Bizim kuşak 1970’lerde delikanlılığa geçtiğinde muhafazâr iktidarlar toplumun duyarlı noktalarını kaşıyor... Bugün olduğu gibi anayasadaki, “Türkiye Cumhuriyeti, (...) demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” yargısından uzaklaşıyorduk, suçluyuz!
Öngörüsü yüksek devrimci Atatürk gibi tarihi zamanında doğru okuyamadık.
Cumhuriyete sözlü eylemli gerici saldırıları hafife aldık.
Muhafazakâr iktidarlar ne zaman yönetmede, ekonomide zorlansa, “bayrak, din, ezan, başörtüsü”ne sarılır. Bu yıl da ramazanı gerçek anlamı, değer yargıları, yerleşmiş toplumsal kurallarıyla değil, dinsel söylem eylemlerle... MEB+Diyanet ürünü ÇEDES’li, MESEM’li “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin asıl amacını görerek yaşıyoruz.
MEB, çocukların yaşamsal, eğitsel sorunlarına umar aramazken ramazanda okullarını süsletti. 18 yaş altıdaki çocuklar, bebekler bile ramazanı ilk kez yaşamıyordu. Kreşten üniversiteye tüm çocuklara “milli”den çok dinsel değerler görsel sözel etkinliklerle öğretilecekti. Eğitimin bilimi göz ardı edildiğinde, dinsel değer “dogma”yla karışabilir. Akılbilimdışı gösteriler genelgelerle çocuklara oyun bile öğretilemezken... Çoğu fiziksel gereksinimini yardımla giderebilecek kreşteki bebeleri cinsiyet ayrımı yaparak namazlıklarla sıralamak neydi? Çoğumuz ilkokuldakini bile anımsarız; zil sesi, bağrış çağrış koşturan çocuklara beş on dakika özgürlük solutur. Okul zilini susturup eğitimci olmayanı kreşlere dek sokmak... İlahi, dinsel vurgulu müziklerle “selefi andı” okutmak... Hangi eğitimbilimcinin buluşuydu?
“Bilgisayar çağı”nda saat başı yenileşen, hepimizin tıkladığı “internet”teki çocuk görüntüleri... Ailelere dek uzanan oruç tutan tutmayan sorgulamaları, o çocukların yarınını etkilemeyecek mi? İnanç, toplumsal değerler kimsenin tekelinde değilken... Çocuğun dünya görüşüne daha bebekliğinde dokunulması... Gençlerin, kadınların dünya görüşünden kılığına yasal görünümlü yasaklarla ayıp, haram, günah gibi baskılarla karışılması... Seçim havasına girilmişçesine toplumu, “biz çoğunluktayıza ikna” çabasıdır. 2026 ramazanında yapılan budur!
Yıllar yılı muhafazâr (tutucu) hükümetler kuruldu dağıldı. Bu kesim 12 Mart 1972- 12 Eylül 1980 darbelerini pek irdelemez; onların kavgasını cilalayan “28 Şubat darbesi”dir. 1995 genel seçiminde “milli görüş” birinci olmuş; “tarikat şeyhleri” Çankaya’daki iftarda ağırlanmış; “şeriat, cihat” çağrıları çoğalmış... Evlerde kamuda örgütlenen FETÖ’cüler, basında, okullarda pusuya yatan tarikatlar sahneye çıkmıştı. Yaşamsal sorunlar buzdolabına atılırken laiklik, Harf-Dil Devrimleri, kız çocuklarını koruyan kesintisiz eğitim sorundu. Askerler, 28 Şubat 1997’deki koalisyona, “laiklik için yasalar uygulanmalı, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı... Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı” dediler. Unutamadıkları 28 Şubat darbesi budur.
“8 yıllık kesintisiz laik eğitim” darbeydi, 2012’de çocukları okul dışına iten “4+4+4”lük sistemle bitti. MEB akılcı, bilimsel laik eğitimden uzaklaştıkça, topluca çocuklardan uzaklaştık. Her gün birbirinin canını yakan, suça, uyuşturucuya bulaşan “çocuk çeteleri” ilk haber...
Ramazanın arkası bayram... Yüzlerce çocuğun bayramlığı, harçlığı olacak mı? Hayırseverin paketinden kırmızı pabuçlar çıkacak mı? Cepler bademşekeri bonbonla dolacak mı? Kaç çocuk mutlulukla bayramlaşacak?
Laik eğitimi bitirecek siyaset oyunu çocuklarla kuruluyor da...
Olmaz! “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”yle olmaz!