Sandık - Demokrasi - Hukuk Devleti...

18 Aralık 2012 Salı

\n

\n

Çağımız diktatörlüklerinde babadan oğula geçen krallıklar, sultanlıklar yok gibi. Çağımızda diktatörlükler sandıktan çıkarılıyor, halkın çoğunluğu, iradesi gibi pazarlanıyor. Doğal olarak demokrasinin olmazsa olmaz ilkeleri, anayasal, yasal düzenleme kriterleri, referandumların içerikleri giderek daha fazla anlam ve önem kazanıyor. Evrensel insan hakları, hukuk devleti düzeni, laikliğin ayaklar altına alındığı düzenlerde sandıktan çıkan iktidar, çok yüksek oy oranları, halkın iradesi, demokratik düzen anlamına hiç mi hiç gelmiyor. Hak ve özgürlüklerin, bağımsız yargının kısıtlandığı düzenlemeler için yapılan referandumlardan yüzde yüze yakın oy çıksa da sonuç demokratik hakların katledilmesi oluyor.\n

\n

Çok çarpıcı, çok sıcak gündemli örnekleme ile diktatörlüğe başkaldırı ile Mısırda diktatoryal yönetimin devrilmiş olması, bugün Mısır halkını farklı inanç ve kimlikleri ile eşit yaklaşımla kucaklamayan, daha ağır hak-hukuk ihlalleri sonuçlarını üreten, tek mezhep ağırlıklı, radikal şeriatçı yapılanmanın önünü açan, daha da diktatoryal bir yönetimin geliyor, iktidara yerleşiyor olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Henüz kesinleşmemiş referandum sonuçlarının hileli, az farklı cepheleşme sonuçlarının sakıncaları ayrıntı. İnsan hakları, demokrasi, hukuk devleti düzeni adına çok sakıncalı, şeriatçı, bağımsız yargıyı da tehdit eden, evrensel hukuk ihlalleri Mısır halkının geleceği için asıl tehdit.\n

\n

Mısır referandumu bağlantılı kamera uzatılan seçmenlerin Mursi ve Müslüman Kardeşler yandaşı olanlarının, tek mezhebe dayalı şeriat yorumu ile evrensel insan hakları, hukuk devleti düzeni, inanç özgürlükleri, laiklik, demokrasi kriterlerindeki anayasal düzenleme yasaklarından rahatsız olmamaları, varsayalım ki referandum sonucunda yüzde 90lara varan oy çoğunluğuna ulaşsalar da hak ve özgürlükler boyutunda Mısırda demokrasi katliamı sonucu doğru değil mi? Söz konusu sandık oylaması, çoğunluk oyu ile Mısır halkına çok pahalıya patlayacak uzun soluklu, sonuçları çok ağır yeni bir diktatörlüğün kurulması değil mi? Sahi farklı bir şeriat yorumu, akımı kaynaklı olsa da İran devrimi ile benzer sonuçlara ulaşılmadı mı? İran devrimi üzerine oturtulmuş, mollalar rejiminde bugüne dek ne kadar insanın idam edildiğini, hangi boyutlarda insan haklarının gasp edildiğinin bile ölçümlenmesi yapılabilmiş değil.\n

\n

***\n

\n

Türkiye Cumhuriyeti, İslam dünyası içinde eksiği-gediği ile daha demokratik bir rejim içinde cumhuriyet, laiklik, hukuk devleti, anayasal insan hakları, sosyal devlet düzeni ile ayrışmış, birikimlerini yaratabilmiş tek ülke. Gerçi biz de askeri-sivil darbe, sandığı çıkarları adına kullanmayı yeğeleyen siyasi iktidar, derin devlet yapılanmaları ile sabıkalıyız. Yine de askeri darbelerin bile geçici, olumlu olmayan iktidar icraatlarına karşı gerekçelendirmek zorunda kalmış, toplumsal iradesi, gelişimi gerçeğine bir türlü kavuşamamış, evrensel insan hakları, demokrasi, laiklik, hukuk devleti düzeni hatta bir ucundan sosyal devletten yana olabilmiş bir konumdayız. Bu toplumsal birikimimiz, refleksimiz sayesinde ne zaman tehdit algılamalarımızdan, korkularımız, kaygılarımızdan söz etsek, özgürlüklerin tersine hak gasplarını savunmuş cepheden gelen ses hep Boşuna korkuyorsunuz, siyasi polemik yapıyorsunuz, Türkiye İran gibi, diktatörlükle, padişahlık özentiliği ile yönetilen bir ülke olamazyanıtı gelir.\n

\n

Mısırın bir zamanlar demokraside değil ama laiklik, gelişmişlikte, çok kültürlü kimliklere tanınan özgürlüklerde üçüncü dünya liderliğine kadar yükselmiş olduğu, İranın çok köklü bir uygarlığa, toplumsal gelişmişliğe çokkültürlü yapılanmaya inat bağnaz tek yanlı bir şeriat yorumunda yaşamaya zorlandığı gerçekleri görmezlikten gelinir. Dünyanın ilk feminist anayasasını yazabilmiş bağımsız Afganistanda Talibanın bu çağda en bağnaz yorumlarının nasıl geçerli olabildiği sorgulanmaz.\n

\n

Herneyse, Türkiyeye gelirsek... 80 yıllık cumhuriyet birikimleri, kazanımlarının bir yana atılabilirliği, somut haklar gasplarının çarpıcı örnekleri, az kaygı nedeni midir? Hele de evrensel insan hakları, hukuk devleti, sosyal devlet kriterleri adına, emperyal sistemin ayakta kalması uğruna verilen ödünler, yaratılan vahim kavram kargaşasında standart sapmalar değil mi? Gelişmiş ülkelerde bile insana ait tüm değerler, kazanımlarda yaşanan ağır geri gidişlerde, toplumu afyonlamaya yönelik din ve ırk ayrımcılığı üzerinden cepheleştirmeler, çatışmalar en etkin araç. Ötekilerin çaresizliğine duyarsızlık, yoksul güney dünyasında en altta kalmamak için farklı din-mezhep, ırk ayrımcılığı üzerinden katliamları, iç savaşları üretiyor.\n

\n

Silivri özelinde bir sıçrama yapalım. Evrensel insan hakları, hukuk devleti düzenine aykırı uygulama örnekleriyle, özel yargı eliyle, Türkiyede darbelere karşı savaşım tuzak olabilir. Somut suçlu-kanıt-ceza ilişkisinin hesabı sorulur.

\n

Yazarın Son Yazıları

Hitler faşisti gibi.. 26 Eylül 2020
Ruhi Su’yu anma.. 22 Eylül 2020
Batan geminin malları.. 19 Eylül 2020
Yalancının mumu.. 15 Eylül 2020
Yaralar nasıl sarılacak? 28 Ağustos 2020