Şeyh Sait İsyanı’nın anatomisi (2)

Şeyh Sait İsyanı’nın anatomisi (2)

27.12.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Güya dini ve şeri ve fakat her halde bağımız bir Kürdistan hükümeti oluşturmak amacıyla Cumhuriyet hükümetine karşı fiilen ve silahlı olarak ayaklandıklarından idamlarına…” karar verilmiştir. (Şark İstiklal Mahkemesi’nin, 28 Haziran 1925 tarihli, 69 Numaralı Şeyh Sait Davası kararından)

Sıkça tekrarlandığı gibi Şeyh Sait İsyanı, sadece dinsel amaçlarla gerçekleştirilmiş bir isyan değildir; Şark İstiklal Mahkemesi’nin 28 Haziran 1925 tarihli kararına göre Şeyh Sait İsyanı, din ve şeriat araç yapılarak gerçekte bağımsız bir Kürdistan kurma amacına yöneliktir.  

VATANA İHANET SUÇU 

Şeyh Sait, halkın isyana katılmasını sağlamak için “Ey Müslüman Kürtler, bu isyanımız şeriata göre vacip ve bu hareketimize güzellikle uymayanlar Allah katında günahkârdır. Dinin şartlarının uygulanması için bu cihadımızda ölenimiz şehittir” diyordu.  

Şeyh Sait, isyanın ilerlediği günlerde de şöyle diyordu: “Kürtlerin bulundukları yerleri Türklerin elinden alacağız… Bugünkü Türk hükümeti İslamiyetten ayrılıyor. İstanbul’da Beyoğlu’nda bazı İslam kızları şapka ile geziyorlar...” (Mumcu, s. 71-72)

Gerçek şu ki Şeyh Sait İsyanı’nda “din”, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter bütünlüğüne ve laik yapısına karşı bir silah olarak kullanıldı. 

25 Şubat 1925’te Şeyh Sait İsyanı TBMM’de görüşüldü. Başbakan Fethi Bey (Okyar), Şeyh Sait İsyanı’nda dinin politik araç olarak kullanılıp bölge halkının istismar edildiğini, isyanın hilafeti geri getirmek ve Abdülhamit’in oğullarından birinin saltanatını sağlamak amacıyla “Kürtçülük” yapmaktan kaynaklandığını söyledi. Daha sonra muhalefet adına söz alan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Başkanı Kazım Karabekir Paşa da şöyle dedi: “Efendiler, dini araç yaparak milli varlığı tehlikeye koyanlar lanetle anılmalıdır. Bu hareket vatana ihanettir.” 

25 Şubat 1925’te Doğu Anadolu illerini kapsayacak şekilde kısmi seferberlik ilan edildi. Aynı gün Muş, Ergani, Dersim, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri ve Malatya illeri ile Kiğı ve Hınıs ilçelerinde bir ay süreyle sıkıyönetim ilan edildi. Sonra da Mahmut Esat (Bozkurt) Bey’in “Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na bir madde eklenmesi” için yaptığı kanun teklifi ele alındı. Teklife göre “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”na şu madde eklendi 

(1. Madde):

Dini veya dinin kutsal kavramlarını siyasi amaçlara esas ya da alet etmek için dernekler kurulması yasaktır. Bu tür dernekleri kuranlar ya da bu derneklere girenler vatan haini sayılırlar. Dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek devletin şeklini değiştirmek ve başkalaştırmak ya da devletin güvenini bozmak veya dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek her ne surette olursa olsun halk arasına bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için gerek tek başına gerek toplu olarak sözle ya da yazı ile ya da fiilen ya da nutuk söyleyerek ya da yayın yaparak harekette bulunanlar da ‘vatan haini’ sayılırlar.” Bu kanun teklifi, 25 Şubat 1925’te TBMM’de oylanıp 556 sayılı kanun olarak kabul edildi. (TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, C.14, 25 Şubat 1925, s. 306- 311.)

2 Mart 1925’te Başbakan Fethi Bey (Okyar), görevinden istifa etti. İsmet Paşa’nın kurduğu yeni hükümet 3 Mart’ta güvenoyu aldı. 4 Mart’ta da Meclis, Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul etti. Kanunla, basına geniş çaplı bir sansür uygulandı, Ankara ve Diyarbakır’da birer İstiklâl Mahkemesi kuruldu. Şeyh Sait İsyanı, devrimci bir tepkiyle karşılandı. Cumhuriyeti kuranlar, Cumhuriyeti koruma kaygısıyla birtakım sert önlemler aldılar. 

İTİRAFLAR VE GERÇEKLER

Şeyh Sait, mahkemedeki sorgusunda, ısrarla “dini nedenlerle” isyan ettiğini belirtti. İsyanın önceden planlanmadığını, “Kürtlük” davası gütmediğini söyledi. Ancak mahkemedeki deliller Şeyh Sait’i yalanlıyordu. Örneğin Şeyh Sait, isyan öncesinde, 17 Ocak 1925 tarihli Şeyh Şerif’e yazdığı bir mektupta, ertesi gün oraya geleceğini, o gelinceye kadar hiçbir şey yapılmamasını ve “emanetler” dediği silah ve cephanenin teslim alınmasını istemişti. 16 Şubat 1925’te “Elaziz Kumandanı Şeyh Şerif Efendi’ye” diye başlayan başka bir mektubunda da çeşitli kimselerin görevlerini belirterek hareket planını bildirmişti. Bu ve benzeri mektuplar, Şeyh Sait’in önceden planlanan isyanı bizzat organize ettiğini gösteriyordu. Ayrıca 3. Ordu Komutanlığı’nın eline geçen Şeyh Sait’e ait bir belgenin üzerinde “Kürdistan Harbiye Nezareti”, “Kürdistan Reisi ve Hükümeti” başlıklarının olması da Şeyh Sait’i yalanlıyordu. (TBMM Arşivi, T-12, Dosya 69; T-14, Dosya 6/55 3. Kolordu Komutanlığı’nın savcılığa gönderdiği belge, Aybars, s. 246)

Şeyh Sait (ouran beyaz sakallı), sağında Şeyh Şerif, arkasında ortada Binbaşı Kasım (Ataç), solunda Şeyh Abdullah ile

Şeyh Sait İsyanı’na katılan ve Seyit Abdülkadir’le birlikte yargılanıp suçlu bulunarak idam edilen Kör Sadi ve Kemal Fevzi, idama giderlerken “Yaşasın Kürtlük mefkûresi, yaşasın Kürt hükümeti!” diye bağırmış, “Hacı Ahdi” namıyla tanınan Mehmet Tevfik de bu isyanın “Kürtlük ve Kürt hükümeti davası olduğunu” açıkça söylemişti. Kasım Bey de sorgusunda, ayaklanmanın esas amacının “bağımsız Kürdistan kurulması” olduğunu, dinin bu amaç için araç olarak kullanıldığını ileri sürmüştü. Ayrıca Kürt bağımsızlığına çalışanların, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası iktidara geçerse Kürtlere özerklik vereceğine inandıklarını belirtmişti. Bu açıklamayı dinleyen diğer sanıklar Kasım Bey’i yalanlamamıştı. Şeyh Sait’in, “Din için kıyam farz oldu. Bir Türk öldürmek, yetmiş gâvur öldürmekten evladır!” dediğini de Şeyh Sait yalanlamamıştı. (TBMM Arşivi, T-12, Dosya 69; Aybars, s. 246-248) Bu arada Fakih Hasan’ın, isyan günlerinde Şeyh Sait’e yazdığı bir mektupta Müslümanı Müslümana kırdırmanın şeriata uygun olmadığını söylediği, bunun üzerine Şeyh Sait’in, Fakih Hasan’a, “Şaşarım aklına! Biz Kürtlüğü muhafaza edeceğiz!” diye cevap verdiği de ortaya çıkmıştı. (Doğan, s. 129-130) Bu delillere ve itiraflara karşın Şeyh Sait, mahkemede hâlâ “Kürtlük” davası için isyan etmediğini iddia ediyordu. 

Oysa Şeyh Sait, Varto Sorgu Hâkimliği’nde 16 Nisan 1925’te alınan ilk ifadesinde, isyanın amacının “dini hükümleri layık olduğu gibi uygulamak fikriyle özerklik talep ve temin etmek ve hükümet buna razı olmadığı takdirde Diyarbakır’ı zapt eder etmez, gerekirse İngiliz hükümetine müracaat ederek Türk hükümetini, maksatlarını temin etmek zorunda bırakmaktan ibaret olduğunu” söylemişti. Görüldüğü gibi Şeyh Sait, bu ilk ifadesinde hem “özerklikten” hem de “İngiliz yardımından” söz ediyor, isyanın gerçek nedenini itiraf ediyordu. Fakat daha sonra İstiklal Mahkemesi’ndeki sorgusunda bunlardan hiç söz etmeyecek, bu konudaki iddiaları reddedecekti. Ancak Şeyh İsmail, Şeyh Abdüllatif ve Liceli Tahir de sorgularında, Şeyh Sait’in Diyarbakır’ı aldıktan sonra İngilizlerden yardım alacağını doğrulamıştır. İtirafçı durumundaki Binbaşı Kasım Bey de Şeyh Sait’in de üye olduğu gizli Kürt Azadi Cemiyeti’nin Bağdat komitesinin İngilizlerle görüştüğünü söylemiş ve “Esas maksatları bağımsızlık elde etmekti” demiştir. Ayrıca Şeyh Said, sorgusunda “Ben bu işin ne önündeyim ne arkasındayım, herkes gibi içindeyim” demişti. (Detaylar için bkz. Doğan, s.71, 121-133)  

MAHKEMENİN KARARI 

Savcı Süreyya Bey, davanın açıklamasında Şeyh Sait’ten şöyle söz ediyordu: “Şeyh Sait Efendi, yüzlerce, binlerce askerin, halkın, ibadın (ibadet edenlerin) malını, hayatını yok eden hareketi fiilen idare etmiş hepsine emretmiş, mürted, muannit (inatçı) vatan hainidir.” Dikkat edilirse, bizzat davanın savcısı, Şeyh Sait’in “vatan hanini” olduğunu açıkça ifade etmiştir.  

Mahkeme, 28 Haziran 1925’te kararını açıkladı. Kararda, “Hınıs kasabasında oturan ve dolaylı olarak ticaretle meşgul olan Palulu, 61 yaşındaki Nakşibendi Şeyhi Şeyh Mahmutoğlu Şeyh Sait” ve adamlarının “güya dini ve şeri ve fakat her halde bağımız bir Kürdistan hükümeti oluşturmak amacıyla Cumhuriyet hükümetine karşı fiilen ve silahlı olarak ayaklandıkları…” belirtiliyordu.

Kararda, Şeyh Sait İsyanı’nın çıkış ve yayılma nedenleri ayrıntılı olarak belirtiliyor; din ve şerit araç yapılarak “gerçekte bağımsız bir Kürdistan kurma” amacına yönelik olan Şeyh Sait İsyanı’nın devam ettiği sürede birçok şehir, kasaba ve köyü, devletin polis ve asker kuvvetleri ile kanlı bir çatışma ve çarpışma yapmak suretiyle işgal ederek ve hatta Diyarbakır’ı kuşatarak birçok suçsuz asker, subay ve vatandaşı öldüren ve yaralayan, yağma, hırsızlık yapan ve yaptıran 81 sanıktan 47’si idama mahkûm edildi deniliyordu. 

Kararın gerekçesinde, idam cezası alan Şeyh Sait dahil 47 sanığın, “müstakil (bağımsız) bir Kürdistan kurmak” ve “bu gaye ile isyan etmek”, “ihtilal emelini yerine getirmek için silahı olarak isyana katılmak” nedeniyle “… yüce devletin mülklerinin bir kısmını hükümet idaresinden çıkarmaya çalışanlar idam olunur” diyen İhaneti Vataniye Kanunu’nun 45. maddesine dayanarak “vatana ihanetle” idamlarına karar verildiği belirtiliyordu. (TBMM Arşivi, Dosya No: 130-74-87-83-82-81-72-59-61-54-68-71; İlam No: 69-D.9/1 (1-6. zarflarda

Ayrıca kararda, Doğu İstiklal Mahkemesi’nin yargı bölgesi içindeki bütün tekke ve zaviyeler ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şubelerinin kapatılmasına karar verdiği belirtiliyordu. 

BU VATANA İHANET ETTİK

Şeyh Sait İsyanı’nın elebaşlarından Kör Sadi, kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul ederek şöyle demişti: “Son sözüm şudur: Memleketin selameti namına muhterem hâkimler heyetinin hakkımızda verdiği kararı minnet ve şükranla karşılıyorum, kabul ediyorum. Hepimiz idam cezasına müstahakız. Çünkü bu vatana ihanet ettik. Allah Türk milletinin, Türk memleketinin saadetini sağlasın ve ebedi etsin. Söyleyeceklerim bu kadardır.” (Toker, s.149

Şeyh Sait’in damadı Şeyh Abdullah’ın son sözleri de çok anlamlıydı: “Biz hainlere uyduk. Başkası uymasın!” (Toker, s.167)

Karar açıklandıktan sonra Ali Saip Bey, Şeyh Sait’e “Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldun, cezanı çekeceksin!” dedi. Şeyh Sait de Ali Saip Bey’e “Seni severim. Ama mahşer günü seninle muhakeme olacağız!” diye karşılık verince, Vali Mithat Bey söze karıştı: “Mahşer gününde adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün masum çocuklar, ocaklarını söndürdüğün biçarelerle muhakeme edileceksin” dedi. General Mürsel Paşa da Şeyh Sait’e, “‘Din kalktı!’ diyorsun. Namazını kılmıyor muydun? Camilerde ezan okunmuyor muydu” diye sordu. Şeyh Sait bu soruya, “Evet, ibadetime kimse karışmıyor, her isteyen namazını kılabiliyor ve camilerde ezan okunuyor... Fena yaptık! Bundan sonra iyi olur inşallah!” diye yanıt verdi. (Aybars, s. 256)

Şeyh Sait İsyanı sonrasında Siirt milletvekili Mahmut Bey, Hâkimiyet-i Milliye’de yazdığı başyazıda Şeyh Sait İsyanı’nın bastırıldığını, ancak Şeyh Sait düşüncesi yok edilmedikçe memlekette huzur ve refah kurulamayacağını belirtmişti. (Hâkimiyet-i Milliye, 30 Haziran 1925)

Şeyh Sait’in, 98 yıl sonra bugün kimilerince “kahraman” ilan edilmesi, maalesef Şeyh Sait “gericiliğinin” ve “bölücülüğün” hâlâ devam ettiğini gösteriyor.


Kaynaklar: Savcının iddianamesi, savunmalar ve karar konusunda bkz. TBMM Arşivi, Dosya 69, Karar no 69 ve IV-12, b-1; Şark İstiklal Mahkemesi Karar Defteri, S.15, D. 4/32; Hâkimiyet-i Milliye, 28 Haziran 1925; Behcet Cemal, Şeyh Sait İsyanı, İstanbul, 1955; Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Ankara, 1994; Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009; Uğur Mumcu, Kürt-İslam Ayaklanması, İstanbul, 1994; Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri, İstanbul, 2007. İddianame, savunmalar ve kararın günümüz Türkçesine çevrilmiş tam metni için bkz. Ümit Doğan, Şeyh Sait İsyanı ve Gerçekler, Ankara, 2023. 

Yazarın Son Yazıları

ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025
Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Devamını Oku
19.03.2025