Deniz bitti..

05 Haziran 2021 Cumartesi

5 Haziran Dünya Çevre Günü bağlantılı, “Deniz bitti” başlığı ile çevre sorunlarımızın ülkemizdeki insandan hayvana, bitkiye uzanan tüm canlılarımız için en büyük tehdit boyutlarına ulaşmış gelişmelerden örnekler vereceğimi düşünmüş olmalısınız. Gerçeğini ararsanız haftalardır sürdürmeye çalıştığım arşiv temizliğinde dün sabah sıra tam da geçmişin işçi sağlığı, iş güvenliği üzerinden yayımlanmış sayısız yazı dizisine de konu olmuş dolapların bölmelerine gelmişti.

Yetmişli yılların insanı, bitkisi, hayvanı için yaşamsal tehdit odağı olan dosyaların yenilerine yer açılabilmesi için depoya kaldırılmaları zorunluluk olmuştu. Toptancı kurşun zehirlenmesine, ardından yüksek oranlı kansere yakalanmış akü fabrikasının, sendikalı oldukları için şanslı sayılmaları beklenen işçilerinin hastane raporları.. Kayıtsız Kapalıçarşı yöresinin ayakkabı işçilerinin benzol zehirlenmelerinin, ABD yargısının bilimsel zehirlenme standartları için bile uluslararası Amerikan polisi korumalı tanıklığı ile evrensel uzmanlığı kanıtlanmış, onurlandığımız Sevgili Prof. Muzaffer Aksoy Hocamızın gönüllü aylar, yıllar süren çalışmalarıyla kanıtlanmış, zehirlenmeden kansere uzanan yolculukları..

***

Değişen bir şey yok demek istesem de değişen çok fazla, çok daha ağır yeni şeyler var. Çevre Günü anımsattığı için değil, denizin, balıkçılığın bitirilmiş olması nedeniyle günlerdir yeni yeni haberlerle manşetlerde.. Uzaydan çekilen fotoğraflarla Marmara Denizi’ndeki balıkların ölüm haritalarını, Marmara’yı aşıp Ege kıyılarına uzanmasını izliyorduk. Dün gün boyu mevsim balığı yakalamak için uğraşıp didinen balıkçının, iki küçücük balık ile geri dönüşünün hazin görüntüsü ile yüzleşiverdik. Hem sokağa çıkma yasağı kalkmış iken, Haliç’ten köprülere, Boğaz kıyılarına uzanan oltalı balıkçı resmini çekebilen var mı? Yok.

En dramatik boyutu, sayısız bilimsel raporla uzmanlar Kanal İstanbul projesine karşı çığlık boyutunda alarm vermeye çalışırlarken Başkan Erdoğan, günler içindeki yeni konuşmalarında kararlı, inatla Kanal İstanbul’un açılışını yapacağını, betonlaşma rantı uğruna, Türkçesi yokluk içinde para gelebileceği umudu adına.. açıklamalarını sürdürürken.. Belki de, “Nasılsa Marmara’da canlılar Kanal İstanbul’u açamadan öldüler, deniz bitti, balık bitti, canlılar bitti, bari çok acil para kazanmaya bakalım..” demek isterken.. Çevre üzerinde her yeni gün sayısız katliamın haberi, Tek adam rejimi icraatları, kararnameleri ürün olarak karşımıza çıkarılırken..

***

Benim bugünkü “Deniz bitti” başlığım, ülkemizin insanoğullarının ekonomik, güncel yaşam, geçim sorunları üzerinden.. Yine Türkçesi iktidarlarının sürdürülebilirliğinde geleneksel kaynak tükenişinin üzerinden.. Ülkemizin klasik gerçek sosyal tarihine, en uzunları on yıl dayanabilmiş askeri, sivil darbeler tarihlerine bakıldığında. Erdoğan Liderliği, 19. yılına girmiş olarak çoktan rekor üstüne rekor kırmış gibi.

Aslını ararsak 2002’den günümüze uzanan Erdoğan ismi üzerinden kırılmış rekorun, iç işleyişine bakıldığında, varlıklarının hak hukuktan uzak biçimleri, dozu çok tartışmalı silahlı güce dayalı olanları, sivil darbe operasyonları sayılmamış olanlarıyla çok fazla. Yine Türkçesi tank sesi duyulan 28 Şubat, kan akmamışı ile 15 Temmuz görünen kan akıtılmış silahlı güce dayalı olanları bir yana, haksız-hukuksuz yargılamaları, işkenceleri içinde, çok fazla can kaybına yol açmış örnekleri daha fazla..

Uzun yıllar Lider isminin değişmemesi, içinden kabuk, ittifak değiştirebilmesi ile ilgili bir sonuç. Dünyada tek başkanlık modeli olarak partili başkan ucube modeli sadece bir özellik. Üstüne parlamenter rejimlerin koalisyonlarının sorunlarını mumla aratan, demokrasi, hak, hukukun işlemesini toptan kaldıran kararnamelerle yönetme suçları ile gelinen bir otoriterleşmede sınır tanımayan yapılaşma var ki.. Yine de gelinen noktalarda çarkların dönmesine yetmez olmuş. Artık hak-hukuk insandan başlayarak canlıların yaşamlarına, çevreye uzanan bir özsavunma yapılması noktasının bile çok uzaklarındayız.

Denizin bittiği gerçekçiliği ile Cumhur Cephesi ittifakı içinde sürdürülmeye çalışılan yapının içinde o kadar çok çatlak var, o kadar çok su akıyor ki.. Uslanmaz laik Cumhuriyet, sosyal devlet, hak hukuk üzerinden ittifak cephesinden olanlar olarak, zil takıp oynayacak halde bile olamıyoruz. Çünkü toptan hepimizin canı öylesine ağır acıyor ki.. Olupbitenler, taşan, fışkıran haksızlıkların; yoksullaşması, yoksunlaşması halkalarında, yaşam kaygısının içine düşmüşüz ki.. Nefes alınabilmesi adına yapamayacağımız katkı yok..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları