Acıyla tatlanmış anılar - İzi kalmayan boşa kürek siyaset

12 Ekim 2021 Salı

Başlığımın odağında, öncelik sıralamasında, Behice Boran’ın ölüm yıldönümü haberlerinin canlandırdıkları özel tanıklık anıları ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Adana’da gençlerle yaptığı söyleşinin izleri var..

Boran’ın ölümü, cenazesinin İstanbul’da kaldırılması üzerinden 34 yıl geçmiş. Törende kimliği ile olduğu kadar, uzun boyu, dik yürüyüşü ile saflarda ön tutan Mehmet Ali Aybar’ın dikkat çektiğini hiç unutur muyum? Hele ağır tedavi altında olduğu hastaneden kaçarak geldiği olgusu kulağıma fısıldanmışsa.. Şişli Camii’nden Zincirlikuyu’ya cenaze yürüyüşleri hiç de kısa sürmez. Kalabalık, acılı ortamın etkisi de var. Yurtdışında, önce eşinin sürgünde ölmesinin etkisi de yadsınamaz..

Akşam Mehmet Ali Aybar’ın evinde, DİSK Genel Başkanı Kemal Nebioğlu’nun çekiştirmesi ile ikisinin arasında dışarıdan gözlemci, tanık konuk da sayılabilirim. O günlere yakın tarihlerle yitirdiğimiz Ruhi Su’nun Kurtuluş Savaşı Destanı üzerinden uzunçalarını galiba çoğunluk ilk kez toplu dinlerken alabildiğine duyarlı bir ortama girmişiz.. Aybar grubuna en yakın DİSK’in liderlerinden bana en yakın olanların sıralamasında Uğur Cankoçak, Özcan Keskeç... aklınıza gelebileceklerin hepsi birden var..

Aybar’ın hastaneden kaçıp yürümesine, sağlığına ilişkin kaygılar, öfkeli eleştirilere de dönüşmüş.. İçlerinden biri dayanamadı: “Başkan sana o kadar düşmanlığı oldu..” anlamında bir itirazı oldu. Gözleri buğulu, Ruhi Su’nun uzun çalarından gelen seslere yoğunlaşmış Aybar, hızla yerinden fırladı. Yumruğunu masaya sert vuruşu ile çorba tabaklarımızdan sıçramalar oldu. “Deli misin divane misin? O, benim dava arkadaşım, dostum.. Ne zorlukları birlikte yaşadık. Cenazesinin arkasından yürümez miyim?” haykırışı, tok sesi hâlâ kulaklarımda.

Hafta sonu anma etkinliklerinde, pek çok aynı çerçeveden değerlerle buluşmaya, ülkemizin pek çok kenti ile yurtdışından katılımları öğrendikçe, geleceğimize ilişkin sağduyulu algı birikimi adına sevinç duydum.

***

2015 gar katliamına lanet yağması haberlerinden, IŞİD’in gerçekleştirdiği kanıtlanmış katliamın davasının hâlâ bitirilmemiş olması, 103 kişinin ölümünün bile anılmasının yasaklanması, polise uygulatılan şiddetin gerçekleri, birbirinden çarpıcı fotoğraf karelerine yansımalarıyla, ortak toplumsal bilinçin oluşmasındaki katkılarını hafifletemiyor. Aynı yaştan, şiddet uygulamak üzere karşı karşıya getirilmiş iki genç üzerinden gözlemler ilginç..

Genç arkadaşım Tuğba Özer’in Mor Çatı, kadın hakları savaşımının en zorlu koşullarında öne çıkmış kimliği ile verdiği bir ömür boyu emeklerin ağırlığını yakından izlediğim sevgili Canan Arın’ın günümüze dönük değerlendirmeleri, “Bırakmayın, yılmayın, korkmayın” uyarıları çok değerli..

Kadına yönelik şiddettin eylül ayına ilişkin kamuoyuna ulaşmış verileri ile 26 kadın, dört çocuğun, erkek egemen kültürün vahşetinin ürünü olarak öldürüldükleri ortaya çıkmışsa, iktidarın kendi imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine karşı savaşımdan geri dönüş olabilir mi? Eşitlik sağlamadan bitmeyecek şiddetin durdurulmasına karşı savaşımdan vazgeçilebilinir mi?

Salgına ilişkin, en acısı her yaştan ölü sayısının artmasına ilişkin olanları ile birlikte vaka sayısının tırmanış hızı, sonbahara yönelik kaygıları büyütmekle kalmıyor. Kamuoyunun değil, ama başlarına gelenlerin çok yakından tanıklık ettikleri kayıp acıları yanında, okularından uzaklaştırılması zorunlu görülen çocukların ortalıklarda dolaştırılmak zorunda kalınması, yaşlılar ile gençler arasındaki bu kez grip artı virüs bulaşıcılığının ikisinin birden artması ile ortaya çıkan çaresizlikler..

İktidar erki, kamuoyunun algılamaması üzerine zar atıp duruyor. Tayyip Erdoğan’ın bu tablo, çerçeve üzerinden Adana’da gençlerle buluşması sizce siyasal kazanım mı olacak, yoksa daha çok mu tepkilere yol açacak? Bilmem dikkatinizi çekiyor mu? Haftanın en son en güncel kirlilik, yolsuzluk, yoksulluk üzerinden yaşanılanları yansıtan haberlerine, Pandora’nın açılımının yeni gelişmelerine hiç ama hiç giremedik bile.. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları