Amerikan Rüyası

08 Ekim 2011 Cumartesi
\n

Sadece Amerikan vatandaşlarının mı? Nice yıllardır, bütün dünyada ağırlıklı genç nüfusun yaşam düşü olarak çocuk yaşlarda yüreğe düşer, ancak ölüme yaklaşılan yıllarda küllenmeye yüz tutar. 1980li yılarda ABD sendikal hareketinin konuğu bir programla, Amerikanın her yanını turlar, en yetkin kişilerden bilgilenirken, demokrasinin, özgürlüklerin beşiği ülkede, sendikalaşmanın cılızlığı, düşük emek, ağır çalışma koşulları, birden fazla işle ancak bir standardın yakalanabildiği, kayıt dışı, kaçak göçmen işçi rakamlarının milyonları bulduğu gerçeği ile yüz yüze gelmenin şaşkınlığında Nasıl olabilir?nidalarını attığımda, aynı anlama gelen çok çarpıcı bir açıklama ile yüz yüze gelirdim:

\n

Bizde çok etkin medya gücü ile kitleler öylesine güçlü bir Amerikan rüyasının peşinden sürüklenirler ki.. Herkes kendi yetenek ve çabaları ile, köşeyi döndüğünde Amerikalı milyoner olacağına, bir gün mutlaka bu şansı yakalayacağına inanır.. Sıradan bir işçi, çiftçi, her ne ise dar gelirli olarak ölmeye mahkûm olduğunu ancak ölüme yakın günlerinde kavramıştır ki... artık haklarını arayabileceği sendikalar, diğer tüm örgütlenmeler, toplumsal çabalar için çok geç kalmıştır..

\n

Sistemin Amerikan rüyasını taze, canlı tutmak için, akıl almaz çaba, para harcama, yeni yöntemler, masallar yaratma çırpınışı elbet boşuna değildir. Sadece Amerikalı değil, dünya geçliğini peşinden sürükleyecek hit sanatçılar, giyim, vitrin yaşam tarzlarını yaratmak... eşyanın tabiatından gelen bir durum. Önceki günün haberlerinde Michael Jacksonın duruşmasının haberinin içinde, zor çıkan sesi ile doktoruna anlattığı acılı yaşamından kesintiler efsane yaratmanın öteki yüzünün trajik aynası.. Efsane basketçi Michael Jordonın adının kullanıldığı, aslında Endonezyada üretilen Jordon marka Nike ayakkabının aynı kalitedeki aynı firmanın ayakkabılarının ortalama 3.5 katı fiyata kapış kapış satıldığını bilir misiniz? Daha acısı, Endonezyalı 3500 kadın ve çocuk işçinin iki buçuk yıl çalışıp 3.5 milyon çift ayakkabı üretme karşılığı aldıkları toplam ücretin bir tek reklam filmi telif ücreti karşılığına denk düştüğünü.

\n

1969 yılında Türkiyeye yeni bir göç dalgası için gazeteci olarak gittiğim Bulgaristanda, en avantajlı koşullarda burslu yükseköğrenim şansını yakalamış gençliğin iç mutsuzluğu, blucin, kot, Amerikan dansları, yaşam özentisi karşısında şaşkınlığımı anımsıyorum.. Bugün çok daha olumsuz koşullarda, iç kaosta, sosyal, iş güvencesi, eğitim-sağlık hakları kayıplarında bile bu rüyanın silindiği söylenemez. Olsa olsa kayıpların öfkesi ile biçim değiştirmiştir.

\n

***

\n

Son büyük dünya ekonomik krizinin beklenenden çok derin, uzun süreli olmasının kabul edilmesinin ardından, her gün gelişen beklenmedik yeni boyutlarında, beklenmedik sahnelere tanıklık ediyoruz. Dün Amerika kaynaklı haberlerde Çinin parasının değerini yükseltme ilişkili uygulamaya soktuğu son kararların dünya piyasaları, banka sistemlerine yansımalarının yaşandığı açıklanırken, Çin yönetimine sitemin yanında, ABnin çok uzun sürecek derin krizinin de ABDyi ciddi etkileyeceğinin vurgulaması yapılıyordu.

\n

İlk kez ideolojik boyutta Amerikan sistemini, iktidar icraatlarını hedef alan Amerikan baharı eylemlerinden gelen haberler giderek daha çarpıcı içerik kazanıyor. Batı medyası piyasalar düzeni, simge olarak Wall Streeti hedef alan eylemlerin giderek daha etkin, süreklilik kazanmakta olduğunun değerlendirmesini yaparken, 68 gençlik patlamaları ile karşılaştırmalar yapıyorlar. Farkı o tarihlerin düzen karşıtı devrim arayışlarının, bugüne daha gerçekçi, evrim arayışı ile yansıdığını savlıyorlar. Arap baharlarında çok kolay kullandıkları, destek verdikleri demokratikleşme, insan hakları, insanca yaşam kavgası, devrim...kavramlarından uzak durmayı yeğliyorlar. Avrupa kıtasında çok daha yaygın, ateşli başkaldırı, sokak eylemleri, direnişler, grevlerin peşinden gelen Amerikan baharı eylemleri besbelli sistemi fazlası ile kaygılandırıyor. Siyasiler, en son Obama, başkaldıranların istemlerinde haklı olduklarının altını çizmek gereğini duyuyorlar.. Medyada, kaçınılmaz işsizlik, yoksullaşma, yoksunlaşma, sosyal haklar kayıplarından, toplumsal geriye gidişten çarpıcı rakamları içeren haber ve araştırmalarla olayların açıklanmasını yapmak zorunda kalınıyor.

\n

***

\n

\n

Krizin ilk günlerinde, piyasaların kalbinde işlerini kaybeden finansçıların görüntüleri belleğinizde taze olmalı. Ellerinde özel eşyalarını doldurdukları karton kutular, yıllarla çalıştıkları işyerlerini terk ederlerken, üzerlerinde marka, çok pahalı giysiler vardı. Büyük olasılıkla gittikleri evleri en lüks semtlerde, en pahalı kira ya da fiyatlardaydı. Bildiğimiz çoğunluk için o parlak yaşam günleri geçmişin düşlerinde kaldı. Sokaklarda Amerikan baharı eylemlerine katılanlar öfke içinde yoksullaşma, yoksunlaşma, işsizlik, kaybettiklerine karşı, insanı yok sayan piyasalar düzeni, ekonomik önlemlerde insansız finans kurumlarının kollanmasına öncelik veren siyasete lanet okuyorlar.

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları