Balkan katliamını Tito-Ecevit önlemek isterken, Batı hep körükledi..

13 Temmuz 2021 Salı

Hafta sonu Srebrenitsa’da, yaşanan en büyük katliamın 26 yıllık acısının üstüne, dünyanın pek çok merkezinde yapılan anma etkinliklerinden, bir kez daha gerçeklerin ayrıntılarına ulaşmaktan uzakta olduğumuzun yeni bilgilerine de ulaşıyoruz. Yeni bulunan cenazelerin kaldırılması eşliğinde, işkencelerin, yaşanmış acıların boyutlarına ilişkin yeni bilgiler katılıyor..

Yıllar geçtikçe kişisel tanıklıklarımın taşları da yerli yerine oturuyor. Yugoslavya’nın kurucu lideri Tito başta, benzer yollardan yürümek isteyenlerin, Ecevit de içinde olmak üzere, katliamların beslenmesine ilişkin kaygıları, haklı tanıklıklar, gerekçeler üzerinden büyüyerek pekişiyor. Ne yazık ki Batı’nın Amerika başta, pek çok AB ülkesi içinde olarak, yangına körükle gidercesine katliamların desteklenmesi, tuzakların kurulması oyunları da eklemleniyor..

Ecevit, Tito’nun Yugoslavya modeli, 3. Dünya Liderliği, özyönetim yaklaşımlarından esinlenmiş, “Toprak işleyenin, su kullananın” söylemi aşamalarına geçmiştir. Tarihlere ilişkin bilinçaltı yanılsamalardan kurtulmak üzere önceki gün bir kez daha aramak, bilgilerine başvurmak gereğini duyduğum, o dönemlerde Prişitine Tan Gazetesi’nin genel yayın müdürü, sonraki yıllarda Yugoslovya Türkiye kültür Ataşeliği de yapacak, iki taraflı akrabalık ilişkilerimiz de olan Bedri Selim’i arayıp arşivlerine de başvurmuş oldum.

Netleşmiş doğru bilgilerle Yugoslavya’nın dönem başkanlığı, CHP’nin Genel Başkanı Ecevit’e, 12 Mayıs 1976 tarihi ile başlayacak, istenen üst yönetim görüşmelerine açık özel davet yapmıştı. Bedri Selim, Üsküp’ten Priştine’ye geçişinde, Ecevit ile Tan Gazetesi’nde yayımlanacak geniş bir özel söyleşi de yapmıştı. Fotoğraflı fotokopisinden de gözlemlediğim üzere, ekonomik, toplumsal yaklaşımlarına yarayacak birçok sonuç değerlendirmesinin yanında, son Kıbrıs gelişmeleri üzerinden bile açıklamalarına yer verilmişti. Önemli bir bilgi tazelemesiydi, çünkü Ecevit’in bu gezisi, pek doğaldır ki dönemin federal devletlerindeki büyükelçiliklerimiz tarafından baltalanmış, izleyen biz gazeteciler konvoyu örneğin Zagreb’e gönderilirken, Ecevit yakın heyeti ile Üsküp’e gönderilmişti. Ecevit, gazetecilik refleksi ile geceleri karşılaştığımız merkezlerin otellerinde bize günün programını aktararak, sorularımıza yanıtlar vererek gönlümüzü almaya çalışıyordu. Ama dış politikada deneyimsiz, göç bağım nedeni ile Nadir Nadi’nin istediğini öğrendiğim görevlendirmemde, kimi olup bitenleri anlayabilmem gerçekten güçtü.

Benim asıl şansım dönemin Yugoslavya Büyükelçisi Ramadan’ın, Kosova Priştine kökenli, dayımın yurt arkadaşı, birlikte Belgrad-Zagrep yolu inşaatında gönüllü çalışmış olmalarıydı. Tito, Bosna’nın Banyaluka merkezinde Ecevit’e, eşlerinin de katıldıkları birkaç saat içinde çok özel karşılama yapacak, tarihsel tanıklıkları, anılarını da gözlemleriyle paylaşacaktı. Ben de en değerli kısımlarını, noktası virgüllerini unutmamış olarak, Ramadan’ın aktarma cümleleriyle paylaşmış olacaktım. Dayımın yakın arkadaşı Yugoslavya’nın parçalanması, acılı günlerine dayanamayarak kalp krizinden öldüğüne göre, başkaca anıya dayalı tanıklık var mıdır hiç bilemiyorum.

***

Tito’nun kan akıtılmasını durdurmada, Yugoslavya ile Türkiye arasında işbirliği çağrısı  

***

3. Dünya Liderliğinde, Nasır en başta, İslam dünyasının farklı din bağlarını gözetmeksizin Liderliğinde kendisini baş tacı ettikleri ile söze girmiş, “Ancak hepsi İslamcı diktatörlükler yönetimleriydi. Aramızda tek laik İslam Cumhuriyeti Türkiye de olabilseydi, 3. Dünya, başta Amerika iki taraflı saldırılarda bu kadar hırpalanmaz, insanlık, dünya iki kutuplu dünyanın sert çatışmacılığına esir olmazdı..” anlamında net cümleler kurmuştu. Devamında gelinen noktada, Yugoslavya ile Türkiye’nin hiç değilse Balkanlar’da kanlı çatışmaları durdurabilmek yolunda işbirliği yapabilmeleri yolunda bir şansın olduğunun altını çizmişti. “Sizin sorununuz olan ülkelere dönük biz sırt sırta durur, bizim sorunumuz olan ülkelere dönük siz sırt sırta duruş yapabilirseniz, bölgede olası çok büyük kan akışını belki durdurabiliriz..” anlamında çok net önerilerini paylaşmıştı. Tarihin artık çok net yazdığı üzere, Tito’nun sadece ölümüne kadar beklenildi. Ecevit’e ise 1977’deki silahlı tehdide onurlu direnişi karşılığı, ancak bir ay iktidarda kalabildiği bir cehennem koşulları yaratılmıştı. Petrol ambargosu, kuyruklar, gerçek can yakan ambargolar, Ecevit, hükümetinin bir aylık iktidarı sonunda istifa etmek zorunda bırakılmıştı. Balkanlar kan revan içinde, Yugoslavya 9 uydu devletçiğe dönüştürülmüştü..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları