Ünlü bilgin Galile’nin yaşamı, bilim özgürlüğünün yiğitlik ve yılgınlıkla dolu yazgısını oluşturur. Özgür düşüncenin çeşitli ülkelerde çağlar boyu karşılaştığı baskılar, hep Galile’yi anımsatır. Oysa Galile, bilim özgürlüğünün ödün vermez bir yiğit savaşçısı değildir. Engizisyon Mahkemesi önünde, daha önce kanıtladığı bilimsel gerçeği yadsımış; egemen güçler karşısında diz çökmüş ve susmuştur.
Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sergilenen, Bertolt Brecht’in “Galile” oyunu, bağnazlıktan kaynaklanan baskıların bir bilim adamını nasıl eritip tükettiğini, düşünceyi açıklama özgürlüğünün baskılar karşısında nasıl gerilediğini anlatıyor. Galile rolünde Kerim Avşar belki meslek yaşamının doruğundaki en görkemli oyunu içinde, sizlere Galile’nin bilimsel araştırma coşkusunu, sevinçlerini ve korkularını soluk soluğa duyuruyor.
Korkuları, sevinçleri ile Galile, Avşar’ın büyüleyici oyunu ile sanki çağları aşıp bugün önünüze gelmiş gibidir. Avşar’ı izlerken, Galile’nin bilimsel araştırma coşkusu ile korkularla ve sevinçlerle kuşatılan küçük dünyası arasındaki ikilemini sanki sizler de yaşıyorsunuz.
Oyunun bir yerinde Engizisyon Mahkemesi önünde yazdıklarını ve söylediklerini yadsıyan ve bundan sonra da susacağına söz veren Galile’ye öğrencisi, Andrea bir inanç ve öfke seli gibi karşı koyar. Andrea, öğretmeni Galile’nin bu yılgınlığından acı duyar ve “Yazık o ülkeye ki, kahramanlardan yoksundur” der. Galile’nin bu sözlere yanıtı çok düşündürücüdür:
Yazık o ülkeye ki, kahramanlara ihtiyaç duyar.
Galile’nin kanıtlamaya çalıştığı gerçek, dünyanın güneşin çevresinde döndüğüydü. Bugün kimsenin tartışmadığı bu gerçek, Galile’nin yaşadığı dönemde Engizisyon Mahkemesi kararıyla bu sözleri söyleyenlerin yakılmalarını gerektirecek nitelikte ağır bir suçtu. Galile, yakılmaktan korktuğu için, kanıtladığı gerçekleri yadsımak ve susmak zorunda kalmıştı.
Bütün bunlara karşın dünyanın güneşin çevresinde döndüğü, Galile’nin serüvenlerinden sonra bütün dünyaca benimsenmiş ve bugün artık tartışılmaz bir gerçek olarak bilim dünyasının en ilkel buluşlarından biri olarak yerini almıştır.
Öyle ama bilimde, sanatta, siyasette söylenmesi gerekip de söylenemeyen bunca gerçek için bugün de dünyamızda yer yer kahramanlara gereksinme duyulmuyor mu? Bilimde, sanatta ve siyasette yeni sözlerin, yeni buluşların ve önerilerin dile getirilmesi birer kahramanlık konusu olursa, bizler insanlık ve uygarlık tarihi önünde birer zavallı yaratık durumuna düşmez miyiz? Bir ülke niçin bilimde, sanatta ve siyasette kahramanlara gerek duysun? Niçin bir ülkede alışılagelen bir hakkın, bir başka ülkede özlenmesi, istenmesi ve dile getirilmesi bir kahramanlık konusu olsun? Evet niçin, niçin?
Yılgınlığın iç ezikliğini taşıyan Galile, öğrencisini yanıtlıyor:
Yazık o ülkeye ki, kahramanlara ihtiyaç duyar...
Gerçekten de kahramanlara gerek duyulmayan bir düzenin yaratılması gerekmiyor mu? Sözgelişi, ülkemizdeki her kesimden aydın, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde içtenlikli ve hoşgörülü bir anlaşma içine girmiş olsaydı, insan hakları ve hukuk devleti konularında cesaret ve özveri isteyen sözlere ve o sözleri söyleyecek kahramanlara hiç gerek kalır mıydı?
Evet, yazık ki biz böyle kahramanlara gerek duyuyoruz. Oysa hukuk devleti hepimiz için güvencedir. Özgürlüklere, ancak kendi özgürlüklerimiz tehlikeye düşünce sahip çıkma ikiyüzlülüğü sürüp gittikçe bu açmazlardan kurtulmamıza hiç olanak yoktur.
Hukuk devleti ve demokrasinin, kahramanlara gerek duyulmadan, nefes aldığımız hava, içtiğimiz su gibi doğal ve vazgeçilmez bir düzen olması, bilim özgürlüğünün hiçbir engel ve baskı ile karşılaşmadan, bilim adamlarının, Galile örneğinde gördüğümüz gibi, kişiliklerini yıkmadan gelişip güçlenmesi, kahramanlara tapınma alışkanlığını da unutturmuş olur. Kahramanlara gerek duyulan bir ülkede, herkes kendisine düşen şu ya da bu ölçüdeki bir görevi savsaklamış demektir. Çünkü her kahraman, başkasının yapmadığını, yapamadığını yapmak zorunda kalan adam demek değil midir?
Ülkemizi “kahramanlara gerek duymayan” bir ülke yapmamız çok mu güçtür?
Not: Galile oyununu çok beğendim. Sanırım YÖK Başkanı Prof. Dr. Sayın Doğramacı da bu oyunu izlemek isteyecektir. Kendisine iki kişilik bilet ayırmış bulunuyorum. Dilediği gün oyunu izleyebilir. Oyunu izledikten sonra kendisi ile bilim özgürlüğü üzerine bir küçük söyleşi yapmak isterim.