Gömün bizi derinlere

16 Şubat 2024 Cuma

“Yapmayın, kıymayın Kazdağları’na” dedik.

“Solcu bunlar, dinsiz, imansız kâfirler, vatan hainleri, Türkiye’nin para kazanmasını istemiyorlar” diye suçladınız.

“Akbelen Ormanlarını kesmeyin, çevreye zarar vermeden yapın en azından” dedik, dinlemediniz.

“Bunlar ağaca tapıyorlar. Toprağın altındaki kömürü çıkarmazsam ne işime yarayacak, varlığının ne anlamı olacak? Bakın tiplerine bunlar dışarıdan fonlarla fonlanıyor. Ağaç bahanesiyle darbe yapmak istiyorlar” dediniz.

“Doğu Karadeniz’de derelere kıymayın, doğal dengeyi bozuyorsunuz, geri dönüşü olmaz” dedik, zeytinyağı gibi yine üste çıktınız.

“Bunlar yabancıların güdümünde, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı kazanmasını istemiyorlar” dediniz.

Dediniz de dediniz... “Akıl, bilim, çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu, doğayı koruyan üretim” diyenleri hain, işbirlikçi, darbeci, beka sorunu olarak gördünüz, gösterdiniz. Yoksulluk memuru yapıp oy maaşına bağladığınız kitlelerin zaten tersini düşünme şansı yok. Bütün bunları, tarikat, cemaat yapılarını ve ülkeyi, toplumu kuşatmış medya organlarıyla yaptınız. Her türlü aykırı söylemi susturdunuz, ülke dümdüz bir arsa haline geldi, cehalete, ceplere indirmeye, “Allah’a şükür yolumuzu buluyoruz” inlemelerine övgüler doruklara çıktı.

Sonuç İliç: Siyanüre boğduğunuz dağlar yürüdü. Bu görüntüler eşliğinde ekrana süpürge sapıyla çıkmış asker emeklisi ahkâm kesiyor. Zavallı bir gazeteci-yazar, “Benim aldığım bilgiye göre bu maden 100’ün üzerinde denetim geçirmiş” diyor, suç ihbarında bulunduğunun farkında değil. Ama zaten harekete geçecek savcı da yok, korkmayın.

Allah aşkına bir şeyi de bilmeyin, lütfen...

Yandaş kanalın yayınına çıkmış “muhalefet milletvekili” ayrıca evlere şenlik. Öyle konuşuyor ki sanki İliç’te hiçbir şey olmamış, kimsenin sorumluluğu yok.

Son 20 yıla farklı bir bakış açısı da şöyle: Hiçbir şeyden anlamayan “herşeyologlar” devri...

Gökten sicim gibi yağmur yağıyor, olay yerinde ıslak yağmurlukla televizyona bağlanan muhabir, siyanürün yeraltı sularına, yüzey sularına, toprağa sızmasının söz konusu olmadığını söylüyor. Aynı şeyleri bakan da yineliyor, “Menfezleri kapattık, Fırat’a siyanür sızmaz” diyor. Tabii, her şeyi önüne katıp yutan yürüyen dağlar, menfezi görünce “Aaa burada durmamız lazım. Çünkü bakanımızın yaptırdığı menfezler var” diyecek ve sorun kalmayacak. Emin olun bunlara inanacak bir büyük kitle yaratıldı, var...

Ne diyordu bir tarikat erbabı? “Şıhımız zelzeleyle konuşuyor, onu azarlıyor ve engelliyor. Şıhımız zelzeleye kızınca, zelzele korktu ve deprem olmadı” diyordu. Demesinin bir önemi yok, büyük kitleler buna inanıyor. Vah ki vah!

Yurtdışında halen altın madeninde çalışan bir Türk mühendisle konuştuk, kısaca değerlendirmesi şöyle:

“Bu firmalar, hiç kimseye, kendi ülkelerine bile acımazlar. Ancak ABD, Kanada böyle şeylere izin vermez. Onlar da herşeyin ‘çözülebildiği’ ülkelere yönelirler. Burada açık bir ihmal var. Firma, masrafı düşüren her şeyi şimdiye kadar yaptı, bundan sonra da yapacak. Buna izin vermeyen güçlü devlet var mı? Sorun burada.”

Siyanüre boğdukları toprağa dokuz insanımızı gömdük. Oysa tek istedikleri bir işlerinin olmasıydı.

Bu aşamadan sonra Suriye ve Irak’ın Fırat’tan daha fazla su istemelerinin de anlamı kalmayabilir. Zaten Fırat Havzası’nın bu kazadan ne kadar etkilendiği de belirlenemeyecek emin olun. Kısa sürede herkes her şeyi unutacak.

Sıra? Sıra bilinen ama birilerinin beklemediği yeni felaketlerde. Gerçeklik bitti yani. O zaman gömün bizi en derinlere...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları