Tükenmişliğin Ortasında...

20 Ocak 2015 Salı

Bakanlar Kurulu, Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında, hükümet üyesi Başbakan’ın başkanlığında görev yapan sorumlu bakanlarla, Cumhurbaşkanı’na bağlı oluşturulan başkanlıkların karşılıklı oturdukları fotoğraf karesiyle ilk ortak toplantısını yaptı. Gündemi, içeriğine ilişkin yapılan açıklamalar ne olacaksa olsun, ortada geçerli anayasal düzenin zorlanması var. Medyatik algılaması, amaçlandığı üzere geçerli hukuk devleti düzenimiz için garabet olsa da, başkanlık sistemine geçişin hazırlığı, dayatması var...
Ortak kamuoyu oluşturma korosu, “Seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın varlığı parlamenter düzenin sınırlamalarına uymuyor. Zaten öncesinde, seçim kampanyasında, Cumhurbaşkanı, başkanlık sistemine geçişi, gerekli anayasal değişiklikleri savunarak oy almıştı, seçmeni onu destekledi. Önümüzdeki seçimlerde AKP başkanlık sistemine geçiş yolunda gerekli Meclis çoğunluğuna sahip olabilir ya da ittifak yapabilirse, başkanlık sistemine anayasa değişikliği ile geçilir. Cumhurbaşkanının çağrısı ile başkanlığında bakanlar kurulu taplantısı zaten yürürlükteki anayasa hükümleri içinde, yapılmış önekleri de var...” diyor.
Öncelikle Cumhurbaşkanı’nın parlamento dışında seçilmesinin, yürürlükteki anayasal düzenin hukuk mantığı, parlamenter düzenin siyasal işleyişine, özüne aykırı olduğu gerçeği bağıra bağıra anlatılmaya çalışılırken, AKP’nin 12 Eylül referandumu ile, yargı bağımsızlığı da beraberinde katledilmiş olarak var olan siyasal sistemimize bile bile yama olarak eklemlenmişti. Gül’ün cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan Hükümeti, AKP’nin onay makamı gibi kullanılmış gibi olsa da aynı hukuksal düzen içinde Cumhurbaşkanı Gül’ün çağrısı ile bakanlar kurulu toplanmadı. Siyaseten denenmesi bile sıkardı herhalde. Özal’ın 12 Eylül, dünya liberal piyasalar düzeninin desteğini arkasına almış olarak, gerçekten de siyaseten kritik dönemlerde çok az denemesi var. Gerisi zaten 12 Eylül Anayasası’na konulmuş amaca uygun uluslararası krizler süreçlerinin gündemiyle, sivil iktidarın denetlemesi çerçevesinde yine de sınırlı sayıda örneklerdi.

***

Geçmişte, “gerekli görülen haller” gerekçeli Cumhurbaşkanı’nın katılımı ile yapılan toplantıların bugün oturtulmak istenen yapı, algılatma paketi ile uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Yani AKP, Davutoğlu Hükümeti’nin, parti organları, seçmenlerinin suskun kalışları, parlamenter düzene aykırı, hukuksal olmayan garabet gerçeğini ortadan kaldırmayacak. Aksi düşünülmemiş olarak anayasal düzen içinde cumhurbaşkanına hesap sorulamıyor olması, var olan rejime, hukuk devleti düzenine aykırı icraatlar yapıldığı gerçeğini ortadan kaldırmayacak. Daha vahim sonuçları ise dünkü toplantı sonunda Cumhurbaşkanı çevresinde oluşturulan icraata dönük kadrolaşma, başkanlıklar eliyle icraata dönük çalışmaların taraflar arasındaki uyum nedeniyle sorun olmayacağı güvencesi verilse de... Cumhurbaşkanı’nın bugüne kadar yaptığı üzere, yaşamın her alanında icraata dönük çıkışlarının sayılamayacak kadar çok rejime ilişkin olumsuz tartışmalı sonuçları olacak...
Ak Saray’ın görkemli betonarme binası ile Atatürk Orman Çiftliği’ni yok eden, yargı kararları, ihale koşullarındaki hukuksuzluklarıyla; ekonomi olumsuz SOS sinyalleri verirken, astronomik lüks maliyetleriyle çok çok tartışılıyor, kullanım biçimindeki ilkleriyle kara mizah konusu oluşturmalarını.. yeniden gündeme taşıyacak değilim. Yaklaşan seçimlere dönük sonuçları daha da vahim olacak. Hukuken seçime girecek sorumlu hükümet, AKP yönetim kadroları başka, seçmenin onlara verecekleri oylarla fiilen çatışan, oluşacak iktidar gücü gerçeği çok başka... Şimdiden çelişkiden sorumlu taraflar uzlaşmalı şikeye “Etle tırnak, alan razı, satan razı, Erdoğan tartışmasız lider, elbette yeni seçilecek kadroları da belirlemede, yapılan hir işte, iktidar icraatında sözü geçecek..” demiyorlar mı?
İktidarlarının 13. yılında yakalanmış iktidar gücünü kaybetme korkusu, öfkesi, suç niteliğine ulaşmış her türden kirliliğin.. paniğinde, sivil diktatoryal baskılarla.. Ülkenin geleceği kaygısı, yaratılan gerilim, çatışmaların kriz, kaos, iç savaş yaratma dinamikleri yok sayılıyor... Gazetemize yönelik kurgulanmış yalan suçlamaları, asıl korkulan gündemleri saklamanın ötesinde başka bir çerçevede okumanın, değerlendirmenin olanağı yok... Hrant Dink cinayetinin 8. yılında, cinayeti hâlâ karanlıkta. Dün yine yaşam haklarının savunucuları “yüzleşme” sloganı altında Agos’un önünde buluştular. Çok odaklı katliamın tüm suçlularının yargı önünde hesap vermelerinin sağlanmasını istediler. Erdoğan- Davutoğlu İktidarlarının birlikte kollamalarında, azmettiren olarak cinayet suçuyla ilişkisi, suç topunun Cemaate atıldığı eski mahkeme yargı kadrolarının elinde de dosyaya girmişken, yurtdışına çıkması yasağı ile serbest bırakılmış sanık Ercan Demir en son Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne terfi ettirilmişti...
Ölüme sebebiyet verme suçlaması ile dün Ankara’da teslim oldu ve tutuklandı... Cizre’de, “90’ların hayaleti” dolaşırken, 20 günde 5 çocuk öldüren iç çatışma, başka merkezlere sıçrayan sıcak çatışmalar, İstanbul’da patlayan son bombalar, “Barış süreci” için, çok başka boyutlarda yeni ağır tehdidin gelişmeleri...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları