Bilim, siyaseti dizginleyebilir mi? (2)

23 Ekim 2020 Cuma

Bilim, siyaseti dizginleyebilir mi? yazımıza devam... 

Geçen hafta “Bilim ve politika her zaman birbirine bağlı olmuştur.. Peki, öyleyse neden bilim, hem politikanın yanlışlarını ortaya koyma hem de doğru siyaset yapılması yönünde itici bir güç olmasın” sorusunu ortaya atmış ve ABD’de Trump’ın bilimsel gerçekleri dışlayan politikalarına bilim çevreleri tarafından açılan savaşı gündeme getirmiştim.

Neo-liberal politikaların belirleyici olduğu günümüz sisteminde bu mücadele ne kadar başarılı olur? Küresel çapta yayılabilir mi? 

Bu soruların yanıtı kolay değil zira bilim de siyaset de köşeye sıkışmış durumda. Çünkü tek belirleyici ne yazık ki neo-liberal sistem. 

İki okurumdan önemli katkılar geldi. 

Müfit AkyosBirinci Dünya Savaşı’ndan itibaren bilimin gücünü keşfeden devletler bu gücü kalkınmanın önemli bir aracı olarak görseler de daha çok savaş sanayisi alanında kullanmayı tercih etmeleriyle bilim-siyaset ilişkisindeki olumsuz gelişmenin de başladığını söyleyebiliriz. Bu elbette bilimin insanlığa katkılarını ortadan kaldırmıyor” diyor ve ekliyor:  

Neo-liberal ekonomi, bilim-teknoloji-yenilik ilişkisini, kamu-özel-üniversite sarmalını (üçlü sarmal) kullanarak ve denetim altında tutarak verimlilik-rekabet-maliyet yaklaşımı ile ele almakta. Günümüzde özellikle tarım-gıda, savaş ve sağlık alanlarında girişimcilik sihirli sözcüğünün arkasına da sığınarak bilimin (üniversite vb.) teknolojiye (özel sektör) aşırı yakınlaştırılması, bilimin özerkliğini, kendi karar süreçlerini yitirmesine ve denetim altına alınmasına neden olunuyor. Tüm bunlar bilim insanlarının, insanlığa ve barışa sorumluluklarını ortadan kaldırmıyor elbette. Yazınızda sözünü ettiğiniz faaliyet (Scientific American, Nature Dergileri, Kolombiya Hukuk Fakültesi Sessiz Bilim Takipçiliği) ve yapılanmalar (Endişeli Bilim İnsanları Birliği - UCS) umut verici olsalar da insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeler karşısında yeterli olamazlar. 

Türkiye özelinde ise 40 yıldır YÖK ile yaşayabilen bir akademiye bakıldığında sorunuza olumlu yanıt vermekte zorlanıyorum.” 

Ulvi İçil ise önce siyasetin yapısını sorguluyor: “Bilim siyaseti dizginleyebilir mi” sorusu “siyasetin olumsuz, zararlı bir karaktere sahip olduğu ve böyle olmaya da mahkûm olduğu varsayımına dayanıyor” diyerek. 

Evet ne yazık ki gelinen noktada icra edilen siyaset birçok ülkede toplumun gereksinimlerinin karşılanmasına değil, bir çıkar grubunun isteklerine yönelik. 

Ulvi Bey Küba örneğini veriyor, “Ama örneğin Küba’da siyaset halkın gereksinimlerinin karşılanmasına odaklı. 

Bilim de buna odaklı. Ve ikisi muhteşem bir uyum içindeler. Bilim bir üretici güç” diyerek.  

Ve ekliyor: “Üretim ilişkileri bilimin de özgürce gelişimine engel oluyor, bilim burjuva siyasetini nasıl dizginleyebilir? Bilim de siyaset gibi sömürücü bir sınıfın çıkarlarının belirleniminde. Her ikisinin içinin de öncelikle bugünden başka bir sınıfsal karakter ile doldurulması gerekiyor. Bu yapıldığında bilim ile siyaset gerçekten kardeş ve yoldaş olurlar. İnsanlığın refahı ve mutluluğu için...” 

Konu önemli. İzninizle sürdürmek istiyorum. O halde iki yeni soru:  

Bilim hangi değerler üzerine inşa edilmeli?

Siyaset hangi amaca hizmet etmeli? 

Katkılarını bekliyorum...

Bir küçük parantez. Biliyorsunuz 10 gün kadar önce Nobel bilim ödülleri açıklandı. İki farklı kıtadan iki bilim kadını Fransız Emmanuel Charpentier ve Amerikalı Jennifer Doudna uzun yıllarını verdikleri bir araştırma alanında güçlerini birleştirmiş ve gen düzenleme tekniğinde devrim niteliğinde bir buluş yapmışlardı. İşte 2012 yılında açıkladıkları bu buluşları onlara 2020 Nobel Kimya Ödülü’nü kazandırdı. 2 başarılı bilim kadınının öyküsünü bu haftaki Herkese Bilim Teknoloji dergisine yazdım. Her ikisi de bugün milyon dolarlık şirketlerin, hem de bir değil, birkaç şirketin kurucu ortaklarından. Ve ne yazık ki patent üzerine çıkan büyük tartışmalar bu ikilinin de hem yollarını ayırdı hem de dostluklarını... 

Tabii onlar yalnız değil. Bilim dünyası çok uzun zamandır böyle. Ekonomik, siyasal iç içe oluş her şeyin belirleyicisi.. 


Yazarın Son Yazıları