Hasta Doktora, Polis Avukata...

02 Şubat 2013 Cumartesi

Dün sabahın haber özetlerinde dönen görüntülerden, sünnet olmuş çocuğun yakınları asansör kapısında bekletilmesine kızmış, elbirliği ile doktoru yere yatırıp tekme tokat dövüyorlar...
Hastanenin doktorları olayı protesto etmek için poliklinik, hasta bakım hizmetine çıkmıyorlar. Bu kez günlerce telefon başında çırpınıp poliklinik randevusu alabilmiş hastalar isyanda... Hasta bakmayı reddeden doktorlara ağızlarına geleni söylüyorlar...
Geçmişte de yaşanmış çok sayıda sağlık sorunu, özlük hakları ilişkili, doktorların protesto eylemlerini anımsıyorum; o eylemlerde de mağdur, hizmet alamayan hastalar, doktorların yanında, protesto konusu eylemlerine hak veren açıklamalar yaparlardı...
Gazete-televizyon haberlerine yansımayan, Sağlık Bakanlığı’nda görev değişimi olması üzerinden, sosyal medyada sürüp giden çok düşündürücü bir tartışmayı sizlerle paylaşmalıyım.
İktidara ideolojik olarak yakın kimi sitelerde, ağırlıklı sağlıkçılar, doktorlar arasında... En uzun süre görevde kalmış bakana yönelik çok yönlü ağır eleştirileri bu köşeye taşımak, hem konuyu dağıtmak hem de anlaşılır, sağlıklı tartışmamak, şık olmaz. Özetle doktorlar, başta bakan, Başbakan tarafından en çok halkın gözünde haksız karalanmalarından, yaratılan önyargılardan yakınıyorlar. Ucuz siyaset uğruna sağlık sisteminde, işleyişinde, ileriye dönük açılmış çok ağır yaraları, sorunları tartışıyorlar.

\n

***

\n

Çağdaş Hukukçular’ı, sanatçıları da içine alan, yine medyaya çok ağır suçlamalarla yansıtılan son terör örgütü operasyonu, öncekilerin bir kötü kopyası gibi. Kötü kokuları da kaçınılmaz, başından yayıldı...
Başbakan
Erdoğan diğerlerinde olduğu üzere hemen ağırlığını koyup operasyona sahip çıkarken yargısız infaza da katkıda bulundu; avukatların bürolarının demir kapılarını, açılamazlığını anlatırken terör örgütü suç ortaklığı olarak algılamayı pekiştirdi.
Şiddetin egemen olduğu polis operasyonu ile alınan avukatlar ise işkence görenlerin savunmalarını üstlendikleri, haklarını aradıkları için, polisin özel şiddetine, hesap sormasına hedef olduklarını anlatıyorlar.
İlk gününden operasyonun her aşaması için yargısız infaz, insan hakları ihlalleri, hukuksuzluklar halkaları birbirlerine eklemlenirken, hak-hukuk savunucuları, adalet tartısı için isyan ettirici olgular yaşanıyor.
“Bu kadarı olmaz” anlamında iç-dış ilgili, sorumlu hukuk-insan hakları kurumlarından somut verilere dayalı itirazlar yükseliyor.

\n

***

\n

Aynı günler içinde “Kürtçe savunma hakkı” paketinin içine sokuşturulmuş, gizli affın tahliyeleri ile yüzleşiyoruz. Yatakların paylaşılamadığı, yer kalmamış cezaevlerine “bir küçük havalandırma” sloganlı 16 binleri bulan erken tahliyeler yapılıyor. Kadınlara şiddet uygulayanların çoğunlukla yararlanmaları haklı olarak “kadına şiddete” karşı çıkanların vicdanlarını kanatıyor. Adalet duygusunu vuracak başka boyutları ile henüz yüzleşemedik.
Siyasi davalara uzanan boyut ağır hastalar bağlantılı olabilir. Yine de Başbakan’ın siyasi davalar, TSK odaklı söylem değişikliğinin yansımaları olabilir. TSK’de komutan kalmaması, dipten dalga moral bozukluğunun olağan işleyişe olumsuz yansımaları, siyasi manevrayı zorunlu kılıyor.
Arayış hukuk devleti düzeninin işleyişi, yargısız infazları, insan hakları ihlallerini en aza indirgemek olsa; yargının, polis operasyonlarının haksız-hukuksuz işleyişinde frene basılır. Tam tersi operasyonlar iç karartıcı, umut kırıcı.
Üstüne üstlük açığa çıkmış çok ağır insan hakları hak-hukuk ihlallerine karşı önlem, duruş da yok. Silivri yargılamalarında ortalığa saçılmış haksızlıklar-hukuksuzluklara seyrici kalmanın ötesinde yeni ataklar peş peşe...
Balyoz’da, Ergenekon’da savunma hakkı gasplarına karşı duran hukukçuları savunan hukukçular, barolar hakkında da dava üstüne dava açılıyor.

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları