Hukukçu ve cellat

Hukukçu ve cellat

23.06.1974 12:00
Güncellenme:
Takip Et:

Hukuk, tarihin her döneminde egemen güçlerin aracı olmuştur. Siyasal iktidarlar, emekçi halk yığınlarının istek ve özlemlerini bastırabilmek için mahkemeleri ve köle ruhlu yargıçları birer işkence aleti gibi kullanmışlardır. Siyasal tarih bu tür mahkemelerin öyküleri ile doludur. Bugün, tarihten bir yaprak çevirerek, Hitler’in hukukunu ve yargıçlarını tanıyacağız:

Hitler, iktidara geldikten bir süre sonra parlamento binası önünde yaptığı konuşmada:

"Ben Almanya’nın en büyük yargıcıyım..." diyerek hukukun bir önemi olmadığını ilan ediyordu. Bu konuşmaya hiçbir hukukçudan tepki gelmedi. Sindi bütün hukukçular.

Hitler’den önce “Weimar Anayasası” döneminde Alman yargıçları bağımsızdılar. 7 Nisan 1933 tarihinde “Genel Grevler Yasası” ile Yahudi soyundan gelen bütün hukukçular görevlerinden alındı. Aynı yasada şu hükme de yer verildi:

“Nasyonal sosyalist devlette hiçbir zaman yer almayacakları anlaşılanlar mahkemelerde görev alamazlar.”

Hitler’in Baş Hukuk Danışmanı Adalet Bakanlığı Müşaviri Dr. Frank, “nasyonal-sosyalist” hukuk anlayışını bir konuşmasında şöyle özetler:

“Nasyonal sosyalizm karşısında hukukun bağımsızlığı yoktur. Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: ‘Benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi?’ Her kararda şöyle söyleyiniz:

Bu karar Alman halkının nasyonal sosyalist vicdanıyla uyuşuyor mu? İşte o zaman, nasyonal sosyalist halk devletinin birliğine karışmış ve Adolf Hitler idaresinin ölümsüzlüğünü tanımış olarak üçüncü Alman imparatorluğunun otoritesini kendi karar alanınızda her zaman için sağlayacak bir temel buldunuz demektir...”

Hitler açıkça ilan ediyor:

Hukuk yoktur, devlet vardır. Devleti de ben temsil ederim ancak. Sadece ben!..

1937 yılında, “Genel Grevler Yasası” yeniden değiştirildi.

Bu kez “siyasal bakımdan şüpheli” görülenler de görevlerinden kolaylıkla alındı. Bundan sonra bütün hukukçular, siyasal iktidarın güdümündeki “Nasyonal Sosyalist Alman Hukukçular Birliği”ne girmek yükümlülüğü altına da sokuldular artık. Bütün hukukçular Hitler’in gözü altındaydı bundan sonra. Bütün bu baskılara birkaç yargıç karşı koyabildi yine de. Hitler yönetimi, parlamento binasını yakarak bunu bazı solcuların üzerine attı. “Dimitrof” ve arkadaşları “Alman Yüksek Mahkemesi”nde yargılandılar. Mahkeme, sanıkları suçsuz görerek beraatlarına karar verdi.

Bu karar Alman mahkemeleri için bir dönüm noktası oldu. Hitler, bu kez “vatana ihanet” davalarını yargılayıp karara bağlamak için “Volks Gerichtshof” adıyla bir olağanüstü mahkeme kurdurdu. “Volks Gerichtshof”un Türkçesi “Halk Mahkemesi”ydi. Mahkeme dokuz üyeden kurulmuştu. Dokuz üyenin dördü hukukçu, diğer beşi ordudan ve SS’lerden seçilmekteydi. “Halk Mahkemesi”, olağanüstü bir askeri mahkeme görünümündeydi.

Hitler faşizmine karşı olan birçok aydın, işçi ve siyasetçi bu mahkemede yargılandı. Mahkeme başkanı “Roland Freiser” ise Amerikan uçaklarının attığı bir bomba ile mahkeme içinde öldü sonradan.

“Halk Mahkemesi” dışında bir başka özel mahkeme daha vardı Hitler’in emrinde. “Sondergericht” adıyla anılan bu mahkeme, üç kişiden oluşmaktaydı. Bu yargıçlar nasyonal sosyalist ilkeleri benimsemiş parti üyelerinden seçilirdi.

Bu mahkemelere, sanıkları savunacak avukatlar sokulmazdı. Savunma avukatları da Nazi Partisi üyeleri arasından seçilirdi. Sanıkları savunmak isteyen birkaç avukat da toplama kamplarına götürülürdü.

Yargıcıyla, avukatıyla tüm hukukçular esir alınmıştı Hitler rejimince. Hukuk profesörleri birer papağan, yargıçlar ise oyuncaktı Hitler’in elinde.

Bugün, Hitler’e uşaklık etmiş yargıçlara “hukukçu” demek mümkün müdür artık? Bunlar, siyasal cinayetlerin kiralık katilleridir. Bir yüksek kürsüye cüppeyle çıkmak, cellatlığa meşruiyet kazandırmaz hiçbir zaman...

Yeni Ortam, 13 Haziran 1974

 

İlgili Konular: #Uğur Mumcu

Yazarın Son Yazıları

Papa Davası...

“Papa suikastı davası”nın üç Bulgar ve iki Türk için “kanıt yetersizliğinden” beraat ile sonuçlanması ve Ağca’ya silah sağlayan Ömer Bağcı’nın da “İtalya’ya silah sokma suçundan” mahkûm olması, olayları yakından izleyenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Devamını Oku
01.04.1986
Devlet içinde devlet...

İstihbarat örgütlerinin çoğu “devlet içinde devlet” deyişine hak verircesine sınırsız yetkiler kullanırlar. Örneğin Beyaz Saray mı CIA’yı yönetir, yoksa CIA mı Beyaz Saray’ı belli değildir. Bunun gibi Kremlin mi KGB’ye egemendir, yoksa KGB mi Kremlin’e, bunu da kestirmek güçtür.

Devamını Oku
26.09.1985
Adalet duygusu...

“Adalet duygusu” diye bir inanç vardır. Bu inanç bir kez sarsıldı mı, istediğiniz kadar çabalayın, inandırıcı olamazsınız. Hele adalet duygusu devlet eliyle yok edilirse yıkıntı büsbütün büyük olur.

Devamını Oku
28.04.1985
ASALA ve PKK...

Orly katliamı davasında Ermeni teröristlerin avukatı “ASALA ile Fransız hükümetinin temasları olduğunu” söylemiş.

Devamını Oku
22.02.1985
Devrimci demokrat...

Her dönemin kendine özgü kavramları oluyor. Bir zamanlar, “mürteci” ve “gerici” gibi kavramlar sık sık kullanılırdı. 27 Mayıs İhtilali’ni izleyen günlerde “kuyruklar” nitelemesi de çok kullanılmıştı. “Statükocu” tanımı da yine o günlerde toplumsal dönüşümlere karşı koyanları belirlemek amacıyla sık sık yinelenirdi. Sonra “ortanın solu” daha sonra “milliyetçi toplumcu” ve “liberal sağ” gibi kalıplara başvurulmaya başlanmıştı. 1968 Ağustosu’nda Sovyet ordularının Prag’a girişinden sonra Türkiye’de “güler yüzlü sosyalizm” kavramı ortaya atılmıştı.

Devamını Oku
07.12.1984
Yurtseverlik Bilinci...

Güneydoğu yöresindeki olaylar yine sürüyor. Ayrımcı teröristlerin sınırlarımızın ötesindeki belli yerlerden destek aldıkları da artık iyice anlaşılıyor. Tam anlamıyla “dış destekli bir bölücü başkaldırma” ile karşı karşıyayız. Ulusal sınırlar içinde barış ve özgürlük içinde yaşamak isteyen herkesin bu bölücü eylemlere hep birlikte karşı çıkması gerekir.

Devamını Oku
02.12.1984