Öztin Akgüç

IMF, dış kaynak yanılgısı

24 Şubat 2021 Çarşamba

Reform yaftası altında örtülü olarak IMF programı uygulamasının, yabancı sermaye teşvikinin sakıncalarının yinelenmesi yararlı görülmüştür. Liberal yaklaşımın yaygın yanılgılarından (galatı meşhur) biri de dış kaynak katkısı, yabancı sermaye ile ekonomik kalkınmanın sağlanabileceğidir. Yabancı sermaye yatırımı, dış borçlanma ile ekonomi tarihinde kalkınmış tek bir ülke olmamasına karşın, hatalı yönlendirme sürmektedir. Kaynakların ussal kullanımı bilimi olan iktisatta kaynak tutarından çok, kaynakların kullanımı önemlidir. Ülkemiz, kaynakların rasyonel kullanılmamasının somut örneğidir. 1980 sonrası, vergi gelirleri bir yana, 400 milyar USD’den fazla dış borç, 1.2 trilyon TL iç borç alınmış, 70 milyar USD’yi aşan özelleştirme yapılmış; kaynaklar, üretken yatırımların, kalkınma amaçlı harcamaların finansmanında kullanılacağına, yüksek maliyetli gösteriş, itibar yatırımlarında, ihale zenginleri yaratmakta savurganca kullanıldığından; ülke, kalkınamadığı gibi orta gelir tuzağına yakalanmış, kırılgan, dış borcu yüksek, dünya ekonomisinde yeri sürekli gerileyen, enflasyon içinde işsizliği, yoksulluğu artan derekesine düşmüştür.

Sorunun çözümü için geçmiş uygulamalardan ders alınmayarak dış kaynak bulunmasına yönelinmiştir. Dış kaynak; yardım, hibe gibi önemsiz tutarlar bir yana bırakılırsa, (I) doğrudan yabancı sermaye yatırımı, (II) maddi varlıkların mülkiyetinin yurtiçi yerleşiklerden yabancılara geçmesi, (III) yurtdışı yerleşiklerin portföy yatırımı, (IV) borçlanma kanalıyla girmektedir.

Ülkeye yeni bir işletme kurma, üretim kapasitesini genişletme veya mevcut bir tesisi yeniden faaliyete geçirme amacıyla, yurtdışından nakdi ve ayni sermaye, sınai ve fikri hakların girişi doğrudan sermaye yatırımı olarak tanımlanmaktadır. Yabancı sermaye yatırımları, ülkenin üretim kapasitesini artıracağı, istihdam yaratacağı, ihracat pazarları geliştireceği, teknoloji ve yönetim bilgisi getireceği gerekçesiyle savunulmakta, teşvik edilmektedir. Uygulamada yabancı sermaye çoğu kez iç pazara yönelik koruma engellerini aşmak, ucuz işgücünden yararlanmak, yarattığı çevre sorunları nedeniyle ülkesinde kısıtlanan alanlarda üretim yapmak amacıyla gelmektedir. Yerli teşebbüslerin gelişmesini engellemekte, tekelci güç oluşturmakta, girdilerinin önemli bir kısmını yurtdışından sağladığından montaj sanayi özelliği göstermekte, sosyal maliyeti de yüksek çevre sorunları yaratmaktadır. Sermaye girişi, izleyen yıllarda sermaye, kâr, transfer fiyatlamasıyla örtülü kâr transferi nedeniyle ülke için dış yükümlülük oluşturmaktadır. Yabancı sermaye, yerli uzantıları ile siyasal baskı, dış tehdit öğesi de olmaktadır.

Konut, mevcut tesisler dahil her türlü gayrimenkulün yurtdışı yerleşiklere satışı, ülkenin üretim kapasitesini artırmamakta, sadece mülkiyetin el değiştirmesine, yabancılaşmasına yol açmaktadır.

Yurtdışı yerleşiklerin, devlet dahil özel ve kamu kurumlarının çıkarmış oldukları hisse senedi, tahvil ve benzeri menkul kıymetleri almaları portföy yatırımı olarak sınıflandırılmaktadır. Yabancıların portföy yatırımı için iç varlıkların getirisinin, alternatif piyasalara kıyasla, risk primini de karşılayacak düzeyde yüksek olması gerekir. Yabancılar, borsa endeksinin düşük, döviz kurunun yüksek olduğu dönemlerde piyasaya girerek hisse senedi almakta, endeksin yükselmesi, kurun düşmesiyle bekledikleri kâr oluştuğunda piyasadan çıkmaktadırlar. Yabancıların tahvil alımı için beklenen getirinin, faizin devalüasyon oranından yüksek olması gerekir. Net faiz geliri yüksek olduğunda tahvil alan yabancılar, kurun yükselmesiyle getiri marjı daraldığında tahvil satarak piyasadan çıkmaktadırlar. Portföy yatırımları, kur, faiz, borsa endeksi, banka kredi hacmi dalgalanmaları doğurmakta, ekonomi için makroekonomik risk oluşturmaktadır. Portföy yatırımlarının maliyetinin yüksek olması yanı sıra istikrar bozucu etkileri olmaktadır.

Ülkemiz, dış kaynağı ağırlıklı olarak ticaret bankalarından borçlanarak sağlamaktadr. Borç veren bankalar, kredi riskini, kredi temerrüt swap sözleşmeleriyle, sigorta şirketlerine ve fonlara aktarmakta, ödedikleri risk primini de kredi maliyetlerine eklemektedirler. Ülkemiz, kredi değerliliği düşük olduğundan yüksek maliyetle ve kısa süreli borçlanmakta, kredilerin yenilenmesinde, karar önceliği yabancı bankalarda olduğundan dış borçların çevrilmesi maliyeti yüksek risk oluşturmaktadır. Yüksek maliyetli dış borç, bütçe açığını büyütmekte, özel firmaların, bankaların mali yapılarını daha da bozmakta, cari işlemler açığını artırmakta, zaman zaman dış tehdit aracı olarak da kullanılmaktadır.

Dış kaynağa bağımlılığın ekonomik ve siyasal sakıncaları yaşanmış ve yaşanmakta olmasına karşın günü kurtarmak amacıyla yanılgılar yinelenmektedir. Bu bağlamda IMF’nin politika değişikliğine bağlı iyimser büyüme tahminlerine kapılmamak gerekir. Ülkede, karşı görünmekle beraber, IMF reçetesi örtülü olarak uygulanmakta IMF’nin yabancı kaynak girişine yeşil ışık yakması beklenmektedir.


Yazarın Son Yazıları

Gelişmeye engel yönetim 17 Şubat 2021
CHP’de hareketlenme 10 Şubat 2021
Makroekonomik riskler 27 Ocak 2021
Yeni yıl beklentileri 30 Aralık 2020
Sözle yönlendirme 23 Aralık 2020
Enflasyon hedefleme 25 Kasım 2020