Hitler faşisti gibi..

26 Eylül 2020 Cumartesi

Dünkü gazetemizin manşetinde yer alan, arkadaşımız Mustafa Çakır’ın haberinin başlığına takıldım. Sendika karşıtı işveren istifa eden emekçilere ikişer bin lira dağıtmış. İşçiye “zekât”la rüşvet vermiş.. Bizim gariban işçiler, iş kaybetme korkusu ile doğrusu çok ucuza gitmişler..

Almanya’da, Hamburg’da sendikal haklarını satan işçilerimize, ünlü bir tersane sahibi, Nazi kültürü kökenli, Hitler hayranı olduğu söylenen patronları, bedavadan yaşayacakları kocaman mahalleyi açmıştı. Üstüne üstlük, Almanya’da bilindiği üzere minareli cami istenmediğinden, göçmen işçilerimizi yerleştirdiği getto, bağımsız villa tipi evlerin olduğu mahalleye bir de sözde cami yaptırmıştı. Cami resmi çizilmiş binada namaz kılmaları ile yetinilmemiş, her bir eve bağlanmış mikrofonla bir de 24 saat açık dinlenebilecek Kuran yayını düzeni kurulmuştu..

Uydurmuyorum, o getto evlerde yaşayan göçmen işçilerimize, göçmenlere dönük sosyal çalışmalar yapan bir derneğin yardım çalışmaları kapsamındaki bir dava dosyası ile bağlantılı ulaşmıştım.. Üç göçmen çocuğumuzun dava dosyasında, hem uyuşturucu kullandıkları hem de sattıkları bilgisi vardı. SPD’nin, Alman Sosyal Demokratları’nın, 1983 yılında önerdiği bir proje çalışması kapsamında ulaşmıştım..

1983 yılında Almanya’da çalışan işçilerimizin olabildiğince büyük gruplarının geri gönderilmeleri çalışmaları gündemdeydi. Bizden ilk işçi alımı yıllarından, dişlerinden sağlık muayenesi yapılarak gönderilmeleri günlerinden söz konusu yıla kadar, işçi sorunları ile ilgili gazeteci kotasından, benden bizim işçilerin durumlarına ilişkin bir gözlem raporu istenmişti. Yanıma danışman olarak o tarihlere kadar çok uzun soluklu işçilerimize dönük bilimsel çalışmaların içinde olmuş Türkiye kökenli Prof. Harun Gümrükçü önerilmişti. Birlikte gitmeden Alman siyasal partilerinin olabildiğince en üst düzey yöneticileri, akla gelebilecek ilgili çalışmalara bulaşmış bilim insanları, toplumsal örgütlenmeler, işçilerimizle bağlantılı yaşanan sorunlar, elbette her türden hakların kullanılabilirliği, yargıya yansıyan boyutlarıyla da göçmenler, siyasal sığınmacıların örgütlenmeleri, elbette işçilerimiz sendikal ilişkileri, örgütlenmeleri.. farklı merkezlerden randevulu olarak sıkı bir program yapmıştık..

***

Uzatmadan sözünü ettiğim Hamburg sahillerine yakın gettoya geldiğimizde, sokakta in cin top oynuyor tablosu ile yüzleştik. Seyyar bir araçtan gıda satışı için sokağa başı kapalı, elinde kız çocuğu ile çıkmış bir kadının uzaktan fotoğrafını çektiğim için ağlaması gerçeği ile önce çarpılıverdim. Evlendiğinden beri kent içine, alışveriş merkezleri de dahil hiç gitmemişti. Kocası fotoğrafının çekildiğini öğrenirse, hele de gazetede çıkarsa, boşarmış.. Yere oturmuş dövünüyor, filmi istiyordu.. O tarihlerde ilkel makineden bir kareyi yakmak, filmi de yakmak olacağı için, daha önce çektiklerimi kurtarmak zorunluluğu içinde, asla fotoğrafını kullanmayacağımın sözünü vermek yetmemiş, yere çökmüş ağlıyordu.. Çaresizliğine galiba ben de katılıyordum. Sonunda Türkiye’ye döndükten sonra tekrar aramak, sözümü tutmak koşulu ile yemin ederek anlaşabildim. Dediğimi de elbette yaptım. İsimsiz, fotoğrafsız mahallenin portresini yazı dizime aktardım.

Adresleri elimde olan uyuşturucu kullanıcı ve satıcısı üç çocuğu, üniversite çağlarında gençler olarak yatakta, annelerini başlarında çaresiz çırpınış içinde buldum. Kuran yayını onların evine de uzanıyordu. Ancak anne çocuklarını kurtarmaya kararlı, bilinçli bir kadındı. Yıllar süren işçilik yaşamlarından sonra çocuklarını, ailelerini yaşadığı köyden Almanya’ya aldırmışlardı. İşsiz, çaresiz başlarında duramadıkları için bu durumlara düşmüşlerdi. İstanbul’da, AMATEM’i öğrenmişti. Oradaki güvenlik sistemi içinde, olmadı, emekli olmayı göze alarak çocuklarını tedavi ettirip kurtarmaya kararlı gözüküyordu..

Ha Hitler faşizmi kültüründen gelen Alman tersane sahibi patron, ha bizim cemaatlerin militanı olmuş patronların ellerine düşenler.. Ne farkları var? Biri sendikal hakları satma karşılığı bedavaya gettosunda villa tipi ev tahsis ediyor. Siyasal İslamcı en bağnaz duygularla beslenmelerini sağlıyor. Diğeri günümüzdeki ülkemizin zorlu koşullarında işçinin çaresizliğinden yararlanarak sendikadan istifa etmeleri karşılığında ikişer bin liralık zekât vermeyi yeterli görüyor.

Nâzım’ın ünlü “23 sentlik askere dair” şiirinde yerleştirdiği son sözlerle “Ucuzdur, vardır illeti” diyeceğim geliyor ama olmuyor. İçinde yuvarlanılan toplumsal kirlilikler girdabında, siyasal İslamın, tarikatlar, cemaatler ellerinde kullanılmasının sömürü boyutları karşısında canlar çok yanıyor..


Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020