23 Nisan... Sevinin çocuklar, düşünün büyükler...

24 Nisan 2020 Cuma

Ulusal egemenliğimiz 100 yaşında... En büyük günümüz... En büyük bayramımız... Cesur aynı zamanda dâhi bir liderin bundan tam bir asır önce, daha Kurtuluş Savaşı sürerken ve o, bir yandan cephenin en başında savaşırken Büyük Millet Meclisi’ni kurmasının ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyebilmesinin değerini sadece biz değil, tüm dünya takdir ediyor.

Tabii kutluyoruz. Ama şunu da unutmadan. Kendimizi kandırmadan... Bugünün Türkiyesi’nde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cümlesinin kapladığı yeri de bilerek..

Çünkü Atatürk’ün ulusa en büyük armağanı olan bu söz ne yazık ki sandığa giderek oy kullanmaya yani seçim hakkına ve seçim hakkımızın uluslararası tanınırlığına indirgenmiş durumda. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş amaçları arasında olan “bizim tarafımızdan yönetimlere seçilenleri denetleme hakkımız ve onların da hesap verme zorunluğu” ne yazık ki artık ortada yok.

24 Haziran 2018 tarihinde geçiş yapılan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile durum yapısal olarak değiştiği için maalesef geçerli değil. Başka ifade ile, egemenliğin kayıtsız ve şartsız sahibi olan millet, sahip olduğu egemenliği TBMM eliyle veya başka yol ile kullanamamakta.

Her şeye kendi karar veren “tek adam” düzeni içindeyiz.

100 yıl önce Büyük Millet Meclisi’nin kurulması ile gerçek bir ulus olmanın ilk adımları da atılmıştı. Büyük bir birlik, dayanışma ruhu ile milletçe inşa edilmişti her şey. Ulus olmayı öğrenmiştik. Şimdi ise o ulus ruhu parça parça ediliyor; üstelik düzenin başındaki tek adam eliyle... Kendisi ile aynı düşüncede olmayan, muhalefet eden herkesi terörist ilan ederek, adalet duygusunu lime lime ederek...

Oysa ulus olarak en birlik ve dayanışma içinde olmamız gereken günlerden geçiyoruz. Yerel yönetimleri baskılayarak, yardımlarını engelleyerek ve bununla da yetinmeyip soruşturma açarak, tüm bunları yaparken devlet yardımlarını kendisinin ve partisinin şovuna dönüştüren bir siyaset, ulus ruhuna indirilen büyük bir darbedir.

Ve çocuklar...

Çocuk “gelecek” demek, “umut” demek... Atatürk, 23 Nisan’ı çocuklara armağan etti. Gerekçesi açıktı: Türkiye Cumhuriyeti’ni “geleceğin büyükleri” çocuklara emanet etmişti. Peki, biz Atatürk’ün emanetine sahip çıkacak çocuklara ne kadar sahip çıkıyoruz?

Çocuklara cinsel istismarın son 15 yılda 10 misli arttığı, her 4 kız çocuğundan birinin 18 yaşından önce evlendirildiği bir ülkeyiz. Çocuk işçilikle, çocuk işçi ölümlerden başı çekiyoruz. Çocuk işçi sayısı 1 yılda 7 bin arttı, 7 yılda 426 çocuk işçi hayatını kaybetti. Emek ve ekonomi politikalarının zayıflığı, eğitimde yaşanan çöküş, bilinçli yapılan denetimsizlik sonucu çocuklar büyük bedeller ödüyor.

Başta da vurguladığım gibi, tabii kutlayacağız bu önemli günü ama kendimizi kandırmadan.. Bugün bu kutlamalar, mevcut durumun “normalleşmemesi” “kanıksanıp kabul edilmemesi” için özellikle daha da önemli. Ulusal egemenliğin gerçek anlamının mümkün olan her vesileyle hatırlanması, hatırlatılması gerekiyor.

Evet, çocuklar sevinsin... Ama büyükler de düşünsün...

Bir çocuk değişir, Türkiye gelişir

Köy Öğretmenleri ile Haberleşme ve Yardımlaşma Derneği bu anlamlı sloganı ile 60 yıl önce yola çıkmıştı: Bir çocuk gelişir, Türkiye değişir.

Sessiz sedasız Anadolu’nun her yanına karınca kararınca el uzatıyor; okullara kütüphaneler, fen laboratuvarları açıyor, kitaplar gönderiyor, çocuklara burslar veriyor. Yazımı tamamlamak üzere iken bir telefon geldi. Derneğin Başkanı Bediya Özü (kendisi de emekli saygıdeğer bir öğretmen) 23 Nisan dolayısıyla Anadolu’da çocuklara 1000 koli dağıtıldığını söyledi. Bayrak, kitap oyun hamuru, oyuncak.. Dernek gönüllülerin katkıları ile ulaşıyor köy okullarına. Yıllardır yakından takdirle takip ediyorum. İyi ki varsın KOYHD.


Yazarın Son Yazıları

Uslu dur, itaat et... 24 Temmuz 2020
Koronazizm 17 Nisan 2020