Acılı arabesk üstü bir romantik komedi

27 Ağustos 2015 Perşembe

Kırgın Çiçekler, yaz sezonunun “ergen-erkil” ekran düzeniyle uyarlı çerçevede karşımıza çıkan diziler arasında en “arabesk” ve “damardan” olanı. ATV’de ekrana gelen ve yayımlandığı gün reyting listesinde (en son totalde 7.05’le) zirvede olan dizi, diğer yapımlar gibi “aile olmak-olamamak” (parçalanmış aile/kayıp aile) meselesi üzerinden özellikle genç zihinlere ve kalplere seslenen bir içeriğe sahip.

Ancak diğer dizilerde söz konusu olan, yaz havasına uyarlı “light” akış ve romantik-komedi tarzı yok. Seyirciye deyiş yerindeyse hafif bir yemekten ziyade “acılı arabesk” servis ediliyor.

Ayrıca ergen kızlarımızın seyir hâkimiyetini dikkate alan karakter yapılandırmaları açısından da en “bonkör” çalışma ile karşı karşıyayız. Öyle ki bir önceki yazıda değerlendirdiğimiz İnadına Aşk (Fox) eğer yaz dönemi ergen dizilerin nispeten eril (“maskülin”) ağırlığa sahip olanı ise Kırgın Çiçekler de en dişil (“feminen”) olanı denilebilir. Hatta yer yer “girl power” idealine doğru yol alınacağını hissettiren kesitler bulmak mümkün.

Ön planda 10’lu yaşların sonunda beş kızımız var. Hepsinin hikâyesi yekdiğerinden beter, hazin, iç burkucu. Üvey baba tacizine uğramış, öz anasına durumu anlatınca da umduğunun aksine kendisi gözden çıkarılarak yetiştirme yurdunu boylayan Eylül (Biran Damla Yılmaz), kızların en öne çıkanı. Eşitler arasında birinci de denilebilir.

Sonra babası cezaevinde, annesiyse bir başka ilişkiye yelken açıp kayıplara karışmış “harbi” kızımız Songül (Gökçe Akyıldız) var. Son bölümde onu, bir koruyucu aile bulma hayali önce gerçekleşir gibi olup sonra sönünce gerisin geri hüzünle yurda dönerken izledik. Göz kamaştırıcı bir zenginliğin bağrında yaşıyorken, iflas eden babası bunalıma girip eşini de öldürerek intihar edince anababasız kalan ve yetimhaneye savrulan Cemre’yi (Hazar Motan) ise içerisinde büyüdüğü görkemli eski evin kapısında sinir krizleri geçirirken...

Yorulmadıysanız yahut daral gelmediyse devam edelim: Gayrimeşru bir ilişkiden doğduğu için yetimhaneye verilmiş Meral (Aleyna Solaker) ve yine annesi tarafından bebekken terk edilip kendini orada bulmuş Kader’le (Çağla Irmak) “kırgın çiçekler” tamamlanıyor.

Son bölümde Kader’in sahneleri de hayli yürek burkucuydu: Annesini buldu ve kadının yaşadığı eve gitti. Kapıda hizmetçiyle konuşurken anne geldi, yüz yüze döndüklerinde annesinin “Kızım” diyerek sevgi gülümsemesiyle ona baktığını gördük, ama hayal kırıklığı gecikmedi. Sevgi dolu bakışın hedefinde kadının “meşru” küçük kızı vardı ve Kader’in arkasından koşarak gelip annesine sarıldı. Kader’in payına ise annesi tarafından (üvey) kardeşine “hizmetçinin kızı” olarak takdim edilmek düştü!

Kızlarımızın hayatı, yetiştirme yurdu ile hep beraber devam ettikleri aynı okul arasında mekik dokumakla geçiyor. Okul, onların dış dünyaya, dolayısıyla eşitsizliğe, adaletsizliğe, hoyratlığa açılan kapısı. Dizi, çatışmacı dinamiğinin önemli bir kısmını okulun zengin ve şımarık aile çocukları ile melül mahzun “Beşli”mizin ilişkisinden alıyor. Tahmin etmenin zor olmadığı sahneler var: Zengin ama kifayetsiz kızların “Bizimkiler”e yönelik kıskançlık tepkileri…

Zengin oğlanların yetim-yoksul kızlarımıza ilgisi ve kızların kendi aralarında oğlanlara yönelik içine düştüğü aşk üçgenleri, vs...

Yaz sıcağında “çivi çiviyi söker” dercesine acılı yemek gibi servis edilen dizinin romantik komediye çalan bir yanı hiç yok da değil. Kızların yurt ve okul gelgitinde en yakını iki yetişkin, yurt müdür yardımcısı Feride (İpek Karapınar) ile okulun yakışıklı spor öğretmeni Toprak (Özgür Çevik) arasındaki ilişki, diziye bu bakımdan “tatlandırıcı” etkide bulunuyor. Karakter itibarıyla birbirine karşıt; biri titiz ve takıntılı, diğeri savruk ve sakar iki insanı aşka düşürerek dizinin yaz sezonunun bir ana beklentisi olan romantik komedi ile buluşmaya çalıştığı söylenebilir. Ama ortada da bir “sentez” sorunu var gibi! Adeta “pilav üstü kuru” misali bir acılı arabesk üstü romantik komedi izler gibiyiz.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları