Hiroşima’dan Beyrut’un patlatılmasına..

07 Ağustos 2020 Cuma

Dün sabahın tüm canlı yayınlarının haberleri kesildi.. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hiroşima katliamının 75. yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesaj okundu. Kimi yandaş medya yayınlarının haberleştirilmiş dipnotlarına “ünlü komünist şair Nâzımın şiirini okudu” vurgulamasıyla geçen canlı yayında, gerçekten de önüne arkasına hiçbir yorum katılmaksızın, Nâzım Hikmet’in ünlü şiirinin, “Çalıyorum kapınızı- teyze, amca bir imza ver./ Çocuklar öldürülmesin/Şeker de yiyebilsinler..” dizelerini sözlü olarak okumakla yetindi.

Bana göre ilk kez dünyaya dönük bu kadar anlamlı, abartısız, içerikli mesaj olarak kayda geçmeli. Önüne - arkasına iç siyasete yönelik eklemlenmiş taşlama, mesaj eklemlenmemişti. Sabahtan akşama, bugün siz bu yazıyı okuyana kadar hangi sürpriz gündemli seslenişle yüzleşeceğimizi bilemeden altını çiziyorum. Beyrut’un patlatılmasının acısının, yakıcı sıcaklığının duyarlılığı ile “Türkiye’nin verebileceği çok anlamlı, doğru bir mesaj olarak..” düşünmek istedim.

Beyrut’un patlatılmasına ilişkin bugüne kadar gelecek yeni bilgilerden habersiz olarak, bu yazının kaleme alınmak zorunda olduğu saatlere kadar yeterince can yakıcı verilerin toplandığının altını ancak çizebilirim. “Beyrut ne yaşarsa yaşasın, yaşatılan acılarının küllerinden yeniden doğar..” inancını sarmış boyutlardaki yıkımların, can mal kayıpları, kentin toparlanabilmesinin güçlüğü üzerinden bilgi akışının ürkütücü boyutlarının noktalanabilmesi öyle çok kolay olacak gibi değildi..

Doğrusu kirli, bir o kadar acımasızlıkta sınır tanımayan sonuçları üzerinden “Hiroşima sonrası insanlığa yaşatılmış en ağır trajedi” benzetmesine yıllar sonra belki de abartı denilemeyecek gibi.. İlk verileri ile yüz binlerce evsizin kaldığını gösteren hasar söz konusu. Ölü - yaralı sayısı üzerinden açıklamalar için bilgiler henüz çok yetersiz.. Çünkü görüntüleri verilen patlama anının canlı görüntülü kareleri üzerinden yapılan açıklamalarda, “Ayinde yakalanan rahip, ayine katılanlardan ne kadarının yaşıyor olduğu üzerinden henüz bir bilgi yok. Kilise tavanı çökmüş, eseri kalmamış” türünden eklemlemeler yapılmak zorunda kalınıyor.. Beyrut’un zenginlik, kültürel varlık simgelerinden Hariri ailesinin kayıplarına ilişkin öngörü yapılamıyor. Kentin baştan yaratılmış bugünkü varlığının yarısından çok fazlasının tümü ile yok olduğu gibi ön bilgiler geliyor.

***

Hani emperyal kirli çıkarlar adına, Hiroşima’da insanlığa yapılan kötülüklerin sonuçları biline biline, acımasızca yaşatılanlardan sonra, bu büyük utancın ayıpları sayesinde insanlık adına dehşetin göze alınamaması sayesinde bir anlamda olumlu, “bir daha deneyememe” baskısı vardı ya.. Üzerinden savaşlarla, en çok da yoksul halkların öncelikle inanç ağırlıklı duyguları, dinler, mezhepler savaşları sayesinde binlerle yıllar geriye çekilebilmeleri tuzakları ile yol alınıyordu ya.. Bir adım da aslında dünyada söz konusu olamayacak ari ırkların sözde varlığı, doğrusu kültürel kimlikleri üzerinden çatıştırılmalarıyla en az bir yüzyıl geriye çekilmeyi sağlayan ırkçı çatışmacılıklar da içinde.. Gen bilimi günümüzde tüm insanların kanlarında en çok siyah ırkın egemenliğini gösteriyor olsa da.. Her türden alt kimlik aidiyetleri kaşınarak terör üzerinden çatışmacılıklarla tuzaklar daha bir karmaşık, görünmez boyutlarda ustaca sahneye konuluyordu ya..

Kuşkusuz Beyrut’taki sonuçları hangi gelişmelere açık çok bilinmezli patlatmanın, insanlığın virüs kuşatması travmasında ne boyutlarda, nerelere evrilebilecek sonuçları üretebileceği çok bilinmezli denklem. En acıtıcısı, ürkütücüsü gerçeğin bulunmasından çok, emperyal çıkarlar adına oynanan birbirinden kirli oyun ve tuzakta, gerçeğin ne olduğunun bulunması gibi bir kaygı yerine, halkları birbirine en çok kırdırabilecek, en kirli, en güçlü çıkar hesaplarına yarayabilecek kitlelerin medyatik güdülenmelerini hedef almış atraksiyonlar sahnelenecek.

Bir biçimi ile Beyrut’un patlatılmasının öncesi ile sonrası arasında; ülkemizi de çok ağır etkileyecek, kuşkusuz en yoğun yoksul ve yoksunların üzerinden en acımasız, en güçlü, en varsılların ister ülkeler isterse sermaye odakları olarak çıkarlarının baskın kılınması adına her yol denenecek..


Yazarın Son Yazıları

Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020
İş işten geçmeden 11 Ağustos 2020