Aynı namlu...

Aynı namlu...

05.06.1980 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Sol kesim içinde birlik sağlanması için şimdiye dek çok söz söylendi, çok yazıldı, çok çizildi. Somut gerçekler, soyut tartışmaları aştığı zaman, bu birlik çağrılarının önemi ve güncelliği daha iyi anlaşılıyor.

 

İşte, Merzifon ve Çorum’da yaygın kitle terörü var.

Devlet, Çorum ve Merzifon’da kamu düzenini ancak sokağa çıkma yasaklarıyla sağlıyor. Bu yasaklar daha ne kadar sürer? Yarın öbür gün, buralarda olduğu gibi başka illerde de sol eğilimli yurttaşlarımız üzerine kanlı saldırıların düzenleneceği gün gibi açıktır.

Kahramanmaraş soykırımı üzerinden çok zaman geçmedi. Kahramanmaraş’ta Alevi ve solcu yurttaşlarımızın üstüne kan kusan canavarlığın başka illerde de denenmek istendiği, açıkça belli olmuyor mu?

Bir faşist namlunun önünde CHP’li ve TİP’linin hiç farkı yoktur. Faşist namlu, CHP, DİSK, TİP, TSİP, TİKP, TÖB-DER, POLDER ayrımı gözetmiyor. Çünkü faşist namlunun amacı, emekten ve haktan yana olan bütün insanları, bütün partileri, bütün örgütleri susturmaktır. Şimdi Çorum’da, CHP’li, TİP’li, TSİP’li DİSK’li, TİKP’li çeşitli fraksiyon ve eğilimde kim varsa, bunların hepsini hedef almış durumdadır.

Bu koşullarda bile sol kesimin birleşeceği ortak noktaları görmemek için gerçekten sağır, gerçekten kör olmak gerekir!..

Elbette ki, kendisine “sol” ve “devrimci” diyen herkesin bir çatı altında, bir örgüt çerçevesinde toplanması beklenemez. Ama hiç olmazsa, “benzer eğilimler” bir siyasal parti olarak bir araya gelebilirler. Bu kural, sosyalist sol için geçerlidir.

Bugün, sosyalist birikim, çeşitli sosyalist partiler ve örgütler arasında dağılmıştır. Bu dağınıklığın sosyalist eyleme hiç mi hiç yararı yoktur.

Sol kesim içinde sağlanacak birlik için CHP’ye büyük görev düşüyor. Örneğin, CHP ile DİSK arasındaki sürtüşmenin bugün için haklı ve doğru görünen bir yanı var mıdır? Orta sol bir parti, kendi dışındaki solu, böylesine dışlamak ve suçlamak zorunda mıdır?

DİSK işçi sınıfının tek devrimci sendikal örgütüdür. CHP, DİSK olgusunu, kişisel çekişmelerin ötesinde iş ve eylem birliği yapması gereken bir siyasal ağırlık ve örgüt sorunu olarak görmelidir. CHP’nin dilinden hiç düşürmediği “diyalog”, Demirel ile değil, DİSK ile, Türk-İş çatısı altındaki sosyal demokrat sendikalarla ve sosyalist parti ve eğilimler ile demokratik kitle örgütleri için söz konusu olmalıdır!

Halka çevrilen faşist namlular, solun hangi ilkeler çerçevesinde ve ne için, ne amaçla birleşmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. İlk koşul, CHP ile DİSK arasındaki buzların çözülmesidir. İkinci koşul, sosyalist birikimdeki benzer eğilimlerin bir çatı altında toplanmasıdır. Üçüncü koşul, emekten ve emekçiden yana olduğunu söyleyen bütün kişi ve kuruluşlar arasında tam bir dayanışmanın kurulmasıdır.

Faşist namlu karşısında birleşmeyen, birleşmeyi düşünmeyen, nerede ve nasıl birleşir? Bugün için sorulacak soru budur.

Evet, bu soruyu soralım ve tartışalım!

 

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984