. Çünkü bu, soykırım değil. Şimdi bakın, biraz önce sözünü ettiğim dört grup, aslında beş gruptu. Jenosit yani soykırım kelimesinin babası Rafael Lemkin politik grup eklemişti. Politik grup, müzakere sürecinde dışarda bırakıldı. Politik grup şu demek: Bir toprak parçasına sahip olmak istiyorsunuz, orayı yurt yapmak istiyorsunuz, devlet kurmak istiyorsunuz. Bunun için mücadeleye giriyorsunuz. Bu mücadelede taraflar birbirlerini öldürür. Silahlı güclerin birbirini öldürmesi savaş hukukunun içine girer. 

Bu mücadelede sivillerin öldürülmesi ise yine suçtur. Ama Soykırım Sözleşmesi, politik grubu sözleşme dışında bırakmıştır. Neden? Çünkü burada yok etme kastı değil, toprağa sahip olma kastı önemlidir. Yani taraflar bir amaç için yapılan mücadelede birbirlerini öldürmüşlerdir. Buna sivil savaş da dahildir. Bu, siyasi bir mücadeledir. Bu siyasi mücadelede insanlar ölür, siviller ölür; bu suçtur ama soykırım değildir. Çünkü, mesele Yahudi soykırımına dayanıyor. Yahudiler Almanya’yı bölüp bir toprak parçasına sahip olmak istedikleri için öldürülmediler. Yahut Rus ordularına yardım ettikleri için öldürülmediler. Rus ordularıyla savaşmakta olan Alman ordularını arkadan vurdukları için de öldürülmediler. Niçin öldürüldüler? Sadece Yahudi oldukları için öldürüldüler. Başka hiçbir sebep yoktu. 

***

Konuya bu açıdan bakmak gerekir. 1915 yılında tehcir sırasında ölen, kırıma uğrayan Ermeniler, Ermeni oldukları ya da Hırıstiyan oldukları için ölmedi. Kendi devletlerini kurmak için öldüler. Haklıydılar ama üzerinde devlet kurmak istedikleri toprak, Osmanlı toprağıydı.

Tıpkı günümüzde İsrail (İbraniler) ile Filistinliler (Filistiler) arasındaki müzmin savaşın dinler arası (Musevilik-İslam) bir savaş değil, bir egemenlik ve toprak savaşı olması gibi.


(*) Sefa Kaplan, 1915’te Ne Oldu?, Hürriyet Yayınları, 2005. s.46-47.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları