Bir parti liderinin kendi ülkesinin başbakanı ile ilgili ağır da olsa yaptığı eleştirilerin AP Sosyalist Grup Başkanı tarafından bu nebze tepkiyle karşılanması normal değildi elbette.
Gösterdiği aşırı tepki, aklıselim çevrelerce tuhaf karşılanmıştı. Ve böylece Swoboda’nın tepkisinin altında yatan başka birtakım gerekçelerin olduğuna dair haklı şüpheler baş gösterdi. Bu kuşkuların mesnetsiz olmadığı ise kısa sürede anlaşıldı.
Alman menşeli Siemens firmasının, birçok farklı ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bazı ihaleleri almak için rüşvet verdiği iddia ediliyordu. Hatta Siemens bu iddiaları yalanlamamış ve bunun için bazı ülkelere tazminat bile ödemişti.
O dönemde rüşvet meselesinin Türkiye ayağıyla ilgilenen, konunun üzerine giden kişi bizzat Kılıçdaroğlu idi. CHP, rüşvete adı karışan bakan hakkında işlem yapılmadığı gerekçesiyle Başbakan Erdoğan aleyhine gensoru önergesi bile vermişti.
Olayların Swoboda ile bağlantısına gelince; meğerse Swoboda’nın eşi bahsi geçen firmada üst düzey yöneticilik yapıyormuş. Ne denir; dünya küçük.
Reyhanlı’da El Nusra Uyarısı
RedHack’in sosyal medya üzerinden yayımladığı ve Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen gizli belgelerde Suriyeli muhalif gruplardan El Nusra militanları tarafından üç bombalı araç hazırlandığı ve bu araçların ülkemize yönelik bir eylemde kullanılacağı bilgisi yer alıyormuş.
Belgelerin yayımlanmasından hemen sonra Bakanlık Reyhanlı saldırısının faillerinin yakalandığını, belgelerin saldırıyla ilgisi olmadığını açıkladı.
Ancak yine de hain saldırının Esad’a bağlı güçlerin yönetiminde gerçekleştiğine yönelik günlerdir yapılan açıklamalardan sonra böyle bir iddianın ortaya çıkması anlamlı ve düşündürücü.
Diğer yandan 51 kişinin ölümüne sebep olan saldırının bir numaralı şüphelisi olarak aranan kişinin bir yıl içinde 400 kere Türkiye’den Suriye’ye girip çıkması, bu süre içinde kimsenin bu arkadaşa ne oluyor diye sormaması ve sınırda güvenlik kamerasının bile bulunmaması da Yayladağ Sınır Kapısı’nın durumunu ortaya koyması açısından çarpıcıdır.
Tüm bunlar, Reyhanlı’nın geliyorum diyen saldırılara karşı nasıl savunmasız ve açık bırakıldığının göstergesidir.
Alkol ve Yasakçılık
Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen içki yasaklarını düzenleyen yasa teklifine son bir hamleyle, içki satışına gece 22.00 ila 06.00 saatleri arasında da yasak getirilmesi maddesi eklendi.
Ayrıca trafikte alkollü araç kullanımındaki promil sınırı 1.00’den 0.50’ye çekildi. 1.00 promil yani 1-2 kadeh arası alkollü olduğu tespit edilen sürücülere 2 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.
Bu ve benzeri düzenlemelerle yasağın kapsamı kısa sürede alabildiğine genişlemiş oluyor. Ve biz, Dubai, Suudi Arabistan benzeri bir Ortadoğu ülkesi olmaya bir adım daha yaklaşıyoruz.
Hiçbir toplumda ne yasaklamalarla ne de dayatmalarla bu türden değişimlerin kalıcı ve başarılı sonuçlar vermesi mümkün olmamıştır, bundan sonra da olamaz. Peki ne olur?
Bu ancak insanların birbirlerinin yaşam tarzlarına duydukları saygıyı zedeleyerek, toplumsal husumetlere, dışlanmalara, alkol tüketen insanlara karşı yaratılan baskı ve ötekileştirme eğilimlerinin kuvvetlenmesine yol açabilir.
Ki tüm bu saydıklarımız uzun vadede toplumsal sağlığa alkolden çok daha büyük zararlar verecektir.
Tarih boyunca verilen yaşam tarzı mücadeleleri bu coğrafyada büyük acı ve ıstıraplara yol açmış, bu uğurda birçok bedeller ödenmiştir. Bağnaz ve çağdışı anlayış her dönemde toplumu şekillendirmeye uğraşır ve buna karşı aydınlanma ve çağdaşlaşma yanlısı anlayış kendi mücadelesini vermeye çalışır.
Tarihin değişmeyen bir döngüsüdür bu.
Kılıçdaroğlu - Swoboda - Siemens İlişkisi
Yazarın Son Yazıları
Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.
Maduro…
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi
Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.
Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.
Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?
Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.
Kasım, takvimin yalnız ayı.
Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?
Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…
Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.
Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.
Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.
Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.
Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...
İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.
Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…
“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı
İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.
Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.
Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…
Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…
İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler
Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.
İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...
Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.
Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.
1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.
İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır
Sadece Ahmet Değil: Bu Ülkede İyilik Konu Edildi, Kötülük Sıradanlaştı
Beyin Göçü Savaşları veya Zekânın Büyük Kaçışı: Türkiye Neden Tutamıyor?
Suriye'de Alevi katliamı; göz ardı edilen kan ve gözyaşı ve diğer yaşananlar
Kritik Trump-Zelenski Zirvesinin Perde Arkası: Güç Oyunları, Bir Kez Daha Kürt Açılımı ve Edip Akbayram’ın Ardından…
Boşvermişlik Yangınları: Teğmenlerin İhracından Otel Trajedisine Bir Toplumsal Duyarsızlığın Anatomisi
Toplumun Karanlık Kavşakları: Bir mimarın son durak hikâyesi, trafik çilesi ve asfalt üzerinde insanlık cinneti
Hakikat Yorgunu Bir Toplum: Beyin Çürümesi, Haksızlıklar, Hukuksuzluklar, Adaletsizlikler
Suriye’nin Küllerinden Yükselen Kaos: İnsan Hakları Günü’nde Yeni Haritalar, Yeni Sınavlar