Zeytindağı’nı yeniden okumak

Zeytindağı’nı yeniden okumak

11.10.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz? (…) Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan kaybedildi, bunu biliyor musunuz? Ve netice ne oldu görüyor musunuz?” (Atatürk, Nutuk)

İsrail-Filistin geriliminin bir anda sıcak çatışmaya dönmesi üzerine Türkiye’de yine o sahneler yaşanıyor: Cami önlerinde ve meydanlarda toplanan kimi kalabalıklar “Mehmetçik Gazze’ye!” diye bağırıyor. Hep yapıldığı gibi yine tarih çarpıtılıyor. Osmanlı’da Türklerle-Arapların hilafet bayrağı altında bir arada kardeşçe yaşadığı, “Arapların Osmanlı’ya hiç isyan etmediği”, Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin “Arap düşmanlığı!” yaparak Türklerle Arapların arasının açılmasına neden olduğu ileri sürülüyor. Hepsi de propaganda, hepsi de yalan.

Türk-Arap ilişkileri tarihinin yeniden gündem olduğu bu günlerde Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” adlı eserini yeniden okumak gerekiyor.

Falih Rıfkı Atay, I. Dünya Savaşı’nda Suriye ve Kudüs’te Cemal Paşa’nın emir subayı olarak görev yapmıştı. Atay, o zamanki Ortadoğu’yu; Kudüs’ü, Filistin’i, Arapları, Yahudileri, Arap çöllerindeki Mehmetçiği, Arapların Osmanlı’ya ve Türklere bakışını “Zeytindağı” adlı eserinde anlatmıştı.

YALNIZ, JANDARMA BİZİM

Atay, Arap coğrafyasını dolaştıkça, büyük bir hayal kırıklığına uğramıştı. Kendini bu topraklarda çok yabancı hissetmişti.

“Çıplak İsa, Nasıra’da marangoz çırağı idi. Zeytindağı’nın üstünden geçtiği zaman, altında kendi malı bir eşeği vardı. Biz, Kudüs’te kirada oturuyoruz. Halep’ten bu tarafa geçemeyen şey, yalnız Türk kâğıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizim değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi. Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz. (…) Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar her şey Arapların veya başka devletlerin… Yalnız jandarma bizim idi; jandarma bile değil, jandarmanın esvabı.”

“Osmanlı saltanatı son bürokrat iken bürokrasi bile tam Arap yahut yarı Arap’tır. Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmış Türke az rast geliyordum.”

Atay’ın gözlemleri, Osmanlı’nın yüzyıllarca kontrol ettiği Arap coğrafyasının aslında hiç de Osmanlı’ya ait olmadığını gösteriyordu. Atay’ın şu cümlesi acı gerçeği çok iyi anlatıyor: “Ticaret, kültür, çiftlik, endüstri, binalar her şey Arapların veya başka devletlerin… Yalnız jandarma bizim idi; jandarma bile değil, jandarmanın esvabı.”

TÜRK MÜSÜNÜZ?

Atay, Osmanlı Devleti’nin Arap coğrafyasında hiç kök salamadığını, o coğrafyayı vatan yapamadığını gözlemlemişti. Şöyle diyordu:

“Suriye, Filistin ve Hicaz’da ‘Türk müsünüz?’ sorusunun birçok defalar cevabı: ‘Estağfurullah!’ idi. Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş ne de vatanlaştırmıştık. Osmanlı İmparatorluğu buralarda ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı Araplığın Anadolu yukarılarına kadar gireceğine şüphe yoktu.”

“Kudüs’ün en güzel yapısı Almanların, ikinci güzel yapısı yine onların, en büyük yapısı Rusların, bütün öteki binalar İngilizlerin, Fransızların, hep başka milletlerin idi. (…) Geç kalmıştık. Artık ne Suriye ne de Filistin bizimdi. Rumeli’yi kaybetmiştik. (…) Halep büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir, Beyrut büyük bir şehir, Kudüs büyük bir şehir ve hepsi yabancı idi. Lübnan havası bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi. Fakat her yere bizim diyorduk.”

Osmanlı yönetimi, Arap coğrafyasında bir “Arap meselesi” olduğunu düşünüyordu. Atay ise böyle bir mesele olmadığını, asıl meselenin çok daha başka olduğunu belirtiyordu:

“Halep’ten Aden’e kadar süren o koca memlekette bir ‘Arap meselesi’ vardı zannetmeyiniz. Arap meselesi denen şey ‘Türk düşmanlığı hissi’ idi. Bu hissi ortadan kaldırınız, Suriye ve Arabistan meselesi Arapsaçına döner, karmakarışıklığın içinden çıkamazsınız.”

YAHUDİ-ARAP MESELESİ

Atay, Arap coğrafyasının etnik ve dinsel olarak bölünüp parçalandığını, insanların birbirine düştüğünü gözlemlemişti:

“Suriye’de HıristiyanlıkMüslümanlık, Filistin’de AraplıkYahudilik, Hicaz’da Şeriflik-Vehabilik meseleleri, bizzat Türk-Arap meselesinden daha azılı idi. Nitekim biz çıktık, nifak bütün Akdeniz, Kızıldeniz ve çöller boyunca yanıp durmaktadır.”

Gerçek şu ki, aradan yüz yıldan fazla zaman geçti, Arap coğrafyasında o nifak bitmek bilmedi, yanıp durmaya devam ediyor.

Atay, daha o günlerde Filistin’de Siyonistlerin gittikçe güçlendiklerini de görmüştü. Şöyle diyordu:

“Filistin’de Siyonistler adeta gizli bir hükümet yapmışlardı. Bayrakları ve postaları vardı. Mektuplarına kendi pullarını yapıştırırlar, kendi memurlarıyla sevk ederlerdi.”

Atay, “Kudüs’ün yerli meselesinin Yahudi-Arap meselesi” olduğunu belirterek gözlemlerini şöyle aktarıyor: “Bir avuç Yahudi, altı yüz bin Arap! Yafa’dan Kudüs’e kadar Yahudi Filistin’i birkaç defa dolaştım. Filistin’in yeni kasaba ve köyleri Yahudi eseridir. Bu, yeni değil, yepyeni bir Filistin’dir. Köylerinde akşamları smokin giyen İngiliz Yahudisi muhtarlık eder. Kırmızı yanaklı Alman Yahudi kızları şarkı söyleyerek bağdan köye döner. Müslüman Araplar ise bu efendilerin hizmetindedirler. Üzümü Arap gündelikçi sıkar, şarabını semiz Yahudi içer. Eski Filistin’de Arap köyü bir toprak yığınıdır. Bahçeler harap, insanlar çıplak, gözler hastalıklıdır. Yahudi Filistin’de kasabalar, portakal kokuları ile düzgün şoseler, Frenk incirleri ile çevrilmiştir. (…) Paranın ne büyük bir kuvvet olduğunu anlamak için ise Filistin’de yoğun Arap nüfusunu topraklarından süren Siyonist sömürgecilerini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı bir külçe altına değmez. Balfour’un bir nutku, Davud’un bütün mezmurlarından daha tesirlidir…”

Atay, Filistin’deki Yahudilerin her geçen gün daha da uygarlaşıp geliştiğine, buna karşın Müslüman Arapların yokluk, yoksulluk ve hastalık içinde kaldıklarına tanık oluyor. Ayrıca zengin Yahudilerin Filistin’deki Arapların topraklarını satın alarak onları topraklarından sürdüklerini belirtiyor. Atay’ın bu anlattıkları Filistin’de bugün yaşanan dramın köklerini gözler önüne sermesi bakımından çok önemlidir.

BENİM AHMED’İ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Anadolu’yu, Anadolu Türklerini yüz yıllarca adeta kaderine terk eden Osmanlı, Arap coğrafyasına daha çok önem verdi. Buna rağmen Arap coğrafyasını kaybetti. Kudüs, Beyrut, Şam gitti. I. Dünya Savaşı’nda yüz binlerce Mehmetçik Arap çöllerinden Anadolu’ya dönemedi. Gözü yaşlı analar oğullarının eve dönmesini beklediler umutsuzca…

O günlerin canlı tanığı Atay, “Bir yığın Anadolu çocuğunu, yurdundan kopmuş, uzak Medine içinde iskorpite ve çöle yediriyorduk” diyor. “Artık yalnız Anadolu’yu ve İstanbul’u düşünüyorduk” diye de ekliyor. Atay, Şam’dan ayrılıp İstanbul’a gelirken hissettiklerini, düşündüklerini ve gördüklerini şöyle anlatıyor:

“Tren giderken iki tarafımıza Suriye ve Lübnan’ı sanki safra gibi boşaltıyoruz. Yarın kendimizi Anadolu köylerinin arasında Kudüs’süz, Şam’sız, Lübnan’sız ve Halep’siz; öz can ve öz ocak kaygısına boğulmuş öyle perişan bulacağız.

Kumandanım, harap Anadolu topraklarını gördükçe ‘Keşke vazifem buralarda olsaydı’ diyor. (…) Eğer kalırsam diyor, ‘Bütün emelim Anadolu’ya çalışmaktır.’ Eğer kalırsa, eğer bırakılırsa… Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bir anaya şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda kadın durmuş, gelene geçene;

‘Benim Ahmed’i gördünüz mü?’ diyor. Hangi Ahmed’i? Yüz bin Ahmed’in hangisini?

Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor: ‘Bu tarafa gitmişti’ diyor.

O tarafa! Aden’e mi? Medine’ye mi? Kanal’a mı? Sarıkamış’a mı? Bağdat’a mı?

Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa Ahmed’ini görsen ona da soracaksın: ‘Ahmed’imi gördün mü?’

Hayır! Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü (…)

Anadolu; demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş oğlunu arıyor. Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.

Anadolu Ahmed’ini soruyor. (…) Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik!” (Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı, Pozitif Yayınları, İstanbul 2004)

Suriye-Filistin Cephesi’nde, Şam’da, Halap’te bulunan ve Arap coğrafyasını iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk’ün gözlemleri ve düşünceleri de Atay’dan farklı değildir. Atatürk de “Nutuk”ta şöyle diyor:

“Milletimiz asırlarca bu anlamsız bakışla hareket ettirildi. Fakat ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz? (…) Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan kaybedildi, bunu biliyor musunuz? Ve netice ne oldu görüyor musunuz?” (Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Nutuk/Söylev, C. II, TTK Yayınları, Ankara 1989, s. 946)

Falih Rıfkı Atay, Arap coğrafyasında gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini ve düşündüklerini Zeytindağı’nda çok etkili bir dille kaleme almıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun deyişiyle “Zeytindağı, Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hadiselerinden biridir.” Bugün Zeytindağı’nı yeniden okuyanlar acı dolu, ibret dolu tarihi gerçeklerle yüzleşirler. İstasyonda durmuş, gelene geçene “Benim Ahmed’i gördünüz mü?” diye soran gözü yaşlı anaların sesini yeniden duyarlar. Kurtuluş Savaşı’nın önemini, tam bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin değerini; ulus olmanın ne çok şey ifade ettiğini daha iyi anlarlar; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’e bir kere daha derin bir minnet ve saygı duyarlar.

Falih Rıfkı Atay’ın deyişiyle “Geçmişten ders alınmazsa geçmiş geçmeyen olur.”

Yazarın Son Yazıları

İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025