Öztin Akgüç

Üretimsizlik sonucu çöküş

03 Şubat 2021 Çarşamba

Fiziki mal, hizmet değil, bilimde, sanatta, toplum yaşamının her alanında üretmeme, üretememe, gelişmelere uyum sağlayamama devletlerin gerileme, hatta çöküş sürecine sürüklenmesine yol açar. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, bu genel gözlemin tipik örneğini oluşturur. Devletin, yükseliş döneminde fethedilen hatta fethedilmeyen ülkelerden alınan vergiler hazinenin zenginliğini oluşturmuş; üretim yapılmaması sorun yaratmamıştır. Toprak kayıpları başlamasıyla vergi gelirlerinin azalması, çağa uyum sağlayamama, üretim yetersizliği, devletin gerileyiş sürecine girmesine yol açmıştır. Osmanlı’nın, 1683 İkinci Viyana Kuşatması başarısızlığı üzerine 1699 yılında imzalanmak zorunda kaldığı Karlofça Antlaşması’yla başlamıştır. Antlaşma ile Macaristan, Romanya’nın Erdel (Transilvanya) bölgesi Avusturya’ya; Galiçya Batı Ukrayna Polonya’ya, Dalmaçya’nın büyük bölümü ve adaları Venediklilere; antlaşmanın bir devamı olmak üzere 1700 İstanbul Antlaşması ile de Azak ve çevresi Rusya’ya bırakılmıştır. Toprak kaybı, 1717 Pasarofça Antlaşması ile büyük boyutlara ulaşmış, Belgrad, Kuzey Sırbistan, Romanya’nın Temaşver eyaleti, güney - batı Romanya Avusturya’ya; Dalmaçya’nın tümü. Hersek, Arnavutluk Venediklilere terk edilmiştir. Toprak yitirilmesi beraberinde gelir kaybı da getirmiş, yalnız yitirilen topraklardan değil, Osmanlı tehdidiyle vergi veren bölgelerden de vergi alınamaz olmuştur. Gelir kaybına uğrayan Hazine, mevcut vergileri artırma yoluna gitmiş, vergi artışı hoşnutsuzluğu artırdığı gibi gelir kaybını da karşılayamamıştır. Osmanlı, Birinci Sınai Devrimi’ne uyum sağlayamadığından üretimini artıramamış, ithalat zorunluluğu dış açığı artırmıştır. Osmanlı’nın üretime katılmaması, mânilere de yansımış, yakınmalara da yol açmıştır. “Ekende yok biçende yok/yiyende ortak Osmanlı.

Tutucu çevreler, çıkar kollayanlar, her türlü yeniliğe karşı çıkarak ülkenin gelişmesini engellemişlerdir. Tipik örnek: Gutenberg’in XV. yüzyılda 1440’larda icat ettiği matbaa ancak üç asır sonra İbrahim Müteferrika tarafından resmen 1723 yılında ülkeye girebilmiştir. Azalan vergi gelirleri üretimsizlik, büyüyen dış açık, devleti mali müzayakaya, sıkıntıya sokmuş, Galata bankerlerinden yüksek faizle borçlanma zorunda bırakmıştır. Kırım Savaşı sonrası emperyal güçlerin ayartısıyla dış borç sarmalına da kapılan devletin ödünler vermesi kaçınılmaz olmuştur. Borçlanma ve borç ödemede yaşanan sorunlar nedeniyle 1881 yılında Muharrem Kararnamesi ile borç ödemesine ayrılan gelirleri alacaklılar lehine yönetmek üzere Düyun-u Umumiye-i Osmaniye İdare Meclisi kurulmuş, devlet mali bağımsızlığını da yitirmiştir. 1699 Karlofça Antlaşması ile başlayan Osmanlı’nın topraklarını paylaşma süreci, I. Dünya Savaşı ile sonlanmıştır.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurucularda olan yurt sevgisi, tarih bilgisi, emperyalizm karşıtlığı, bağımsızlık tutkusu, Türklük onuru, gururu, tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına olanak vermiştir. Siyasal bağımsızlık için ekonomik bağımsızlığın zorunlu olduğu bilincinde olan kurucular, bir yandan Osmanlı borçlarını tasfiye ederken, her alanda üretim artışını sağlayacak önlemleri almış, politikalar izlemiştir. Bu bağlamda İktisadi Devlet Teşekkülleri de bir sosyal kalkınma projesi ve aracıdır.

24 Ocak, yalnız şen’i, iğrenç cinayetlerin işlendiği uğursuz bir gün değil, ekonomimize suikastın yapıldığı kara bir gündür. 24 Ocak ekonomik kararları, ABD’nin BOP (GOP) projesinin ekonomik modelinin ülkemizde uygulanmaya konulmasıdır. Özelleştirme alalamasıyla kamu varlıkları satılmış, temel malların yurtiçinden üretilmesinden vazgeçilmiş, yabancı sermaye teşvik edilmiş, vergi yerine borçlanma yolu seçilmiş, ekonomi uluslararası finans pazarlarına eklemlenmiştir. Kırk yıldır uygulanan modelin sonucu; süreğen enflasyon, artan ve yönetimi giderek zorlaşan iç ve dış borç, sürekli dış ticaret açığı, işsizlik, gelir dağılımının bozulması, ekonominin dünya sıralamasındaki yerinin gerilemesi olmuştur. Yerli ve milli olma, yalnız siyasal rant elde etmek için slogan olarak kalmıştır. Bir anlamda, emperyal güçlerin güdümünde neoliberal milliyetçilik modeli uygulamasına geçilmiştir.

Yönetim ve politikalar değişmezse, ekonomi, bilim, sanat, toplum yaşamının her alanında üretim kısırlığı, işsizlik, tersine ayrımcılık, iyinin dışlanmasıyla insan kaynağı israfı sürdükçe, kısırdöngülerin kırılamamasıyla olumsuz gidiş kaçınılmaz bir şekilde sürecektir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanal servet riski 17 Mart 2021