Furkan öldü! Ya diğerleri?

25 Eylül 2020 Cuma

Kocaeli’nde gencecik bir kargo emekçisiydi. Belli ki kendi yaşıtı çevresindeki birçoğundan farklıydı: Hassas, düşünen, sorgulayan, çabalayan... Yapamadı; 18 yaşında, yaşama kendi isteği ile veda etti Furkan Celep. Hepimizin yüreğine balyoz gibi inen son sözleri içinde bulunduğumuz “acımasız, insanı sömüren, değersizleştiren” sistemin en yalın özeti... Gençleri nasıl bozuk para harcar gibi harcadığımızın acı bir örneği.

...Kendimi geliştirmek için spora gittim, yabancı dil öğrenmeye çalıştım.

Kendi özümü ve yeteneğimi öğrenemedim. Bunun için çok uğraştım, çaba gösterdim.

Neyi sevdiğimi bilmiyorum, ne olmak istediğimi, ne okumak istediğimi bunları dahi bilmiyorum... Kendimi değersiz hissediyorum...

...Benim yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var. Her konuda benden daha üstünler...

Bu dünya, yaşamak için kötü bir yer... Ev ve araba için çalışmayı istemiyorum...

Furkan’ın şu yukarıda sıraladığım cümlelerini şöyle bir sorsanız sıralayacak kaç genç var sizce bu ülkede?

Kaç genç ne okumak, ne olmak istediğini biliyor? Kaç genç nasıl bir eğitim ile mezun olabiliyor? Kaçı iş bulabiliyor? Kaçı istediği işte çalışabiliyor?

Furkan’ın sözleri bu ülkenin siyasetinde bir gündem maddesi olamadıkça, derinlemesine tartışılmadıkça arpa boyu yol alamayacağımızın farkında mısınız?

İçinde müzik derslerinin, resim derslerinin, sporun, felsefenin olmadığı bir eğitimde insan nasıl kendi özünü öğrenip yeteneklerini geliştirebilir?

İşsizlik ile “düşük maaş, uzun çalışma saatleri” arasında seçim yapmak zorunda olduğu, emeğin sömürüsüne tamamen açık bir ekonomik yapı içinde insan nasıl mutlu olabilir?

İş bulma umudunu kaybetmiş ama yaşayabilmek için çalışmak zorunda olan bir insanın önündeki seçenekler nelerdir?

En az üç çocuk doğurun” diye fetva vermek yetmiyor ne yazık ki...

Furkan direnemedi, ölümü seçti. Keşke yola devam edebilseydi.

Ya diğerleri? Örneğin Nurcan?

Ya diğerleri?

Nurcan, anaokulu öğretmeni. Daha doğrusu öğretmeni idi... Çünkü artık işsiz. Hem de uzun süreden beri. Sebebi, kendisinde değil, yakın aile çevresinde bile değil, uzak akrabalarından birinde siyasi bir suçtan dolayı güvenlik soruşturmasından geçememiş olması. Bu, hiçbir ilişkisinin olmadığı uzak akraba Nurcan’ın çok sevilen bir öğretmen olmasına karşın kapı önüne konulmasına yetiyor. Kimse bundan yıllar önce Beyoğlu’nda mendil satan küçük kız çocuğu Nurcan’ın okumak, kendini yetiştirmek için nasıl bir mücadele verdiğini, sadece kendisini değil, diğer kardeşlerini de okutmak için çabaladığını görmüyor. Bunların bir önemi yok. Aslında insanın bir önemi yok. Fetvalar önemli, yüksek yerden gelen emirler önemli... Asıl olan bu ne yazık ki?

Nurcan bundan sonra ne yapacak? Ne yapsın? Bu sorunun da yanıtı yok...

Ya diğerleri?

Çökmüş bir eğitim sistemi içinde debelenen 18 milyon çocuk ve genç. Sayı az değil. 5 Avrupa ülkesinin toplamı. Her yıl eğitimini yarıda bırakan binlercesi de cabası...

Onları nasıl bir gelecek bekliyor, bilen var mı?


Yazarın Son Yazıları

Uslu dur, itaat et... 24 Temmuz 2020