Karanlık cinayetlere bir yenisi daha eklendi: Devrimci öğrenci Kenan Dayıoğlu, Ankara’da kimliği bilinmeyen kişilerce, on yerinden kurşunlanarak öldürüldü. Böylece bir mezar taşı daha, cephe suçlarının üzerine konmuş oldu. Bu kaçıncı cinayettir?.. Hiç düşündünüz mü?!
Taylan Özgür... Vedat Demircioğlu... Coşkun Yaşamak... Mehmet Ali Aytaç... Duran Erdoğan... Mehmet Doğan Kılan... İhsan Kozanoğlu... Mehmet Cantekin... Ruhi Kılıçarslan... Mehmet Büyüksevinç... Battal Mehetoğlu... Şerif Aygün... Necdet Güçlü... Mahmut Öztaş... Hasan Şimşek... Ali Genç... Hikmet Demir... Battal Öz... Hüseyin Eren... Murat Gökten... Ahmet Karabulak... Ahmet Deveci... İbrahim Kocakarın... Ekrem Söğüt... Ayhan Alkan... Necmettin Giritlioğlu... Koray Doğan... Burçin Öztürk... Muharrem Çivikıran... Kerim Yaman... Veli Yıldırım... Avni Gönel... Nail Karaçam... İlker Mansuroğlu... Hıdır Altınay... Niyazi Tekin... Şahin Aydın... Hüseyin Arslantaş... Avni Gökoğlu... İbrahim Kaypakkaya... Erol Gültekin... Tuğrul Tunçal... Hüseyin Çapkan... Cezmi Yılmaz... Halil Pelitoğlu ve şimdi de Kenan Dayıoğlu...
Bir cinayet şebekesi ülkemizde kol geziyor. Anayasa yok, yasa yok, dirlik, düzenlik, barış yok artık!.. Bir çete, infaz mangası gibi, büyük kentlerin sokaklarında dolaşmakta, güpegündüz adam vurup dehşet saçmaktadır. Kim bunlar!?.. Kim?!.. Kimden destek almakta, kimlerin koruyucu kanatları altında körpe vücutlara kurşun yağdırmaktadır? Her şeye alıştı toplum. Kimseden ses çıkmıyor. “Yüreklerin kulakları sağır” belki de. Yolsuzluklara alıştık, hırsızlıklara alıştık. Şimdi de kamu vicdanı kanlı cinayetlere alıştırılıyor. Cinayet haberlerini umursamıyor kimse.
Karşıt görüşlü öğrenciler çatışmış, bir öğrenci öldürülmüş... Öldürenler kim? Bizim yurttaşlarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, oğullarımız. On sekiz yaşında, yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, birer ikişer vurulup ölüyorlar. Yok mu, yok mu bir hesap soran?!.. Bu kadar ucuz mu insanımız?..
Bu vurdumduymazlık böylesine sürüp durursa, göreceksiniz, kanlı cinayetler toplumun başka kesimlerine de sıçrayacak. Katil çeteleri, namlularını aydınlara çevirecek bundan sonra; gazetecilere, yazarlara ve politikacılara çevirecek. Yasanın susup namluların konuştuğu günleri yaşıyoruz.
Yok... Hesap soran yok ki!..
Bir toplum böyle çürür işte. Gözler önünde cinayetler işlenir, susulursa, devletin hangi saygınlığından söz edeceksiniz? Devlet kardeşlere, yeğenlere krediler dağıtırken var, gencecik öğrenciler öldürülürken yok... Hısım akrabaya milyonlar dağıtırken var, gençlerin kanları kaldırımları ıslatırken yok... İdam sehpası kurarken var, kelepçe takarken var... İşkence yaparken var, devrimci öldürülürse yok.
Bunun adı milliyetçilik midir? Nedir bu? Söylesenize nedir bu?!..
Devletin ilk görevi, hangi siyasal düşüncede olursa olsun yurttaşlarına can güvenliği sağlamaktır. Can güvenliği sağlanmazsa ne demokrasiden söz edebilirsiniz, ne özgürlükten, ne de anayasa düzeninden. Öyleyse nedir bunun adı?!.. İç savaş mı yapıyoruz?!.. Kan davası mı güdüyoruz?!..
Neden öldürülüyor bu insanlar?.. Böyle genç yaşlarında, böyle hunharca kurşunlanarak... Yazık değil mi? Söyleyin yazık değil mi?!! Bu kan bizim kanımız, bu can bizim canımız...
Bu gençlerin ana babalarını düşünün. Bin bir güçlükle, bin bir emekle yetiştirip büyütmüşler. Sonra da bir gece yarısı, bir kara tabut içinde gönderiliyor çocukları. On yerinden kurşunlanarak öldürülmüş. Sabaha kadar da, karlar üzerinde bekletilmiş körpe vücudu Kenan Dayıoğlu’nun. Hangi vicdan sızlamaz buna?!..
Nerede katiller, katiller nerede?!..
Başbakan yok mu? Var... İçişleri bakanı yok mu? Var... Adalet bakanı var mı? Var... Emniyet genel müdürü var mı? Var... Milli İstihbarat Örgütü müsteşarı var mı? Var...
Devlet nerede öyleyse?
CHP’ye büyük görev düşüyor. Hiçbir konu can güvenliği kadar önemli değildir. Bütün cinayetler parlamento kürsülerine getirilmeli ve bu karanlık cinayetlerin hesabı sorulmalıdır. İşkenceler unutturuldu. İşkenceciler bağışlandı. Amma bu kanlar kurumaz, gün gelir sorulur bu hesaplar...
Namluların konuştuğu yerde, belki bir süre vicdanlar da, yasalar da susturulabilir. Fakat bir gün vicdanlar da, yasalar da konuşursa, o namluların içinden sadece katil çetelerinin kimlik kartları çıkar. Kanlı mezar taşları bir gün ayaklanır ve birer tokat gibi katillerin yüzlerine fırlatılır. Ve o kaldırımlar, o kanlı kaldırımlar, üzerlerindeki kirli ayak izlerini hep üzerlerinde taşırlar. Silinmez o lekeler...
Döktükleri kanların içinde bir gün boğulacaklardır. Bir gün mutlaka...